Tarihimiz kütük mü ki yakalım? / Abbas Pirimoğlu – Fikrikadim

Tarihimiz kütük mü ki yakalım? / Abbas Pirimoğlu

“Derin Tarih” dergisinin Kasım 2014 sayılı nüshasında bir karikatür yayınlandı. Daha doğrusu “Akbaba” dergisinin 4 Ekim 1928 günlü sayısında neşredilen bir karikatürün fotoğrafıydı, yayınlanan. İhap Hulusi imzasıyla çıkan, nefret ve yalakalık kokan, geçmişimizi kütük yerine koyan bu karikatür, insanı güldürüyordu güldürmesine ama ne yazık ki acı acı.

Sayfanın ortasında kocaman bir resim; eski tip ince tekerlekli bir araba ve yanında duran modern giyimli üç kişi. Kişilerden ikisi karı-koca; yanlarında ise omuzu kürklü başı şapkalı bir bayan. Buraya kadar bir şey yok; her şey resmin altına yazılan, kişiler arasında geçen konuşmada. Diyalog son derece yavan, incelik taşıyan zekâ mahsulü hiçbir yanı yok. Daha doğrusu “sanat” gibi bir kaygısı yok, bütün mesele milletin geçmişini karalamak ve gözlerden düşürmek. Hem de son derece kaba bir biçimde.

Şimdi gelelim karikatürün içeriğine. Yalnız bayan, evi çifte sorar:

Demek kışın da köşkte kalacaksınız… İyi ama o karda kıyamette nasıl yaşayacaksınız üşümez misiniz?”

Sanki memlekette yakacak odun kalmamış gibi, oduncasına bir soru.

Ya cevabı! Sorudan çok daha aptalca üstelik canice ve küstahça… İnsan yüzü kızarmadan okuyamıyor.

Böyle bir karikatüre dünyanın neresinde medeni bir insan gülebilir, gülmek bir tarafa müsamahalı davranabilir? Oysa o kafa bu karikatürle muasır medeniyet seviyesine ulaşacağını sanıyordu, çizerken… Kitap yakarak… Kitapları odun yerine koyarak; kütüphaneyi de odunluk mesabesine indirgeyerek!“Ah niçin üşüyelim? Babamın kütüphanesi Arap harfleriyle yazılmış koca koca kitaplarla dolu, onları yakar yakar ısınırız!”

Lütfen dikkat! Herhangi bir kütüphane değil, özellikle babasının kütüphanesini.

Aman Allah’ım! Ne büyük bir zillet!

Peki, neydi o kütüphanenin yakılacak kitapları? Tutuşturulmak istenen cilt cilt eserler ne üzerine kaleme alınmıştı acaba? İçlerinde muhakkak “mantık” kitabı vardır. Vardır çünkü Osmanlı da en fazla yazılan telif eserlerin başında mantık gelmektedir. Sonra “felsefe” vardır; “coğrafya”, “tarih” ve “müzik” başta olmak üzere güzel sanatlara dair eserler vardır. Yine “fıkıh”, “fıkıh usulü”, “tefsir”, “tefsir usulü”, “tasavvuf”, “kelam” gibi nice nice paha biçilmez el yazması kitaplar vardır.

Aslında karikatürün sahibi kafanın, yakmak istediği bizim kültürümüzdü, geçmişimizdi, tarihimizdi. O Farabileri, İbn Sinaları, İbn Rüştleri, Gazalileri, Fahrettin Razileri, İbn Haldunları, Muhyiddin Arabîleri, Sadreddin Konevileri, Ebu Hanifeleri, Maturidileri daha nice nice devlerimizi yakmayı kastetmişti.

Belki diyalog kabaydı ama şuuraltının faş edilmesi bakımından son derece önemliydi: Yakmak ve kül etmek… Bir toplumun geçmişini hafızalarından kazımak, benliğini ve kimliğini kül edip rüzgârlara savurmak!

Sonrada yeni bir ulus yaratmak! Yeni ulus ile birlikte toplumlar arası yeni ilişkiler içerisine girerek, ihdas edilen bu tarihsiz ulusa yeni bir kimlik icat etmek.

Batı ile uyumlu olduğu kadar Doğulu halklara iyi örnek olabilecek bir ulus. Ehlileştirilmiş, Batı karşısında edilgen, onları büyük bir iştah ile takip ve taklit eden, dünya siyasetinde hiçbir iddiası olmayan numune bir ulus!

Ama unutulan bir şey vardı.

Bizim tarihimiz kütük mü ki yakarak kül edilebilsin?

Yerine ikame edilen Batı mahreçli birtakım ideolojilerle bizler kanalım ve toplumca iktifa edelim.

Bir toplum kimliğini zorlama yollarla, mühendislik marifetiyle planlanan, tabii olmayan vakıalarla edinmez. Kimlik yakıştırılmaz, kazanılır! Yüzyıllar boyunca kazanılan kimlikte bir çırpıda yok edilemez. Türk toplumu kimliğini bu coğrafya da çevresine topladığı toplumlarla birlik oluşturarak Batı saldırılarına ve soygununa karşı mücadele ederek kazandı. Batı ile olan ilişkilerde Doğu’nun önderi ve sözcüsü olarak edindi. İçi boş övünmelerle değil.

Bu kimliğin şifreleri babamızın kütüphanesinde saklı!

Batı, kazanmış olduğu dünya hâkimiyetinin devamı açısından babamızın kütüphanelerini sakıncalı bulabilir. Anadolu’nun asli hüviyetine bürünmesini çıkarları açısından zararlı görebilir. Bu onun sorunu. Bizim sorunumuzda kütüphanelerimizin içine yeniden girebilmekte. Yeni bir medeniyetin meşalesini taşımak cesaretini tekrar gösterebilmekte!

Tarihi kimliğimize bürünebilmekte!

Bunun için muhtaç olduğumuz kudret babamızın zengin kütüphanesinde mevcut. Üstelik yanmadı taptaze ayakta.

Babamızın medeniyeti kütük mü ki kaydedildiği o kitaplar tutuşsun.

Karikatürün ifadesiyle “o koca koca kitaplar”

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Yorumlara kapalıdır.

Bir yorum bırak