Zamanın felaketleri – Fikrikadim

Zamanın felaketleri

Atasözlerimizde zaman genellikle olumlu nitelikte anılır: “zaman her şeyin çaresidir”, “zaman yaraların ilacıdır”, “en iyisi zamana bırakmak” gibi. Olumsuz örnekler de yok değil tabi: “zaman aleyhine döndü”, “zaman felaket getirdi” gibi.

Geçenlerde bir ayette “raybel menûn” şeklinde bir deyime rastladım. Zihnimde, gençliğimdeki çalışmalardan kalan bilgilerle “rayb”ın, evet, “şek, şüphe, zan” yaygın anlamlarının ötesinde “değişiklik”, “bozukluk” gibi tâli anlamlarının da olduğu kalmış. “Menûn”un ise “istek, arzu, talep…”

Bu çağrışıma neden olan deyim: “min meniyyin yumnâ” yani “şehvetle fırlatılan meni-döl”.

Döl, dilimizde bel altı bir sözcük olarak avam arasında kullanılmaktan çekinilmez ise de havas arasında –özel sohbetler dışında- uluorta söz konusu edilmekten kaçınılan bir şeydir. Ya da bana öyle gelir. Oysa Arapça karşılığı olan “meni” (Türkçeye de geçmiştir ve aynen kullanılır) Kur’an’da bile “insanın meniden yaratıldığı” beyanlarıyla çekinilmeden sıkça kullanılır. Üstelik sözcüğün Arapça kökünde, “döl”ün Türkçe karşılığında rastlanmayan semantik bir çağrışım da vardır: “Meni”nin kökü “m-n-y” üçlüsünden türeyen bir isim olup, kök sözcüğün anlamında “temenni etmek, arzu etmek, ummak-umdurmak” gibi “istek ve arzu” içeren anlamlara sahiptir.

Bu bilgiler çerçevesinde Kur’an’daki insanın yaratılış başlangıcını anlatan “min meniyyin yümnâ” beyanının motamot veya utanma gerektirmeyen tercümesi “şehvetle fırlatılan meni-dölden” olur. Fakat meal ve tefsirlerde “şehvetle” sıfatının kullanıldığına pek rastlamayız. Hatta “fırlatılan” sözcüğüne de rastlamayız. Utanırlar mütercimler. Şöyle kuru bir çeviri çıkar karşımıza: “atılan bir sudan…

Menûn” ile “meni” ve “yumnâ”’nın aynı kökten oldukları aklımda kalmış. O haliyle “raybel menûn” deyimini “arzuların değişimi” olarak telakki ettim. Deyimin kullanıldığı ayet şöyle:

Yoksa onlar sana ‘şairdir, arzuların değişmesini gözetliyoruz’ mu diyorlar? (Eğer öyleyse) De ki: Gözetleyin o halde, ben de sizinle birlikte gözetlemekteyim.” (Tur, 30-31)

Zihnimde canlanan bu mana çerçevesinde ‘arzuların değişmesi’ çok önemli bir sosyolojik gerçekliğe denk düşüyordu.

Bilindiği üzere zamanın belki kısa vadede (yani bir yıl, iki yıl, üç yıl gibi) değişmesi ile insanların yani toplumun istek ve arzularında bariz değişiklikler gözlenmez. Ancak vade birkaç beş yıl, on yıl gibi orta vadeli bir zaman dilimine ulaşınca, yeni yetişen nesiller sebebiyle mutlaka değişik istek ve arzular ortaya çıkar.

Nitekim bilinen bir örneği hatırlamak gerekirse, Musa’nın (a.s.) kavmi, o şehre girmeyi göze alamayan bir yapıda iken Allah (c.c.) onlara o şehri kırk yıl haram etti ve çölde zorluklar içinde yaşamak zorunda kaldılar. Bu süre zarfında çöl şartlarında doğup büyümüş, çetin ceviz bir nesil ortaya çıktı da sonunda o şehre girebildiler.

Şimdilerde sadece bizde değil, hemen hemen tüm dünyada yeni yetme bir gençliğin toplu gösteriler yapmaya başladığına şahit oluyoruz. Bunlara “Y kuşağı” diyorlar. Ortak kanaate göre 1990’lı yıllarda doğmuş olan gençler bunlar. İçinde yaşadıkları ortamın gelmişini, geçmişini bilmeden haklı-haksız bir takım istek ve arzularla sokaklara, meydanlara, parklara toplanıp gösteriler yapıyorlar.

Yapılan sosyolojik araştırmalar bunların ortak bir ideallerinin olmadığını ortaya koyuyor. Ortak oldukları bir tek şey var: ya o ülkenin bir idarecisinden müştekiler, ya meclisinden ya da yasalarından vesaire… Bu birliktelik bir tepki ortaya koymaya yetiyor ama bir başları, temsilcileri, yetkilendirdikleri kimse olmayınca anlamlı bir sosyo-siyasal erke dönüşemiyorlar. Zaman zaman tepkilerin dozu aşırıya kaçınca yönetimleri zor durumda bırakan toplumsal bir kargaşa ve anarşi ortamının oluştuğunu da görmekteyiz.

Yaşlanınca insanlar daha muhafazakâr olurlar. Biz de artık muhafazakâr kuşaktanız ve yeni nesil ile aramıza “değişen arzular” giriyor. Nitekim son Gezi olayları dolayımında Sayın Başbakan: “biz elinde Molotof değil, bilgisayar olan gençlik istiyoruz” şikâyetini dillendirince, twitter denilen sosyal medyada olaylara katılan bir yeni yetme ona şu şekilde yanıt vermişti: “bizim gibi olsun ister misin?”

Evet, zaman değişiyor, nesiller değişiyor, arzular, istekler, temenniler değişiyor; değişmeyen bir şey var: devleti yönetenlerin bakış açısı! Sanırım ister istemez onlar da değişecekler. Ya değişecekler, ya değişecekler; başka yolu yok!

Gelelim “raybel menûn”un doğru anlamına: “zamanın felaketleri” demekmiş. Yukarıdaki ayet mealinde “arzuların değişmesini”n yerine “zamanın felaketlerini” koyunuz. Sonuçta zihnimizde çağrışım oluşturan mana, gerçek mananın çok da uzağına düşmemiş, hamdolsun.

 

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Fikri kadim’in editöryel politikasını yansıtmayabilir

*BU MAKALEDE YER ALAN FİKİRLER YAZARA AİTTİR VE FİKRİKADİM?COM'un EDİTORYAL POLİTİKASINI YANSITMAYABİLİR.
  Sosyal   Medyada   Paylaşın

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Yorumlara kapalıdır.

Bir yorum bırak