Siyonizmin Siyasal Dili ve Kavramsal İmkânları / Servet Kızılay

Siyonizmin Siyasal Dili ve Kavramsal İmkânları

Servet Kızılay

Siyasal kavramlar, dilin belirli bir formu içinde düzenlenmiş kavramların bağlantılarını, işleyişini ve üretimini gösterir. Dolayısıyla o belirli bir maksada yöneldiği için metin düzeyinde oluşumlara imkân sağlar. Metin düzeyinde bakıldığında Siyonizm’in siyasal dili, kelimelerin ve sözcüklerin sıradan bir bütün oluşturmalarından daha başka rol oynadığı görülür. Bu rol, Siyonist İdeoloji olarak ortaya çıkar ve tıpkı geniş anlamındaki siyasal dil gibi dil-dışı göstergeleri de kapsar. Bu anlamda Siyonist İdeoloji, dilin siyasileşmesi ile siyasetin dile dönüşmesi arasındaki hareketi tekrar düşünmemizi gerektirir. Dil ve Siyaset arasındaki münasebeti en net olarak siyasal kavramların varlığında tespit edebileceğimize göre; Siyonizm’in siyasal dilinin Siyonist İdeolojide nasıl tehazür ettiğine bakmamız gerekir.

Siyonizm, kendini ve kurmayı hedeflediği devletin adlandırmasını dinsel kavramlardan seçmiştir fakat onun seküler doğası, kavramların yeni konum ve yorum almasına neden olmuştur. Bu sebeple Siyonistlerin kullandığı anlamda ‘Siyon’ kavramı, Yahudi kelâmı ve tefsiri içindeki esas konumunu kaybetmiş, Siyonist siyasetin parçası sayılmış ve bu siyasetle karıştırılmıştır. Mesela; kendi teolojisi içinde “siyon’a yürüyoruz” ibaresi, Filistin’le ilgili olmayıp ilâhi ve daha iyi bir dünya düzenine ilişkin umutları dillendirdiği beyân edilir. ‘Siyon’, önce tüm Kudüs kentini daha sonra Filistin’i ve nihayet tüm k’hal adath yisra’el yani İsrail’i şiirsel bir tanımlamayla kapsayacak duruma gelir. Siyasal Siyonistlerin ‘Siyon’ kavramı üzerindeki müdahalesi, bu kavramın; Resmi Siyon ve Gerçek Siyon şeklinde tasnifine yol açmıştır. Resmi Siyon; Yahudiliğin Siyonizm olduğunu ve İsrail devletinin teolojik İsrail’in gerçekleşmesi anlamına geldiği söylemiyle oluşur. Gerçek Siyon ise; ‘Siyon’ kavramını teolojik bağlamına yerleştirmeye çalışan, Siyonistlere karşı olan Orthodox ve Liberal-Reformcu Yahudilerin ortaya koyduğu tanımlardır. Bunlar Siyonizm ile mücadele eden, hatta onu küfür sayan ‘Anti-Siyonist’lerdir. Orthodox Yahudilerin kahir ekseri, sadece asrî zamanlarda değil, tarihte de benzer tutumu sergilemiştir. Onlar, Sabetay Sevi’nin 1666’da İzmir’de mistik/kabbalistik bir yorumla Mesihliğini ilân ederek, yakında Mesih olarak Yahudileri tekrar Filistin’e kutsal topraklara döndürüp ‘Kutsal Dünya Yahudi Krallığı’nı kuracağını vaat etmesi olarak zuhur eden Mesiyanik harekete karşı şiddetle savaşmış, bu hareketi sapkın ve heretic ilân etmiş ve bunun için başta tarafsız kalan Osmanlıyı konuya müdahale etmesi için zorlamıştır. Anti-Siyonizm’in tarih içindeki tezahürleri birbirine paralel olmakla birlikte siyasal Siyonizm’in tezahürleri aynı derecede paralellik göstermez. ‘Anti-Siyonizm’ kavramı, teolojik bir merkezden hareketle siyasal alana sirayet ederek anlam genişlemesine uğramıştır fakat yinede temel anlamı olan teolojik alanı korumuştur. Burada dikkat edilecek husus; Siyon kavramının dinsel semantik alandan Siyonizm tarafından seküler alana taşınırken, Anti-Siyonizm tarafından seküler alandan tekrar dinsel semantik alana ve bağlama yerleştirilmek istenmesidir. Diğer bir husus ise; Siyonizm’in Anti-Siyonizm aleyhine ürettiği, Anti-Siyonizm ile Anti-Semitizm arasında kurulmaya çalışılan eşitliktir. Bunun sonucunda bu kavramların anlamlarının bulanıklaşması ve birbirine karıştırılması gayesi güdülmüştü. Siyonizm tıpkı‘Siyon’ gibi başka bir teolojik kavram olan ‘İsrail’i, Siyonist devletin adı yapmıştır. İsrail, İslâm kelimesinin tüm Müslüman toplumlarını ifade eden bir ıstılah olması gibi Yahudilerin dinsel kolektif varlığını ifade etmekteydi. Bu kavramın On-dokuzuncu yüzyıl süresince ‘Yahudi’ sözcüğünün yerine kullanılan, onu kapsayan, hem daha eski hem daha saygın olduğu belirtilir. Siyonizm’in bu tür dinsel kavramlara müracaat etmesinin maksadı, meşruiyet zemini bulmak istemesidir. Bu tür kavramların çabucak benimsenmesinin nedeni ise; bu kavramların daha önce oluşturdukları müspet kavram alanları ve buna bağlı olan aynı derecede müspet çağrışımlardı. Siyonizm söz konusu olduğunda Din ve Yahudilerin münasebetinde bazı imkânsal sonuçlar zuhûr eder. O hâlde bunlar; Anti-Siyonistler, dinsel Siyonistler ve Din’i dışarıda tutan Ulusçulardır. Bu çerçevede Anti-Siyonistler; Yahudiliğin Ulus değil Din olduğunu, dinsel Siyonistler; Din’in Siyonizm’in temeli olduğunu, Ulusçular ise; Siyonizm’in lehine Yahudiliğin Din değil Ulusçuluk olduğunu öne sürerler.  

