Şükufe Teyze pamuk ellere cimrilik yakışmaz – Fikrikadim

Şükufe Teyze pamuk ellere cimrilik yakışmaz

Şükufe Teyze en sonunda Bakırköy’e ulaşmıştı. Ne yolculuktu… Bir de bunun dönüşü vardı ama düşünmek istemiyordu. Şimdi pazarın tadını çıkarabilirdi. Bu pazara ayda bir kere gelmeyi gelenek haline getirmişti senelerdir. Modanın kalbi burada atıyordu. Kim demiş Milano’da atıyor diye?  Hem de ucuz oluyordu. Şükufe Teyze bu pazarda dolaşır dolaşır ama öyle kolay kolay bir şey almazdı. Ama lazım gelen, alınması zorunlu şeyleri de buradan en ucuzundan almaya çalışırdı. Yıllardır ayakkabı, bot, pantolon, buluz, etek, eşarp; aklınıza gelen ne varsa bunları aldığı adres burasıydı.

Şükufe Teyze şartlar gereği mi desek doğası gereği mi desek anlaşılacağı üzere öyle kolay para harcamazdı. Ona cimri demek istemiyorum. Çünkü bu pamuk ellere cimrilik yakışmaz da tutumlu diyelim onun için. Evet, evet Şükufe Teyze bu İstanbul şartlarında tutumluydu… Eee böyle olmasa nasıl ev sahibi olurdu! İki evladı nasıl okutmuş olurdu! Ondaki bu iktisat bilimi olmasa kocası Rıfkı’nın kazandığı maaşla İstanbul’da nasıl tutunabilirdi? Televizyonlara çıkan ekonomi uzmanlarını cebinden çıkarırdı doğrusu. Çocuklarını 15 yaşlarına gelene kadar bu pazardan giydirmeyi başarmıştı. Artık çocukluktan çıkıp genç olmaya başladıkları zaman bunu başaramamaya başlamıştı. Çünkü onlar kendi zevklerine göre giyinmek istiyorlardı. Bakırköy pazarında her zevke göre, her şey vardı. Çocuklarını anlayamıyordu. Aynı model, aynı renk kıyafet; pahalı bir mağazada marka olunca ne kıymeti oluyordu? Ama gel gör ki anlatamamıştı çocukları büyüdüklerinde. O da artık çocuklarıyla cedelleşmekten vazgeçip “Ne haliniz varsa görün!” demişti. Ama bir şartla, mağazadan alacakları marka kıyafetler için zınnık vermeyecekti.” Artık harçlıklarınızdan mı biriktirirsiniz yoksa çalışıp mı kazanırsınız  bilmem.” demişti. Kocası Rıfkı’yı da sıkı sıkı tembihlemişti:”Bu veletlere fazla para vermeyeceksin!” diye. Ama Rıfkı bu konuda pek güvenilir bir portre çizmiyordu. Ara sıra yalvaran çocuklarına kayıtsız kalamıyor “Aman ha, anneniz duymasın!” diyerek çocuklara para akışı sağlıyordu. Sağlıyordu sağlamasına ama bizim cevval Şükufe’den kaçar mı? Aylık plan bütçe komisyonunu kurduğunda; o şaşkın bakışlar, para hesabını yaparken adeta Cern’de dünyaya ışık tutacak bir deneyin hesaplamasını yaparmışcasına dikkat kesiliyor, en ufak kuruşları ile hesaplıyordu. Sonuçta Rıfkı’dan para akışı hemen ortaya çıkıyor ve Şükufe Teyze suçluluları ay sonunda yakalıyordu. Ama veletler de işini bilirdi. Şükufe Teyze’nin biri tombiş yanaklarını sıkar, biri yumuşacık kucağına atlardı. Böyle olunca Şükufe Teyze parayı unutur yine pamuk hallerine dönerdi. Ah, ah… O günler geride kalmıştı.  O sıpalar büyümüş. Evden uçup gitmişlerdi.

Pazarda dolaşırken yine son moda elbiselere, ayakkabılara inatla baktı. Hatta kızının almak istediği buluzun benzerini bulup resmini çekti, gönderdi. Zaman nasıl da değişmişti. Şükufe Teyze bu akıllı telefona alışıncaya kadar epey zorlanmıştı. Kocası Rıfkı ve çocuklar iki sene önce almışlardı ona. Parasını duyunca küçük dilini yutacaktı. Şaşkın bakışları iyi muğlak olmuş, tansiyonu düşmüştü. Rıfkı’nın kucağına yığılırken bayağı telaşlanmışlardı. Neyse ki kendini fazla kaybetmeden toparlanmıştı. Bunun mutluluktan olmadığını herkes biliyordu. Takoz telefonla sonsuza kadar yaşayabilirdi Şükufe Teyze. Hem şarjı kolay kolay bitmiyor hem işini görüyordu. Akıllı telefonların şarjı dayanmıyordu. İnternete bağlanmak için faturaya ayrıca bir masraf çıkacaktı şimdi. Bunların hepsi para demekti. Ama bu telefonun nimetlerinden yararlandıkça aldıkları için onlara şükran duydu. Nereye, nereden gidilir? Hangi otobüs gider? Hava durumu nedir? Haberler, gündemde ne var? Hele market indirimleri… Altın, euro ne kadar olmuş? Para, piyasa durumları… Şükufe Teyze en çok ekonomi piyasasını takip ediyordu varlığı gereği. İyi bir ekonomist olduğu için bilgiye kısa zamanda ulaşmanın ve bu bilgiden yararlanmanın, ona uzun vadede kâr sağlayacağını biliyordu.

