Yıllar Geçti Ben Büyüdüm – Fikrikadim

Yıllar Geçti Ben Büyüdüm

Günlerden bir gün bir arama geldi cevaplama yeteneğini unutmuş olan telefonuma. Ötedeki ses benden ‘bir şeyler’ yazmamı istiyordu. İlk başlarda afallamış olsam da neyse ki hala idrak edebilme yetimin son damlalarıyla toparlayabildim. Toparladım toparlamasına da istenilen ‘bir şeyler’ benim açımdan çok garipti. Yardımlaşma hikayelerimin sözcüklere dökülmesi isteniyordu. Her ne kadar literatür de yardımlaşma olarak geçse de bu kavram, aslında benim tedavi sürecimdi ve ben hasta mahremiyetine saygı duyan biriyim. Fakat sonra ötedeki ses beni ikna etti ve bir şekilde serüvenimi şöyle bir anlatmak istedim.

70 yaşlarında dünyalar tatlısı bir ‘anne’ ile büyüyen annesiz bir çocuktum. En büyük şansım eskilerden dediğimiz yaşayan bir insanlık abidesinin himayesinde olmamdı. Komşusu açken uyuyamayanlardandı o. Ekmeğin bölüşüldükçe çoğaldığına inanan bir kadın. Doğaya, börtü böceğe değer biçen biri. Ekmeğinden suyundan içmişliğimden olacak ki bir şeyler kapmışım farkında olmadan. Onunla yaşarken normal hayatın yardımlaşarak süregeldiğini düşünürdüm. Tüm dünyanın yaşam şekli bu doğrultu da diye bir kanıdaydım. Fakat azizim, konu hiçte öyle değilmiş dış dünya da. İnsanlar ekmek bölüşmeyi bırak tebessümü bile çok görür vaziyetteymiş. Ne acı! Annemden ayrı ilk yardımlaşma girişimim ilkokul sıralarında başladı. Durumu düşük olan arkadaşlarımın çantalarına teneffüslerde gizli bir şekilde, aldığım simitleri, kalemleri vs. bırakmam ve sonra olup bitenden habersizmişçesine onları izlememdi. Gizliden koyardım çünkü annem insanların bir onurunun olduğunu bunu asla başkalarının yanında incitmemem gerektiğini tembihlerdi. Her ne kadar bu öğüdü dinlemiş olsam da anlamam yıllar sonra gerçekleşecekti.

Yıllar geçti ben büyüdüm. Ben büyüdükçe yalnızlığım ve kimsesizliğim de büyüdü. Ve tabi ki annemde büyüdü!! Ruhumda bir şeyler hep acı çeker haldeydi. Kalabalıklar içerisindeydim fakat çok yaralıydım. Kimsesizliğimin unutulduğu zamanın, ilk olarak okuduğum lisenin karşısında seyyar satıcılık yapan yaşlı bir teyzeye yardım ederken olduğunu fark ettim. Birilerini mutlu etmek benim mutsuzluğumu gideriyordu. Bunu idrak ettiğim gün bir Newton havasındaydım. Bende bulmuştum. Ruh çekimi… Lise dönemlerimdi o zamanlar. Okuldan hemen sonra yaşadığım şehrin argo da varoş olarak adlandırılan mahallelerine gezintiye çıkıyordum. Yoldan geçen herkesle selamlaşıp muhabbet etmeye başladım. Bir zaman sonra oradaki insanlar beni benimsedi ve artık dertlerini anlatacak duruma geldiler. Üç aşağı beş yukarı sosyo-ekonomik durum ortadaydı. Ama sistemli olmam gerekiyordu. İnsanlarla samimi olmam sistem kurmamı çok daha kolaylaştırmıştı. Artık nereye ne lazım anlar gibiydim. Benim param yoktu ama bulabilecek azmim vardı. İlk işim tanıdığım bütün ‘akrabalarımı’ ziyaret etmek oldu. İnsanlara durumu anlattım ve onlardan kıyafet, gıda, ev eşyası gibi materyaller istedim. Geri dönüşler beklediğimden iyiydi. Çünkü herkes içinde bir yerlerde vicdanını temize çıkarmak istiyordu. Çünkü herkesin ruhunda sarılmayı bekleyen bir yara vardı. İyilik veya yardımlaşma olgusu muhtacın değil muhtaç olmayanın hikayesi idi. Allah bir ayetinde der ki; deldiğim boğaza ben kefilim. İnsanlar bir şekilde doyar, yaşar, büyür. Bizler birilerine yardım ederek kendi psikolojimize yardım etmiş oluyoruz. Yapılan iyilik kendimize. Yoksa emin olun dostlar insanlar minnetsiz bir şekilde pekâlâ da yaşayabilirler. Yeter ki sizler sağ elinizle yaptığınızı sol elinizle insanların gözlerine sokmaya kalkışmayın. Saygı duyun! Sevin.. Bir insanı, bir tebessümü, doğayı, hayvanları belki de bir nesneyi. Merhamet edin! Merhamet edin ki merhamete mazhar olasınız! Yaradanı sevin lütfen. Korkmayın, sadece sevin. Yaptığınız işleri cennet kavramı için değil de yaradanın hoşnutluğunu gözeterek yapın. Çünkü o bizleri çok seviyor, ben buna kefilim!

Yaptığım her şeyi anlatamam ki hatırlamıyorum da. İzlediğim yolun ana hatlarına değinmek istiyorum. Yardımlaşma, iyilik etme sözcüklerinin içini sadece maddi işler yaparak doldurmak çok yanlış bir tutumdur. Tanıyıp tanımadığınız herkesle selamlaşmak, güler yüzlü olmak, insanları dinlemek(!), bir insanı hayat telaşından bir anlık olsa da çekip almak, yüzündeki tebessümün sebebi olmak.. İşte bizlere insan sıfatının içini doldurabilmenin anahtar kelimeleri.

Yaptığım işler artık çok kısıtlıymış gibi gelmeye başlamıştı. Daha çok insana ulaşmam gerekiyordu. Bunu da bir ekiple yapabilirdim. Oturdum kadim şehrimin sosyal yardımlaşma kuruluşlarını araştırmaya başladım. Yazdım, çizdim, ekledim, çıkardım. Belirlediğim birkaç derneğe önceleri ziyaretçi olarak gittim yaptıklarını izledim, inceledim. Güven önemli bir konu. Daha sonra bu kuruluşlarda gönüllü olarak çalışmaya başladım. Haliyle daha çok yere ulaşabiliyordum ama bir yerden sonra bu da az gelmeye başladı. Yeni hayatlara dokunmak beni iyileştirmiş ve içimdeki sevgi tohumlarını koca amazon ormanlarına dönüştürmüştü. Daha sonra kuruluşların yanında belediyelere gidip yardım kollarında gönüllü oldum. Gönüllü üyesi olduğum belediyeye bir teklif sundum. Yaşlı insanların sohbetine ihtiyacımız var dedim. Ve artık araştırma yapıp belirlenen ulu çınarlarımızı evlerinde ziyaret etmeye başladık. Onlarla çay demledik, ağladık, güldük, birbirimizi özledik.

Yazının Devamını okumak için Tıklayın

*BU MAKALEDE YER ALAN FİKİRLER YAZARA AİTTİR VE FİKRİKADİM?COM'un EDİTORYAL POLİTİKASINI YANSITMAYABİLİR.

YAZAR HAKKINDA

fikrikadim.com sitesinin görüllü editörü
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.

Bir yorum bırak