Siyonizm kendi varlık zemini üstüne inşâ etmek zorunda kaldığı  bir tanımlama olarak  ‘(Yahudilik)ve Yahudiler’i  karşısında buldu fakat bu noktada da sorun vardı. Zirâ Yahudilerin ne olduğu ya da olması gerektiği açık değildi. Dolayısıyla birçok farklı tanım zuhûr etti: Yahudiler; ya ‘Irk’ ya ‘Halk’ ya ‘Ulus’ ya Din kimliği altında ya da ‘Milliyetçi/lik’ olarak tanımlanmalıydılar. Siyonizm tıpkı dinsel kavramlarda olduğu gibi Yahudileri bir ‘Irk’, ‘Halk’, ‘Ulus’ üstüne oturttu. Siyonist düşünürlerin farklı tanımlamaları olmuştu fakat bu eksen, Theodor Herzl gibi Siyonizm’in babası tarafından baskın bir biçimde şekillenmişti. T. Herzl’in selefi olan ve ona fikir babalığı yapıp ilk Siyonist düşünür olarak kabul edilen Moses Hess (1812-75); Yahudi ırkının insanlığın ilk ırkı olduğunu iddia ederek, ‘Yahudilere olan nefretin onun farklı dinden değil farklı ırktan kaynaklandığını’ öne sürmüş, ‘Irk’ kavramını anahtar kavram olarak fikrinin merkezine yerleştirmişti. Genel olarak Irkçılık, Siyonizm’in en temel ilkesinden biridir. Irkçılığı kendi gelişmesinin hareket ettirici ilkesi olarak benimser ve o, çoğu kez Irkçılık olur. Zirâ temelde Yahudilerin ‘Irk’ olduğunu varsayar. Başka bir anlamda Irkçılık, Yahudi olanlar ile olmayanlar arasında yapılan ayrımdır. Siyonist Irkçılık sadece “dışarı” yönelmez, o “içerde” de uygulanır. Yahudiler kendi içinde ‘Eşkenazim’ ve ‘Sefardim’ olarak tasnif edilir. Birinci grubu oluşturan ‘Eşkenazim’; yerli dili İbranice olan, batı kökenli Yahudilerdir. İkinci grup ‘Sefardim’ ise; yerli dili İbranice değil Ladino ya da başka bir dil olan, yoksul ve alçak düzeydeki Yahudilerden oluşur. Birinciler yüksek ve önemli görevlere getirilip yetkilerle donatılırken, ikinciler bundan mahrumdur. Irk kavramı, gerek söylem gerekse metin düzeyinde birçok bağlantı ağı içinde ötelere uzanır. Bu çerçevede ‘Halk’ ve ‘Ulus’ kavramıyla eşanlamlıdır. Bunlar, Emperyalizm’in değişik evreleri içinde farklı roller ve kavram alanları oluşturmuş, kâh sömürgeciliğin doğrulanmasına hizmet etmiş kâh Yahudilikten gelen öğeler bunlara eklenerek Siyonizm’i ve Siyonist ideolojiyi meydana getirmiştir. Siyonist Irkçılığın farklı tezahürleri içinde yer alan söylemler mevcuttur: “Ulusal dehanın aşılmazlığı” bunlardan biridir. Buna göre; dâhilerin ve büyük yeteneklerin en fazla Yahudilerde bulunduğu, kültürel, sanatsal ve siyasal incilerin Yahudilerce parlatılmadıkça bu denli parlamadıkları ya da Yahudi kültürünün dünya kültürünün onsuz gelişemeyeceği itici bir güç olduğu, bilhassa düşünce üretiminin tekelini ellerinde bulundurduğu iddia edilir. İlmi sahada bir “marka” olabilmek için “ya Kıta-Avrupa’sından ya da neseb olarak bir Yahudi kökene sahip olma zorunluluğu” birçok rahatsızlığa yol açmıştır. Aynı zamanda bu tür iddialar, bilimsel mesnedden yoksundurlar. Zirâ köken olarak Yahudilikten gelen düşünürler, Yahudi olarak kaldıkları için değil bilakis Yahudilikten “çıktıkları” ya da fikirlerini bunun dışında özenle tuttukları için kabul görmüşlerdir. Siyonist Irkçılığın doğası, gerçekleştirdiği rolden hareketle ortaya çıkartılabilir. Hâl böyle olunca; o, emperyalist burjuvazinin en vahşi saldırgan bölümünün, savaş güçlerinin, sömürgeciliğin ve yeni sömürgeciliğin hem ideolojisi hem de uygulaması olarak kendini gösterir.