Şükufe Teyze, pazara girince baharın geldiğini anladı. Kazaklar, botlar, kışlıklar ortadan kaybolmuş. Rengarenk elbiseler, şapkalar, mayolar, terlikler dizilivermişti. Pazarın sebze meyve bölümünde de domates, salatalık kokusu geliyordu. Her bahar aynı heyecanı, nasıl yaşıyordu insan? Yaşlanmasına rağmen hayret. Şükufe için geçen yaz pek de iyi geçmemişti. Dolar iki katına çıkınca ilk önce sevinmişti. Dişinden tırnağından artırdığı parayı daha önce dolara yatırmıştı. O şaşkın gözlerde pırıltılar oluşmuştu. Rıfkı bile daha önce böyle pırıltılı görmemişti onu. Ama bu uzun sürmedi. Doların etkileri, çarşıya pazara yansıyınca Şükufe Teyze’nin neredeyse kalbine inecekti. Kıymanın fiyatı birkaç sene önceki gram altın fiyatıyla aynıydı. Yani altınları yiyorlardı. Bu durum onun için dünyanın sonu demekti. Domatesin, patlıcanın kilosunu neredeyse 10 lira olmuştu. Hele soğanlar Şükufe Teyze’yi derinden yaraladı. Herşeye doğradığı bizim soğan 5 lirayı geçecek miydi? Böyle mi olacaktı yani? Televizyondan daha önce duyduğu dünyada oluşacak kıtlık, su savaşları mı gelmişti yoksa? Bu senaryolar bir 30-40 sene sonra gerçekleşseydi de en azından Şükufe Teyze görmeseydi. Rıfkı karısına ‘Yahu biz iki kişiyiz. Soğan, domatesten azıcık alsan da yeter. Çocuklar hafta sonu gelirlerse de sana getirirler. Bu yaştan sonra üzme kendini hanım.’ dese de bu teselliler yetmedi.

Zaman her şeyin ilacıdır. Bu yüksek fiyatlara alışıldı. Hem bazı marketlerin bu durumdan yararlandığı ortaya çıkınca bu işin takipçisi Şükufe Teyze oldu. Nerede bir market gezse eğer piyasadan fahiş fiyattaysa zabıtaya bildirdi. Hatta bu yardımlarından ötürü zabıta tarafından örnek vatandaş seçildi. Bu olay bile Şükufe Teyze’nin kendini iyi hissetmesine yardımcı olmadı. Yükselen fiyatların etkisinden uzun süre kurtulamadı. Dünyaya yeniden gelmiş gibi alışmaya çalışıyordu. Tüm cimriler gibi… Pardon, öhö öhö! Tutumlular demek istedim.

Belediye seçimleri yaklaşıyordu.  Şükufe Teyze için önemli olan vaat edilenlerin cebine yansıyacaklarıydı. En çok istediği otobüslerde 65 yaş indiriminin 50 yaşa indirilmesiydi. İşte bunu yapacak başkanı alnından öperdi. Yalnız hiçbir aday böyle bir vaatte bulunmamıştı. Su doğal gaz faturalarında indirim yapacak var mıydı? Yok! Şükufe Teyze cebine yararı olacak olana oy verirdi. Öyle “Bu parti benim düşüncemde. Şu partiyi seviyorum.” gibi durumlara girmezdi. Çarşıda, pazarda rastladığı oy isteyen partililere “Hangi partidensiniz?” diye sormaz, direk ekonomik vaatlerini sorardı. Ama bu seçimlerde ne 50 yaş indirimi ne faturalarda beklediği gibi bir indirim yoktu. Oysa yıllar önce Dinç Parti diye bir parti kurulmuş tam da Şükufe Teyze’nin istediği ekonomik vaatlerde bulunmuştu. Otobüsler yaşlılara ve ev hanımlarına ücretsiz olacak. Faturalarda vergi indirimleri yapılacaktı. Şükufe Teyze’yi bayağı heyecanlandırmıştı bu vaatler. Ama seçimi kazanamadılar. Hoş seçimi kazansalardı vaatlerini tutacaklar mıydı? Orası meçhul. Herkesin bildiği üzere seçimlerden önce vatandaşa kul köle olunur. “Aman efendim, şunu yapacağız, bunu yapacağız…” diye güzel vaatlerde bulunulur, seçimlerden sonra esamesi okunmazdı. Vaatler ya tamamen unutulur ya da küçüldükçe küçülürdü. Kendisini dev aynasında gören ezik vatandaş, omzu düşük bir şekilde yine eski hayatına devam ederdi. Kısa ve heyecanlı süren seçim furyası bir kül kedisi masalı olarak hafızalarda yerini alırdı.

*BU MAKALEDE YER ALAN FİKİRLER YAZARA AİTTİR VE FİKRİKADİM?COM'un EDİTORYAL POLİTİKASINI YANSITMAYABİLİR.

YAZAR HAKKINDA

Fikr-i kadim sitesi yazarı ve yayın editörü. / dunyadakianadolu.com sitesi kurucuları arasında
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.

Bir yorum bırak