Tophâne'de neler oluyor? – Fikrikadim

Tophâne’de neler oluyor?

Süleyman Seyfi Öğün / YeniŞafak

Türkiye’de kentsel dönüşüm süreçleri hızlanarak devam ediyor. Özellikle de İstanbul’un târihi dokusunu oluşturan ve çöküntü bölgeleri olarak bilinen alanlar, mahalleler el değiştiriyor ve dönüştürülüyor. Ama, sürecin sosyolojik ve kültürel arkaplanında tuhaf şeyler yaşanmakta olduğunu çok az insan biliyor.

Meselâ Sulukule’deki dönüşüm neredeyse tamamlandı. Bir zamanlar Roman yurttaşların oturduğu ve eğlence mekânlarının cirit attığı, yarı virân konutların bulunduğu yerde bugün,-mimarisinin yakışıksızlığını da söylemeliyim-sessiz ve solgun yeni bir doku oluştu. Yeni Sulukule’de depreme dayanıklı yeni konutların yer aldığından artık eminiz, ama burada nasıl bir hayât yaşanıyor, onu bilmiyoruz.

Ama çok daha ilginç olan husus, entelektüellerin Sulukule konusunda gösterdiği hassasiyetti. Neler yapmadılar ki? Konserler, installationlar, toplu Sulukule ziyâretleri ve basın açıklamaları… Sulukule’nin o şenlikli dokusunun yok edilmemesi için ‘farkındalık’ yaratma çabaları…

Oysa aynı dönemlerde Galataport temelinde, bir başka namlı mahallede, Tophâne’de de ilginç gelişmeler yaşanmaktadır. Semtin binaları hızla el değiştirmekte ve burası ‘Beyaz Türkler’in İstanbul’da yaşamak istedikleri kozmopolit bir semte dönüştürülmektedir. Süreç elyevm devâm ediyor. Fakir Tophânelilerden alınan târihî binalar turistik apart hotel, sanatevlerine ve sergi salonlarına dönüştürülüyor. Tophâne, apart hotellerde konaklayan turistlere, ya da sanatevleri ya da galerilerden sokaklara taşan kokteyllere karşı Tophânelilerin sert müdahaleleriyle gündeme geldi. Kimse ‘Tophâne nedir? Tophâneli kimdir?’ diye sormadı. Bugün Tophâne denilince ‘yobaz mahallelilerin’, sanat ve sanatçıya ‘Ortaçağ’ kafasıyla saldırdığı bir yer anlaşılıyor. Garip olan şu: Tophâne’de de bir dönüşüm yaşanıyor. Ama Sulukule’den bâzı farkları var. Bir kere süreç zamana yayılıyor ve için, için işliyor. Ortada bir yıkım yok. Tam tersine târihî binalar ihyâ ediliyor. Ama sonuç, Sulukule’den farksız. Sonuçta, adım adım, belki de 200 senedir, Tophâne’ye rengini veren bir kültür, o kültürü var eden insanlar oradan sökülüp atılıyor. Bir önemli fark da şu: Sulukule’nin insânî dokusunun bozulmasına ağıtlar yakan ‘Beyaz Türkler’den bu konuda ‘tıs’ çıkmıyor. Tam tersine bu dönüşümün baş aktörleri kendileri. Bunu rahat rahat yapabilmek adına da medyada sık sık Tophâneli insanları ‘yobaz saldırganlar’ olarak lânse ediyorlar. Tophâne’de keyifle sürdürmek istedikleri kozmopolit bir hayâtı inşâ edebilmek, Tophâneli’yi oradan uzaklaştırmak için ellerinden geleni ardlarına koymuyorlar.

Geçen gün Tophâne’nin, Mustafa Dede olarak bilinen, Tophane Tayfunspor’un da başkanı olan (Mustafa Yalçın) bir kanaat önderiyle sohbet ettim. Mustafa Yalçın bana âdeta bir Inception filmi deneyimi yaşattı. Onun anlattıklarından anladım ki, Tophâne aslında kendi sivil kültürel dönüşümünü 1970’lerde tamamlamış bir semt. Öncesinde her türlü yasadışılığın kol gezdiği bir suç mahallesi olan Tophâne, bir doktorun oraya yerleşmesiyle dönüşmeye başlamış. Doktor, kimsenin el uzatmadığı bu fakir insanlara bedâva sağlık hizmeti vermiş. Daha sonra, onları çoktan unuttukları din ile tanıştırmış. Tophâne’nin namlı bitirimleri, bıçkınları, kabadayıları, esrarkeşleri, hırsızları birer birer tevbe etmişler. Elbirliği edip mahallenin namusunu oluşturmuşlar. Yoksullukları değişmemiş. Ama Tophâne’yi yüz yüze sıcak ilişkilerin hüküm sürdüğü, herkesin birbirine dar gününde destek verdiği, ortak bir güvenlik havasında yaşadığı bir mahalle haline getirmişler. İstanbul ‘un yaşadığı kültürel değişimden kendilerini korumaya çabalamışlar. Bunun için içlerine kapanmış ve birbirlerine kenetlenmişler. Reddetmiyor; ‘Evet’ diyor Mustafa Yalçın, ‘yeri geldiği zaman şiddete başvuruyoruz. Ama bu, sâdece kendimizi korumak, mahallemizin namusunu korumak için’. (Mahalle hayâtına övgüler yağdıran Beyaz Türkler işin bu tarafını görmezler. Sıkışınca ‘mahalle baskısı’ diye bir şeyden şikâyet ederler Mahalle; beğenin, beğenmeyin namusuyla işte budur.).

İlginç olan diğer bir husus, yine Mustafa Yalçın’dan öğreniyorum ki, bu dönüşümü herhangi bir şeye tahvil etmemişler. Yâni ne cemaate , ne tarikate ne de siyâsete. Çünkü Doktor onlara bunu men etmiş. Sâdece Muhammedî bir ahlâkı başarmak için çalışmayı telkin etmiş. O zaman bir şeyi daha iyi anladım: Bizim Beyaz Türkler, Sulukule’yi benimsemişlerdi. Çünkü işin içinde cümbüş vardı. Tophâne’yi ise sevmediler. Çünkü işin içinde cümbüş değil, din vardı.

Garip ve hazin olan şu: Tophâne bir suç semti olmaktan çıkarak kendi kendisini dönüştürmüş. Şimdi ise o dönüştürülmek isteniyor. Tophânelilerin isyânı da buna. İstanbul’da artık mahalle neredeyse kalmadı. Tophâne, iyisiyle kötüsüyle bunun son örneklerinden birisi. Ama, fakirliğin gözü kör olsun. Dara düşen, borç harç içinde yaşayan Tophâneliler, câzip tekliflere ne kadar dayanacaklar bilmiyoruz. Hasılı, Tophâne’yi kendi halinde bırakmak için ne yapılmalı? Beyaz Türklere sormalı: Ne dersiniz, bu bir sempozyum konusu olabilir mi?…..

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Yorumlara kapalıdır.

Bir yorum bırak