Yahudileri bir ‘Halk’ olarak kavramsal konumunu belirleyenler göre; toplum şuurunun oluşumu için “Tanrının seçilmiş halkı” sıklıkla vurgulanmalıydı. Siyonist düşünür Smolenskin halk olmadan çıkardığı mantıksal sonuçta; ‘dine karşı ihanetin değil ya da günah olup olmaması değil, her Yahudinin kendinden olan insanlara ihanet etmedikçe o insanlara ait olması’ hükmüne varıyordu.

Yahudileri bir ‘Ulus’ olarak tanımlayanlar, onun önceden de bir ulus olduğunu tarihsel veriler kullanarak göstermeye çalışır. Siyonizm’in siyasal dili içinde büyük ve önemli bir söylem olan “Yahudi Sorunu”, T.Herzl tarafından ulusal bir sorun olarak formüle edildi. ‘Ulus’ kavramı, ‘Irk’tan, ‘Halk’tan ve dinsel gruptan daha kapsamlı içeriğe sahip ele alınmıştır. Ayrıca Siyonist olanı Siyonist olmayandan ayrıştıran bir fonksiyonu icra eder. Buna göre; Ulus olmadığını söyleyen, Siyonist olamaz. Böylelikle Siyonist olan ve olmayan Yahudilerin ayrımı, ‘Ulusçuluk sorunu’ olur. Yahudileri bir ‘Ulus’ olarak tanımlayanlar, bir ulusun gerekli iki özelliği olan ‘ortak bir ülke ve ortak bir dil’ bulunmadığı hâlde, onu bir ulus olarak tanımlamıştı. Siyonistlerin bir ulusun maddi şartlarına haiz olmadığı hâlde Yahudilerin ulus olduğu şeklinde kavramsallaştırmaları, zaman açısından Siyonist bir devlet olan İsrail’den çok daha öncedir. Öte yandan ortak bir ülkesi ve dili olmayanların, zaten bir ülkesi-toprağı ve dili olan insanlar üzerinde terörize baskılar kurması tuhaftır. Yahudiler sadece bir ‘Ulus’ olarak diğer uluslarla karşılaştırılamazdı. Onlar; ulusların en üstünü, “Üstün Ulus”tu. Bu felsefî yönden de açıktı: Şayet her varlığın hedefi olarak bir üstün insan çıkması kabul edilirse, bu hedefin bir kısmı da üstün ulusun oluşmasıydı. Bu üstün ulus ise; inorganik nesneler, bitkiler ve hayvanlar âlemi sonra konuşan yaratıklar hepsinin üstünde yer alan Yahudilerden başkası olamazdı. ‘Üstün Ulus’ düşüncesi, Nazizm’i çağrıştırıp onunla özdeştirilse de ciddi araştırmalar bu düşüncenin Siyonistlerden geçtiğini ve benimsendiğini kolaylıkla gösterecektir. Bundan başka Yahudilerin ulus olarak kabul edilişi Avrupa’da başka problematik şeyler üzerinden ilerler ve başka resimler sunar. Aydınlanmayla birlikte gelen yurttaşlar için Eşitlik prensibi, Yahudilere karşı güdülen ayrımı ortadan kaldırmak için iki çözüm imkânından biriydi. Yani; Yahudilere kişisel ve yaşadıkları ülkelerin yurttaşları olarak eşitlik sağlanacaktı. İkincisi ise; hepsi topluca bir Ulus kabul edilecekti. İkinci imkân üzerinde ciddi olarak duranların Yahudiler değil, Yahudi olmayan diğerleri olduğu belirtilir. Şayet bu kabul edilirse; “Yahudi Ulusu”nu meydana getiren neden, Siyonizm’den ve Siyonist ideolojiden daha ziyade Avrupa’nın onlardan kurtulma arzusu olur ve buna benzer birçok tartışma da arkadan gelir.

