Şu “Gemi” Metaforu – Fikrikadim

Şu “Gemi” Metaforu

Servet Kızılay

Hepimizin bir gemide olduğu” ne zaman hatırlatılsa; gemi metaforu, felaketle batacağı ve bizlerin de içinde boğulacağı haberini vermek amacını yerine getirir. Demek ki; kim bize “hepimizin bir gemide olduğunu” söylüyorsa, orada ilk anlamamız gereken şey, işlerin kötüye gittiğidir. hâl böyle olunca, haklı olarak, insan şu gemiyi duymak da şu gemiye binmek de istemiyor.

Bu sıralar siyasi arenada en fazla duyduğumuz gemi metaforu, ülkenin kötü gidişatını haber veren, bunun karşısında birlik/beraberlik unsuruna vurgu yapan bir işleve sahip. Her metafor gibi gemi metaforu da bazı noktaları anlatan ve aydınlatan fakat bir çok noktayı da anlatmayan ve karanlıkta bırakan bir niteliğe sahip. Yani bir metafor kabul ya da itiraz hakkını kendinde saklı tutar. Metaforun işlevi ise, yerine getireceği ikna tesiri ve konuyu açık-anlaşılır kılma ile artar yahut azalır.

Gemi metaforu üzerinden ülkenin halini anlatmaya çalışan siyaset de eleştirilerin gelmesi aslında çok doğal bir şeydir. Zirâ ülkenin hali ile gemi metaforu arasında bir özdeşlik yoktur, kaplam/içlem zorunluluğu yoktur. Sadece tasvir benzetme (benzeşme değil) ilişkisi vardır. Bu açıdan metafor her zaman tartışmaya açıktır zaten. Dolayısıyla bu metafora farklı tepkiler gelmesi, olağan sayılabilir.

Durum böyle olunca; “hepimizin bir gemide olduğu” ile “hepimizin bir gemide olmadığı” iki zıt tepki ortaya çıktı. “Hepimizin bir gemide olduğu”nu söyleyenler, kaçılacak başka bir yer olmayan gemi ile ülkeyi mekan düzeyine yerleştirirler. Ülkenin sınırları, geminin sınırları hacmiyle aynı sayılır. Gemi metaforu, birlik/beraberlik, bütünlük algısını oluşturmayı ve anlatmayı dener. Zaten bütün kıssa (tema) bu merkezde toplanır, bunu anlatmak içindir. Geniş kitleler mesajı bu tür metaforlarla rahatlıkla alır fakat aynı rahatlıkla gerekli tutum ve davranışlar oluşamaz. “Hepimizin bir gemide olmadığı”nı söyleyenler ise; siyasal muhalefeti kaba bir şekilde formüle etmeye çalışırlar. Kısmen haklı olarak Ekonomideki kötü gidişatı belirli bir açıklama (hırsızlık- yolsuzluk) ve siyasi konum üzerinden okurlar. Karşıtlık/Tepkisellik onlarda belirgin olarak kendini gösterir.

Gemi metaforunu ısrarla kullanmaya devam edeceksek şunları da söyleyebiliriz: Türkiye’de durum ne olursa olsun kazanan belirli sınıf(lar)ın olduğu, bu ülkenin sadece ekonomisi değil sosyo-politik, kültürel bütün sermayesini sonuna kadar kullanan, devletin vatandaşı (yabancı uyruk değil) olan kişilerin; gemi fırtınada sallandıkça, su aldıkça, battıkça o gemiye bağladıkları fakat yedek gemileri-tekneleri-kayıkları-botları olanlarla aynı gemide olduğumuz nasıl söylenebilecek? Gemi sulh ve selamette yol alırken yine bu sınıf(lar)ın geminin en güzel, rahat, konforlu yerlerinde olmaları ve üstün tutulmalarıyla aynı gemide olduğu iddia edilen gemideki fareler nasıl bir-eşit sayılacak? Kısacası bu gemi metaforunu ısrarla kullananlar, neden geminin altıyla üstünü felaketlerde eşitlemek için gayret etmekte yarışır ki? Akıl ve mantık geminin herşeyini kullananların o gemiyi batırmamak için daha fazla sorumlu olmaları gerektiğini söylemez mi, emretmez mi? Buna rağmen en büyük fedakarlığı geminin altında yaşayanlardan farelerden (bizlerden) beklemek hatta bunu ihale etmek, nerdeyse bir çelişki olarak görülmez.

Türkiye’den son üç yıldır yurtdışına büyük paralar götüren, yutdışında (dünyanın en pahalı ülkesi İngiltere’de sadece 18 bin adet) ev alan vatandaşlar (yabancı uyruk değil) ekonominin özellikle liberal ekonominin parametreleri içinde son derece “normal” son derece “uygun” davranmasına rağmen ahlaki olarak onlarla aynı “gemide olmadığımız” söylenemez mi? Mekân olarak da aynı sınırlar içinde bile kalamazken hatta. Mevzu bahis bu kimseler deniz durgunlaşıp gemi rotasına döndüğünde gemideki eski muteber yerlerini alacaklarından kimsenin şüphesi olmasın. Türk siyasi tarihindeki pratikler hep aynı durumları gösterir. Öteyandan ülkenin 17 yıldır birikimlerine ortak olan, tüm sermayelerini bu iktidara borçlu olanların bunca net çağrılara-uyarılara karşı elini cebine atmamış olması da başka bir konu. Homo-ekonomicus olan, tanrısını cebinde taşıyan çağdaş insanın “hepimizin bir gemide olmasını” pek de umursadığı söylenemez. Ahlaki –dini değerlerin artı değer (birikim-biriktirme) karşısında suskunluğu uzun zaman öncesine gider. Gemi metaforunu en fazla değersizleştirenler, iyice birikime sahip oldukları (yedek gemileri olduğu) halde, büyük  fedâkarlığı geminin altında yaşayanlardan bekleyenlerdir. Tabii ki; bir geminin batışının çeşitli sebepleri vardır ve bu sebepler bir devlete teşmil kılındığında kompleks bir görüntü oluşturur. Burada bahsedilenler sadece belli başlılarını oluşturuyor fakat daha ziyade gemi –sınıf-konum (aidiyet)ilişkisine değindik.

Tekrar metafora değinecek olursak; sadece siyaset değil her düşünce, belirli bir konuda metaforlara başvurur. Böylelikle ele aldığı meseleyi açıklığa kavuşturmayı gaye edinir. Prof.dr Nihat Keklik hocanın “Felsefede Metafor” kitabını, metaforun niteliğini, işlevini, düşünce ile olan ilişkisini, düzeyini, gözler önüne seren akıcı ve öğretici müthiş bir eser olarak yeri gelmişken hatırlamak, güzel ve uygun kaçar.

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.

Bir yorum bırak