Vicdan hareketi mi adaletsiz kalkınma mı? – Fikrikadim

Vicdan hareketi mi adaletsiz kalkınma mı?

Milletin AKP li vekillerine çağrı

Milletin bir ferdi, bir Akp seçmeni olarak (öyle olmasam bile kendimi onların yerine koyarak) sesleniyorum size. Baştan söyleyeyim, “Bir ‘saçı uzun aklı kısa’dan akıl alacak değiliz” diyorsanız eğer, okumayın hiç. Sözüm böyle demeyenlere, saçı uzunların bazen saçı kısalardan akıllı olabileceğine ihtimal verebilenlere. Bazen daha akıllı, çoğu durumda daha vicdanlı olabilir saçı uzunlar. Bu meselede lazım olan da daha çok vicdan, ama tabii akıl da var işin içinde.

Önümüzdeki günlerde bir tercih yapmanız istenecek sizden. Önünüze gelecek rapora bakıp oy kullanacak, Komisyondan çıkan karara uygun veya ona aykırı davranmak arasında tercih yapacaksınız. Bıçak sırtı bir konum. Yapacağınız tercih, mensubu olduğunuz partinin, Davutoğlu’nun dediği gibi gerçekten bir vicdan hareketi olup olmadığını gösterecek. Tahminler daha çok komisyon kararına uygun davranacağınız yönünde. Ama ben aynı oranda aksinin de olabileceğine inananlardanım. Çünkü vekilliğimi verdiğim insanların arasında akıl ve vicdan sahibi bir topluluğun bulunduğuna dair umut besliyorum. Ayetin dediği gibi: “.. Ve belki içinizden iyi ve yararlı olana davet eden, doğru olanı emreden, eğri ve yanlıştan alıkoyan bir topluluk çıkar. ..” (Ali İmran/102).

Sizi 1 mart tezkeresine hayır demeye çağıranlara çoğunuz kulak vermiş ve tezkereyi geçirmemiştiniz. Bu erdemli davranışı unutmadık. Köprünün altından çok sular aktı, o zamandan bu zamana iktidar olmaya alışmış, iktidarınızı kaybetmekten korkar olmuşunuzdur belki. Bu, “kendi arzu ve hevesinin peşinde giden” (Rum/29) insanoğlundan beklenen bir tavır. Ama “Allah’ın insan bünyesine nakşettiği fıtrata uygun davran” (Rum/30) öğüdüne uyanlar, uymaya devam edenlerin tutumu elbette farklıdır. İşte bu oylamada aranızda hala “erdemli ve dürüst” kalanlar olduğunu göreceğiz, göstereceksiniz.  

Tamam, 17 -25 aralığın bir darbe girişimi olduğuna ikna olduk. Yolsuzluk iddiaları dışında olayın ortaya çıkarılma ve sunum tarzı; öncesinde ve sonrasında yaşananlar, yapılanlar; malum krizler buna ikna olmamızın nedenleriydi. Tablo açıktı ama bunun içindeki yolsuzluk iddialarını, vakti gelindiğinde onlara dönüleceğini düşünerek hep bir tarafa koyduk. Evet sizi destekledik. Ama bu kayıtsız şartsız değil moda tabirle “ama”lı bir destekti. “Şu tehlikeyi bir atlatalım, hükümeti daha güçlü bir şekilde yetkilendirelim ki yargıdan ve emniyetten kötü niyetliler ayıklansın, tarafsız bir yargı oluşsun, sıra yolsuzluklara gelsin, asla üstü örtülmesin onların” diyen bir destek. Sanırım bunun farkında olanlarınız vardır ve umarım sayıları çoktur.

Komisyon kararı bu konudaki ilk hayal kırıklığımız oldu. Ama bitmedi, önümüzde, içinde “üzülmeyin, biz hala burdayız ve hala hak ve hakikatin yanındayız” diyerek hayal kırıklıklığımızı gidereceklerin bulunduğuna inandığım genel kurul var.

Komisyon kararından önce “Yüce Divan”a güvenilemeyeceği, bakanların buraya gönderilmesinin paralel darbe teşebbüsünde bir son nokta olacağı söylemleri dolaşıma sokuldu. Ama buna ikna olmamız biraz zor. Çünkü iddia dışında, buna dair bir gösterge yok. İddia, Haşim Kılıç’ın bazı tutumları ve Mahkeme’nin bazı “hükümete rağmen” kararlarına dayandırılıyor ki bunlar çok zayıf göstergeler. Hele Mahkeme’nin seçim barajıyla alakalı hükümetin işine gelecek şu son kararı, iddiayı iyice zayıflatıyor. Ayrıca komisyon oylamasından hemen önce dolaşıma sokulmuş olması da söylemin inandırıcılığını azaltıyor ve insanı “paralel darbe iddiası da tıpkı Ergenekon gibi sulandı, işlevsel bir argüman olarak her durumda ona başvuruluyor” şeklinde düşünmeye itiyor. Davutoğlu’nun komisyon özgür iradesiyle karar verdi, baskı yapılmadı açıklamasını da tekzip eden bir durum bu.