Yahudileri Dini kimlik altında tanımlayanlar; Irk, Halk ve Ulus gibi kavramların yanlış ya da gereksiz değil yetersiz olduğunu iddia etmişlerdi. Yahudi kültürünün temel avantajı Yahudiliğin (yani dinin) üstüne inşâ edilmesi, böylelikle tarihteki varlığını koruyabilmesi mümkün olduğu bu dini kimlik altında dillendirilmişti. Dini kimlik söz konusu olduğunda ‘Beni İsrail, İbraniler, Museviler’ gibi dinsel kavramlar çeşitli roller oynasa da buradaki yapı aynı kalır. Genel olarak Dini kimliğin en önemli fonksiyonu, Yahudi Halkının mevcudiyetini, ırksal birliğini ve değişmeyen ulusal kimliğini koruması, bunlara hizmet etmesidir. Dolayısıyla Din, Yahudilerin bilhassa siyasal çıkarlarını teminat altına alan bir hizmetkâr mesabesindedir.

Yahudileri Milliyetçi, Yahudiliği Milliyetçilik olarak tanımlayanlar, İsrail devletinin siyasal durumu üstünden konum alma eğilimindedir. Irk’ı devletin siyasal refleksleri içinde dar bulur. Buna göre; nasıl ki Ulusal devletler meşru ise Yahudilerin ve Yahudiliğin doğal olarak siyasal ve sosyal durumlarından çıkan İsrail de öyle meşrudur. Siyonizm’in ırkçı ve sömürgeci doğasını gizlemeye yönelik söylemlerin bazıları buradan üretilir. Böylelikle Siyonist İsrail’in saldırısı değil “çatışması” eşit fakat karşıt ulusal akıma ya da akımlara Arap milliyetçiliğine karşı olur. Başka ve kasıtlı bir açıdan Siyonist Şovenizm ile Arap milliyetçiliği özdeşleştirilir.

Siyonizm’in siyasal dili, büyük oranda Siyonizm’in ideolojik tezlerinde şekil alır. Bunlar bir anlamda söylem bir anlamda metin düzeyinde yer alır ve tezlerin bütünü Siyonizm’in “siyasal dili”ni oluşturur. Bu noktada Siyonizm’in ideolojik tezlerini iki temel gruba ayıran Guy Bajoit’un sınıflaması, isabet buyurmuştur. Buna göre; Siyonizm’in ideolojik tezi; Yahudi tarihinin yeniden yorumlanmasıyla alakalı olan tezler ve Siyonist uygulamaların meşrulaştırılmasıyla alakalı olan tezler şeklinde ayrılır. Gerçektende Birinci grub, onun kavramsal yapısını oluşturur: Bunlar ‘Birlik’, ‘Teklik’, ‘Süreklilik’ anahtar kavramlar altında toplanır. ‘Birlik’; Yahudi toplumunun esaslı niteliğini oluşturan dağınıklığa, sayısız bölünmeye ve farklılığa karşı Yahudilerin “Bir” olduğu iddiasına dayanır. Birliği yapan şey ise; bir ‘Irk’, bir ‘Halk’ bir ‘Ulus’ olmadır. O hâlde ‘Irk’, ‘Halk’, ‘Ulus’ gibi kavramlar, ‘Birlik’ anahtar kavramı altında; ‘Birlik’ anahtar kavramı, Yahudi tarihinin yeniden yorumlanmasıyla alakalı olan tezlerin altında –dolayısıyla onun kavramsal yapısını oluşturan ve gösteren kümeyle-, bütün bu tezler de Siyonizm’in siyasal dili altında toplanabilir. ‘Din’ ise ‘Birlik’ ‘Teklik’ ‘Süreklilik’ anahtar kavramlarının her birinde değişik bileşkeler halinde yer alır ve Siyonizm’e hizmet eder. Dolayısıyla O; ‘Birlik’te “bir”, ‘Teklik’te “fark”, ‘Süreklilik’te ise tarihi kaynaklık yapan, Siyonist ideolojinin kavramsal motorlarından biri olur. ‘Teklik’; değişik toplumlar içinde yaşayan Yahudilerin özümsenmesine karşı “Yahudiler farklıdır” söylemine dayanır. Farklılık, kültür ve Uygarlık alanına da aktarılır. ‘Süreklilik’ ise;  Yahudilerin tarihsel konumdan hareketle coğrafi konumuna zemin hazırlayan söylemlerden oluşur. Zirâ Yahudilerin bir toprağı ve devleti olduğunu görmek bu süreklilik içinde hiç de zor olmadığı söylenir. Şayet toprakları ve devletleri varsa, doğal olan şey oraya yani “Vaat edilmiş topraklara dönmek” sonucu çıkarılır. Dolayısıyla Yahudi halkının Filistin’e dönmesi, “doğal ve tarihsel bir hak” olarak görülür. Ayrıca bu ‘Süreklilik’ten dolayı “Yahudi Sorunu”nun tek çözümü olan Yahudi devletinin kurulması apaçık ve meşru olduğu böylelikle iddia edilir. Buna ek olarak devletin kurulması, Yahudi halkının “Normalleşmesi”nin biricik çıkar yolu sayılır; zirâ “Menfa’da kurtuluş olmaz”. Filistin, Siyonistler tarafından “halksız bir toprak” olarak tanımlanmıştı, o hâlde onu “topraksız bir halk” olan Yahudilere vermenin ne mahzuru olabilirdi ki!? “Vaat edilmiş topraklara dönüş”le başka sonuçlar ve söylemler üretilir: dönüşle birlikte bölgeye; ‘Modern Uygarlığın’, ‘Ekonomik Gelişmenin’, ‘Kültürel Yetkinliğin’, ‘Siyasal Demokrasinin’ ve ‘Toplumsal Adaletin’ getirileceği, duyurulur. Burada dikkati çeken husus; bu tür söylem biçimlerine ‘Modernleş(tiril)me’ den buyana yabancı olmadığımızdır. Öte yandan aralarında inanılmaz derecede paralellikler görülebileceğidir.

