Siyasal Düşünce Tarzımız Değişebilir Mi?! / Servet Kızılay

Siyasal Düşünce Tarzımız Değişebilir Mi?!

Servet Kızılay

Herhangi bir değişimin meydana gelmesi için gerekli şartlar bulunmalıdır. Bu değişimin parçayı mı bütünü mü kapsadığı, iyi mi kötü mü olacağı ve benzer şeyler ise ayrı konudur. Nerdeyse 19 yy dan beri en büyülü kavramlardan biri “değişim”dir. “Değişim”, genel olarak olumlu bir kavram sayılageliyordu ve insanlarda farklı motivasyonlar oluşturuyordu. Zirâ karşılaşılan yeni durumlarda imdada yetişiyordu. Düşünce dünyası, değişim üzerine yoğunlaşırken neyin değiştiğini de anlamaya çalışıyordu; varlıkta en asli şeyin, değişim olduğu zaman- mekan ve hareket çerçevesinde gösteriliyor, eski metinlerde değişimi vurgulayanlar öne çıkarılıyor, Heraklitos “bir nehirde iki kez yıkanamazsın” sözü, bir motto yapılıyordu. Kısacası; çağdaş insan, değişimi yakalamak için peşinden amansız koşan tavşana dönüyordu fakat o tavşanı koşturan havucu (değişimi) bir türlü yakalayamıyordu. Yahut onu olabildiğince yakalayabilenler; gelişmiş, ilerlemiş, kalkınmış, sorunlarını çözmüş diye değerlendiriliyordu.

“Değişim” kavramının semantik (anlam bilimsel) macerası bir yana; siyaset alanında bunun ne ölçüde gerekli olduğu hele hele siyasal düşünce şemalarımızın buna ihtiyaç duyup duymadığı meselesi, ciddi bir tartışmayı öne koyuyor. İçinde bulunduğumuz vahim durum göz önüne alınırsa; siyasal düşünce şemamızın ne kadar katı hatlar taşırsa taşısın değişmesini zorunlu kılıyor gibi. Sorunlar artıkça, çözüm yolları olarak daha fazla şiddet ve türlerini aynı oranda artırdığımız buna karşılık ne iç ne de dış sorunları çözemediğimiz bir noktadayız. Öteyandan bu değişimi tartışmaya açacak mecalimiz de onu sağlıklı tartışabilecek bir ortamımız da yok. Ülkemizde ve bölgemizde sağlıklı bir muhalefet zemini, geleneği, algısı bulunmadığından dolayı en görünür olan siyasal iktidarı vurmak üzerinden meselenin halledildiği düşünülür. Tek tek siyasal olgulara bakıldığında, toplandığında, çoğu kez muhalefet denilen kesimin siyaseti üretme, ona alan açma bakımından İktidardan daha fazla sorunlu olduğu görülebilir. Lakin sonuç itibarıyle iki tarafı (iktidar-muhalefet) kuşatan kör bir düğüm bulunmaktadır. Yıkımların altında kalmadan, kan içinde boğulmadan, elde avuçta ne varsa tüketmeden varsa bir yol bulunmalıdır.

Siyasal düşünce şemasının değişmesini istemek, onun çalışma prensiplerine karşı itirazı içerir. Bu şemada ne vardır? Hangi içerik yani öncüllere sahiptir? Öncelikle ilk itirazı “Düşman” kavramı üzerine tutmamız ve şemayı buradan dağıtmamız gerekiyor. Zirâ Güvenlik politikaları, bu şemanın tam merkezinde durur. Siyasetin domine edildiği, üretim motoru olan yer, burasıdır. Güvenlik politikalarının anahtar kavramı, aynı zamanda besin kaynağı olan “Düşman” kavramı, Carl Schmitt’in siyasal felsefesinde ana kategoridir. Bir şeyi siyasal yapanın “Dost/Düşman” kategorisi olduğu vurgulanır. Lakin ülkemizin de içinde bulunduğu Şark siyasetinde (şemada) Düşman kavramı farklı kurgulanmıştır: “Düşman” ikiye ayrılmış gibidir; Mutlak düşman ve Stratejik düşman. Mutlak düşman; bölge ülkelerinin kendi aralarında birbirlerine karşı kullandığı bir etiket olduğu gibi, bölge ülkelerinde yaşayan ve siyasal iktidarlara mukavemet gösteren, bütün siyasal sosyal kültürel örgütler, gruplar, oluşumları içerir. Mutlak düşman doğası gereği yok edilmeyi varsayar. Onda ara basamak bulunmaz. Stratejik düşman ise; düşmanlığın sabit değil değişken olduğu durumdur. Düşman burada geçicidir; anlık- durum –konum  olarak yerini Dosta bırakabilir. Stratejik düşman ara basamaklıdır; yani onunla her zaman müzakere yapılabilir. Müzakere kapısı sonuna kadar açıktır. Türkiye’nin de dahil olduğu Şark devletlerinde her türlü anlaşmalar yapılan güçlü devletler Stratejik “düşman”dır; ABD-Avrupa-Rusya-İsrail vb bu devletlerdendir. Onlarla anlaşmalar yapmak için bütün yolları çareleri denemekle kalmayıp, aynı zamanda bütün zor şartları da aşmak için elinden geleni yapan bu siyasal düşünce yapısı, aynı şeyleri komşu ülkelerden ya da kendi iç dinamiğinden kaynaklanan sorunlarda kullanmaktan çekinir. Ortada çok büyük şöyle bir garabet bulunur: Şark’ta mutlak düşman, aynı zamanda Stratejik düşmanların bir Maşası, bir piyonu, bir aleti, kısacası ajentası gibidir ve ne hikmetse stratejik düşmanla hesaplaşmak için mutlak düşmanlarla savaşılır. Stratejik düşmandan milyar dolarlık silah alıp maşa-piyon sayılan mutlak düşmanı yok etmek için kullanılır. Bütün devletler (Türkiye dahil) kendi halklarına mutlak düşmanı yok etmenin doğru, stratejik düşmanla savaşmamanın bilakis silah dahil her türlü antlaşma yapmanın reel-politik mantıklı ve tutarlı bir siyaset olduğunu telkin eder. Burada halk dolaylamaya alıştırılır. Dolayısıyla kimse “maşayı bırakıp ateşle, piyonu bırakıp şahla uğraşalım yani stratejik düşmanla direkt  uğraşalım” diyemez.

Kısacası; güvenlik politikalarının tek çare olduğunu yıkmamız gerekiyor. Zirâ bu politika; gerçekte işe yaramadığı gibi halkı kandıran, geride tek eseri  yıkım-ölüm olan, hepimizi esir alan, bir siyasal dayatmadır. Ne denli radikal talepler olursa olsun, bölge ülkeleri kendi iç ve dış sorunlarını çözmede stratejik düşmanlarına gösterdikleri müsamahayı kendileri gibi olanlardan esirgedikçe sorunlar artarak devam edecektir.

Bütün bu devletlere şunları söylemeliyiz:

Şayet hesap kitabınız kuvvetli ise istediğiniz zaman tıpkı diğer devletler gibi stratejiler geliştirecek zekanız kabiliyetiniz varsa, çok meziyetli iseniz; bölgede özgürlükleri, adaleti, kardeşliği, hakkı hukuku geliştirmenin, 1(bir) kişiyi bile katletmemenin, 1(bir) tuğla bile düşürmemenin yollarını arayın. Ne kadar emin, doğru, hakikat olduğuna inandığınız siyasal düşünceniz varsa çöpe fırlatın!

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.

Bir yorum bırak