Yüce Divanın bu hükümet döneminde şekillenmiş olmasına, Abdullah Gül tarafından atanmış çoğunluğuna rağmen varsayalım ki bu iddia doğru ve Yüce Divanda paralelcilerin oy çoğunluğu var. Ve çok küçük bir ihtimal de olsa suçsuz oldukları halde bakanlara haksızlık yapılarak aleyhlerinde hüküm verildi. Bu neyi değiştirir? Halkın gözünde mahkum mu olurlar yoksa yine acabalı mı kalırlar? Kaldı ki böyle bir durumda kararın gerekçeleri ortada olacağından bir hukuksuzluk olursa bu kolaylıkla çıkacaktır ortaya. Ve Anayasa Mahkemesi tarih önünde mahkum olacaktır. Bunu göze alabileceklerini hiç sanmıyorum. Herkesin gözünün üstünde olduğu Mahkeme üyeleri ortada bir suç yoksa eğer, varmış gibi gösterebilir, oturdukları yerden delil üretebilirler mi?

Bu yol açılırsa işin Bilal’e uzanacağı söylentileri var, bundan mı korkuluyor? Yani her şey bir Bilal uğruna mı? “Hilal” değil Bilal uğruna mı batacak güneşler? Darbe deniyor, Bilal hükümet düşürmeye yeter mi? En fazla, küçük bir ihtimal Cuhurbaşkanına da yüce divan yolu açılır. Gerekiyorsa bu da olur. “Tek Adam” psikolojisinden kurtulsak mı artık? Hükümet düşmez yani. Çürük elmaları ayıklaya ayıklaya yol alacak, başında Davutoğlunun bulunduğu, zeki, dürüst, doğru işler yapmaya çalışan güçlü bir kadro yok mu arkada? Varsa vardır.

Ama diğer durum, yani eften-püften bahanelerle Yüve Divan’dan kaçma durumu, bu defa darbeyle değil ama sandıkla düşürebilir hükümeti. Bu olmasa bile Yüce Divan’dan kaçmak bakanların da hükümetin de akp nin de hem tarih önünde hem halkın vicdanında sonsuza kadar mahkum olması demektir.

Özetle durum şu; Yüce Divan’a gidilmesi halindeki ihtimallerden biri adamlar suçsuzsa aklanmalarıdır. İkinci ihtimal suçlularsa mahkum olacaklar ama “kardeşi olsa hırsızın kolunu kesen, içindeki çürüklere müsamaha göstermeyen” bir hareket olarak akp aklanacak ve işte o zaman Yeni Türkiye’yi temiz bir sayfa açarak inşa etme yoluna girebilecektir. Üçüncü ihtimal olarak suçsuzken hüküm giyme ihtimali ki buna yukarda değindik zaten. Yüce Divan’a gidilmemesi halindeyse “suçlulardı, kapatıldı”dan başka ihtimal yok.

Ama akılcı ve parti çıkarını kollayan bu türden analizleri de bir kenara bırakarak vicdan ve tevekkül diyebilmek aslolan. Yani ne olursa olsun, hakkın ve hakikatin yanında olmak, doğru bildiğinden şaşmamak ve sonucu Allah’a bırakmak. O değil mi ki en büyük tuzak kurucu, tüm oyunları bozan? “Görelim Mevla neyler neylerse güzel eyler” demek, diyebilmek.

Ağır gelecek biliyorum ama Kılıçdaroğlunun “hadi kuldan utanmadınız, Allah’tan da mı utanmadınız?” sözünü de hiç yabana atmayalım. Bunu söyleyenin Kılıçdaroğlu olmasına takılmadan, onu Allahtan gelen bir uyarı, bir vesile olarak görün, derler ya “söyleyene değil, söyletene bak”  

Bir de şu var: Allah’ın ayetlerini makaraya alanları göndereceğiniz mahkemenin güvenilir olup olmaması ne kadar önemli?

Allah’ın ayetleri kulağınızdan, kalbinizden silinmesin oyunuzu kullanırken:

“Bakın kendilerini günaha kaptıranlar iman edenlere gülerler” (Mutaffifîn/29). “Sınırsız Rahmet Sahibi … dürüst ve erdemli davrananları sevgiyle kuşatacaktır” (Meryem/96)

“Öyleyse Rabbin hükmünü sabırla bekle ve onlardan hiçbir günahkar veya nanköre uyma” (İnsan/24)

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Yorumlara kapalıdır.

Bir yorum bırak