Siyonizm’in siyasal dilini iyice kavramak için onu meydana getiren neden olarak zikredilen Emperyalizm ile münasebetlerine bakmak gerekir. Bu münasebet, oldukça güç sorunları kapsar. Yani; falanca şeyin falanca şeyden çıkması, meydana gelmesi gibi yalın bir resim sunmaz. Evvela; Emperyalizm, sadece kapitalist devlete özgü değil de, öteki devletlerle olan konumda egemenliğe dayanan (ekonomik, siyasal, kültürel ) her devlet için geçerliyse; onun bir “ürünü” veya “parçası” olarak kabul edilen Siyonizm, niçin her devletin verdiği bu refleksten ayrı tutulsun ve feci bir şey olarak addedilsin? Sonra Emperyalizm tüm çağların ortak olgusu olarak yaygınlaştırılırsa; Siyonizm, neden insanların tarih içinde gösterdiği sıradan bir durumu olmaktan çıksın ya da çıkarılsın?

Emperyalizm ile Siyonizm arasındaki aynılığa ve ayrılığa (başkalığa) bakmak, onlar arasındaki münasebet hakkında daha sağlıklı bir bilgi verir. Bununla birlikte Emperyalizm’in Siyonizm’i hangi anlamda meydana getiren bir “neden” olduğu kavranabilir. Şimdi; Emperyalizm ve Siyonizm; 1) ortak bir düşünce kökenine sahip olmaları ya da onları kullanmaları bakımından aynıdır fakat bu, Siyonizm’in Emperyalizmden yani onun fikri temellerinden ödünç aldığı ortaklıktır. Dolayısıyla Emperyalizm’in ürettiği mitler; ‘güçlü kültür, üstün kültürdür, egemen ulusun efendi ırktan geldiği’ vb… Siyonist ideolojiyi oluşturan vazgeçilmez mitler olur, a) Ulusçuluk bakımından aynıdır fakat Emperyalizm’de ulus oluşturma ve yüceltilmesi, mevcut bir bölgede ve siyasal sınırları belirleme içinde vuku olurken, Siyonist ideolojide olmayan bir bölgede ve siyasal sınırlar içinde şekillenme göstermiştir, b) Teklik bakımından aynıdır; kendi kültürlerinin ve uygarlıklarının farklılığını ve üstünlüğünü vurgulamada görülür, c) Süreklilik bakımından aynıdır fakat emperyalist ideoloji temellerini (Rönesans’ta) Eski Yunan’da ve Roma’da ararken Siyonist ideoloji kendisiyle hiçbir organik bağı olamayan ‘vaat edilmiş topraklar”da arar. 2) topraksal yayılma bakımından aynıdır, 3) sömürge kurmayı doğal bir hak bulma bakımından aynıdır; burada öteki toplumlar üstünde üstünlük kurma tekrar devreye girer. Emperyalizm kendileri dışındaki bütün dünyayı ‘barbar ve kabile’ sayarken, Siyonizm’de ‘barbar ve kabile’ sayılanlar öncelikle Araplardır. Diğer taraftan Emperyalizm ile Siyonizm arasında çok ciddi ayrılıklar bulunur. Bu ayrılıklar birçok noktada esasa yöneliktir. Şimdi bunlar; 1) “ vaat edilmiş topraklara dönüş” bakımından ayrılır; sömürgeci istilacılık bir dönüşten değil bir yayılıştan çıkar. Onun anladığı “vaat edilen topraklar” Filistin gibi sınırlı bir coğrafya değil, âdeta bütün dünyadır. 2) kurulacak devletin tamamıyla Yahudi olması bakımından ayrılır; bu Cezayir’in Fransız olmasına benzemez. Zirâ Emperyalizm bir bölgeyi ele geçirmesinin en büyük hedefi olan o ülkenin; insan gücünün, kaynaklarının, pazarlarının sömürülmesi vb şeyler, Yahudi devletinde yerini başka şeylere bırakır. 3) belirli bir dili dayatma bakımından ayrılır; sömürgeci istila girdiği her yerde insanları kendi algılamasına göre şekillendirmek maksadıyla kendi dilini kültürel bir baskı aracı olarak kullanmıştı. Siyonizm’de ve Siyonist ideolojide böyle bir durum söz konusu değildi. Zirâ Filistin, “ halksız bir topraktı”. O hâlde “kendi dillerini”, dünyanın değişik yerlerinden toplanan ve bu dili konuşamayan Yahudiler öğrenip konuşacaktı. Bir Metin dili olarak değil, yaşayan canlı bir dil olarak İbranice, Yapay diller içinde gerçekleşen tek dildir. Bu konu başlı başına bir yazıyı gerektirdiğinden dolayı şimdilik değinip geçelim. 4) Siyonizm’in siyasal dilinin söylemleriyle ayrıdır; Yahudilerin mağduriyetine yönelik üretilen “Anti-Semitizm”, “Soykırım”;  genel olarak sunulan “Yahudi Sorunu” gibi söylemler, emperyalist ideolojiden uzaktır. Emperyalizm işgal ettiği hiçbir yeri mağduriyet ve benzeri edilgin bir dilin altında meşrulaştırma çabasına girmez. 5) Emperyalizm’in siyasal dilinin söylemleriyle ayrılır; Emperyalizm egemenliği altında ülkelerde başka söylemler kullanır. Bu söylemler; ‘Ulusların kendi geleceğini kendi belirlemeleri’, ‘Ulusal kurtuluş’, ‘Barış içinde bir arada yaşamak’, ‘Modernleşme’, ‘Ekonomik ve Teknolojik kalkınmada işbirliği’ vb… birtakım söylemlerden oluşurken,  Siyonist devlet olan İsrail bu söylemleri dışarıda bırakır. Genel olarak burada söz konusu edilen aynılıklar ve ayrılıklar, Emperyalizm ile Siyonizm arasındaki münasebete yüklenebilecek tüm durumları oluşturmaz, bu açıktır.

Emperyalizm ile Siyonizm arasındaki münasebette daha müşkül bir sorun bulunur. Bu sorun, onların aynılığını da ayrılığını (başkalığını) da bir şekilde kapsayan ve yorumlayan kendi aralarındaki mütenakız görünüşlerdir. Hangi anlamda birbirlerinin “nedeni” oldukları yine buradan hareketle açıklanmak istenir. Şimdi ilk görünüşe göre; Emperyalizm, Siyonizm’in nedenidir: Zirâ; a) zaman olarak önce gelir. Bu, önce gelenin sonra geleni meydana getirmesi anlamında bir “neden”dir, b) düşünce olarak Siyonizm’e temel ve kaynak olma anlamında bir “neden”dir. Bu “nedene” göre; Siyonizm’in oluşumunu meydana getiren fikirlerin çoğu Emperyalizmden dolaysız alınmış, diğer kalanlar dolaylı bir şekilde  devşirilmiştir, c) kendisi bir bütün, Siyonizm ise onun parçası olması anlamında bir “neden”dir, d) siyasal hareket modeli olarak Siyonizm’e taklit merci olması bakımından bir “neden”dir fakat biz Emperyalizm’i tarih boyunca her daim zuhur edebilen ortak bir olgu olarak yaygınlaştırırsak; Siyonizm’e siyasal hareket modeli olması gerçek bir “neden” olmaktan çıkar. Kısacası ilk görünüş bize Siyonizm’in Emperyalizm’in hizmetinde değersiz küçük bir araç olduğu resmini sunar. İkinci görünüş; tam tersi, Siyonizm’in Emperyalizm’i kendi emelleri için her daim ve her şartta kullanmış olduğu izlenimini verir. Öyle ya nasıl olurda her hâlükârda Siyonizm kazanç-üstünlük-güç elde etmiştir ve şayet Siyonizm, Emperyalizm’in bir biçimi ise; bu ne tür bir biçim içinde yer alır?! İkinci görünüşün temel tezini oluşturan şey, fail “neden” üzerinde ısrarlı duruştur. Nasıl ki hariçte ‘İnsan’ yoksa fakat falan anne ve babadan olma kişi varsa, bütün fiilleri de planlayan yapan özneler olmalıdır. Sonuçlardan hareketle getirilere kazançlara bakmak, Siyonistleri fail “neden”miş gibi gösterir. İkinci görünüş daha ziyade ‘Sağcı- Muhafazakâr’ içinde seslendirilmesi, bunun tartışmaya değer olmasını azaltmaz. Üçüncü görünüş ise; şayet birinci ve ikinci görünüşler birbirlerine karşıt iseler, iki karşıt arasında yer alan bir ara durum gibidir. Buna göre; Siyonizm’in özgül doğası, kendini Emperyalizm içinde (hatta Emperyalizm’in değişik evreleri içinde) yenilemiş ve üretmiştir. Genel olarak en fazla iştirak edilen ve ileri sürülen görüş, ilk ve üçüncü görünüşlerdir fakat bunlar da fail “neden”e kabaca değinip geçme eğilimindedirler. Geriye kalan dördüncü görünüş; Emperyalizm ile Siyonizm bir ve aynı şey olduğunu söyler fakat bu görünüş, içlerinde en sağlıksız olanı ve en az dile getirilenidir. Dolayısıyla bir kenara bırakılabilir.

Siyonizm’in dili içinde anahtar kavram olarak ‘Anti-Semitizm’ kavramı, hususen ele alınmayı gerektirir. Bu dil içinde kaldıkça dikkati celb edecek bir nokta; kavramın semantik tarihçesinin tâli bir düzeyde kaldığıdır. Dolayısıyla ‘Semitik’, ‘Semitizm’ sözcüğünün menşei, Aryan dilleri karşısında üretilen dilbilimsel anlamı, kavramın hatalı kullanılmasının Nazizm tarafından erken fark edilip terk edilmesi ve onun yerine “Yahudi aleyhtarlığı”nın kullanılması vb… geri planda kalır. Zaten ‘Sami’, Sami dilini konuşan topluluklar ve bir dil ailesini gösterdiği müddetçe -yani dilbilimsel oldukça- Siyonist ideoloji hakkında bir bilgi vermez. O hâlde burada kast ettiğimiz şey; kavramın sadece anlam dönüşümü (daralması, genişlemesi vb…) değil, kavram alanı olarak meydana getirdiği dönüşüm ve diğer kavram alanları arasında meydana getirdiği farklılıklardır. Bundan dolayı ‘Anti-Semitizm’, değişik roller oynar: T. Herzl’in fikir dünyasında insanların bir şekilde kaçamadığı Yahudilere karşı verilen tepkidir. Kavram kendini dar ve geniş anlamda gösterir gibidir. Dar anlamda; Yahudilerin içinde yaşadıkları Avrupa’dır. Geniş anlamda ise; Yahudi olan ve Yahudi olmayan arasındaki ayrım yani diğer tüm insanları kapsayan birşeydir. Bu kavram Yahudi ulusal bilincin oluşumunda başka, ‘Anti-Siyonizm’ ile eşleştirilmesinde başka, ‘Tekliğe ve Birliğe’ yönelmiş bir tehdit olmasında başka, Yahudilerin dağınıklığını birleştiren Avrupa’dan göçlerini hızlandıran dolayısıyla politik bir strateji olması bakımından başka, günümüzdeki durumuyla başkadır. Günümüzdeki konumu, üzerinde durulması gereken en hassas ve önemli konumdur. Zirâ gerek Siyonist ideolojiye gerek İsrail’in ideolojisine karşı her türlü eleştiriye yönelik bir zırh ve kalkan görevini üstlenir. Yahudi olmayanlar nasıl ki zorunlu olarak ‘Anti-Semitik’ olarak nitelenmişse; Siyonizm’i, Siyonist İdeolojiyi, İsrail İdeolojisini eleştiren herkes, kendini ‘Anti-Semitizm’ içinde bulur. Eleştiriler ne kadar bilimsel mesnedden çıkmış olursa olsun durum değişmez. ‘Anti-Semitizm’e benzer kavramlardan biri de ‘Soykırım’dır. Onun da değişik konumlarının ve rollerinin olduğunu görmek zor değildir.

Siyonizm’in siyasal dili, İsrail ideolojisi içinde değişik söylem modelleriyle işlemeye devam eder. Evvela Siyonist devlet olan İsrail’in kuruluş temellerinde hem kendi ulusal bilincini hem de uluslar arası bir bilincin oluşumu için Araplara karşı söylemler üretmiştir. Arap toplumları gerilikle eşanlamlı söylemle nitelendirilmiştir. Buna göre; Araplar tarihsel süreçleri iki temel unsurun yani Çöl’ün ve Din’in oluşturduğu, sosyo-kültürel durum olarak, gelişemeyen ve gelişemeyecek olan, ilkel içgüdülerin bir yaratığıdır. Bu iki unsur onların bu biçimde şekil almasını daha ziyade doğalarının böyle olmasını sağlar. Araplara karşı Irksal söylemler, dine aktarılır. Burada dikkatimizi çeken en önemli veri, Cumhuriyet İdeolojisi içinde bu tür söylem biçiminin tekrar edilmesi ve üretilmesidir. Bu söylem biçimleri o kadar çok benzerlikler gösterir ki; çoğu yerde sanki birebir tercüme edilip aktarılmış gibidir ve aynı kavram alanlarını gösterir. Filistin konusunda ‘Toprağını satan Araplar’ da bunlardan biridir. Oysa işin mahiyetine eğildiğinde ‘Toprağını satan hain Araplar’ın durumu başkalaşır: Bir Siyonist devletin kurulmasından evvel Filistin’de Yahudilere ait toprak miktarı %2.5 iken, İngiltere’nin hamiliği altında 1947 kadar sadece %6 ile 7 arasında yayılabilmiştir. Yahudi Ulusal fonunun oradaki yabancı şirketleri kullanarak binbir hile ve düzenle satın alabildikleri toprak oranı, bütün bu % 6 ile 7 arasındaki oran içinde sadece %9 dur. Eldeki apaçık verilerden- zira toprakların her metre karesinin nasıl alındığı belgelerle sabittir-  ortaya çıkan sonuç; Arapların korkunç oyunlar karşısında tüm fakirliklerine sefaletlerine rağmen topraklarını vermedikleri ve satmadıkları bilakis bunun için muazzam bir mücadele göstermiş olduğudur.

Siyonizm’in siyasal dili içinde İsrail ideolojisinin ürettiği söylemleri de bu dilin önemli bir tamamlayıcı olarak sayabiliriz. Bu söylemleri genel hatlarıyla içeriye ve dışarıya yönelik söylemler şeklinde ikiye ayırabiliriz: İçeriye yönelik söylemler; İsrail ideolojisinin kendi meşruiyetini teminat altına alan ve bu doğrultuda özneler üretme maksadıyla ortaya atılmış söylemlerdir. Mesela; her daim var olan Arap tehdidine karşı dine dayalı kutsal birlik için “Arap Golyat”a karşısında “Küçük Davud” olduğunu savunur. Dışarıya yönelik söylemler ise; İsrail ideolojisinin hem kendi kendisini hem akıl almaz politik uygulamalarını (işgalini, katliamlarını vb…) uluslar arası düzeyde meşrulaştırma ve hatta zorunluymuş izlenimi vermek maksadına yönelik söylemlerden oluşur. Mesela; İsrail’in saldıran değil bilakis saldırıya maruz kalan taraf olduğu, teröristlere karşı olsa olsa kendini “savun”duğu, “misilleme”de bulunduğunu söyleyen benzer söylemler, bu tür içine sokulabilir. Bunun yanında İsrail’in bölgedeki varlığı, çöldeki vahaya benzetilir. Buna göre; İsrail’in siyasal demokrasisiyle, kültürel ve ekonomik ileri düzeyiyle bölgede çağdaşlığın ve modernliğin bir yüzü olduğu iddia edilir. Onun, Avrupalı değerlerin taşıyıcısı olarak vahşi Araplara uygarlığı gösteren ve onları bu değerlerle tanıştıran bir devlet olarak çöldeki vaha görevini ifâ ettiği hükmüne kolaylıkla varılır.

Siyonizm’in siyasal dili, İsrail ideolojisini sürdürebilme maksadıyla kendini yeni bir form içinde üretmek istemektedir. Uluslar arası siyasal projeler, bu forma kaynaklık yapan bir imkân gibidir. Bu siyasal projeler altında üretilmiş söylemlerde ‘Barış’, ‘Bölge Barışı’ ‘Bir arada Yaşama’ vb… gibi Siyonist bir devlet olan İsrail’i normalleştirmeye çalışan söylemler, merkezi bir rol oynar. “Pax Americana” projesi* yıllardan beri bu gayeye hizmet eder. Bu projenin işleyişini engelleyen en büyük unsur ise, ‘Filistin’deki direniş hareketleridir. Filistin’deki direniş; hem İsrail ideolojisinin hem de İsrail ideolojisi lehine siyasal projeler üreten destekçi güçlerin tekerine çomak soktuğundan dolayı ‘Barış’ın, ‘Bölge Barışı’nın tehdit edici bir unsuru olarak takdim edilir. Bunun dışında ‘Hamas’ın meşru bir hükümet değil ‘terörist olması ve Terörizm ile eşit sayılması’, bu dilin kodlarının ürünlerinde bulabileceğimiz şeylerden sadece birini oluşturur.

Siyonizm’in siyasal dili, siyasal kavramların altını tekrar kalın bir biçimde çizer. Bu vurgu, sadece dilsel varlık olmaları bakımından değil, aynı zamanda harici varlık olmaları bakımındandır. Yani; esasen dilsel varlığa da temel teşkil eden siyasal uygulamaları daha belirgin kılma anlamındadır.

Siyonizm’in siyasal dili hakkında burada söylenen şeyler, ona yüklenebilecek tüm durumları oluşturmaz. Bu, açıktır fakat dil ve siyaset dolayısıyla siyasal kavramlar hakkında tekrar düşünmeyi sağlamak maksadını yerine getirebilir.

………………………………………………………………………………………………

* “Pax Americana” projesi; “Barış” için Amerika-Avrupa-Arap iş birliğine dayanan, bu yolda Suriye’nin arabuluculuğunu, Filistin direniş hareketlerinin ortadan kaldırılmasını, İsrail’in sadece meşru bir devlet olarak değil baskın bir devlet olarak kabul edilmesini sağlamak vb… stratejilere dayanan siyasal projedir. Türkiye, bu projenin devamı içinde Suriye ile İsrail arasında arabuluculuğa soyundurulmak istenmektedir.

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.

Bir yorum bırak