Şahsiyeti kadük bir nesilden kadim fikirler sadır olur mu? – Fikrikadim

Şahsiyeti kadük bir nesilden kadim fikirler sadır olur mu?

Abdurrahim Zararsız

Abdurrahim Zararsız

İstikbalimizin teminatı olan gençlerin, ne kadarı yüklendiği vazifenin bilincinde? Batılı ülkelerin düşünsel sistematiğine katkı yapan üst beyin oranı, nüfusunun %8 i iken bizde bu oran neden %2? Bu durumun yakın tarihimizdeki savaşlar ve devrimler ile ne kadar alakası var?

Yukarıdaki paragrafta yer alan her bir soru, bir anlamda bir öncekinin cevabı niteliğinde. Bu durumda son soru zaviyesinden yakın tarihimizi mercek altına alıp derin araştırma ve analizlere tabi tutmamız gerekiyor. Bunun için ise ciltler dolusu kitaplar yazılabilir aslında. Ancak biz gücümüz yettiğince özetlemeye çalışalım.

Savaşlar kısmını direk eleye biliriz. Japonya, Almanya hatta Rusya ve Güney Kore gibi ülkeler geldikleri noktada bu mazeretin geçersiz olduğunu adeta yüzümüze haykırıyorlar. Devrimler konusuna gelince; ‘İttihat ve Terakki’ ile başlayıp Cumhuriyetin ilanından sonra devam eden yenilenmeler(!) ne yazık ki beyin iğdiş etme aracı olarak kullanıldı. İsviçre ve Fransa’dan aynen tercüme kanunlardan harf ve kılık kıyafet inkılâbına kadar birçok devrim(!) kadim bir medeniyetin bakiyesi bir milletin geçmişi ile tüm bağlarının koparılarak zihninin resetlenmesi eylemine dönüştürüldü. Ardından da her on yılda bir formatlana formatlana bu günlere geldik.  Bütün bunlara bakınca eh %2 gene iyiymiş diyesi geliyor insanın.

    Bu arada, acaba bunun daha kötüsü de olur mu? Sorusu da akla gelmiyor değil. Her şeyi abarttığımız gibi, çeşitli cemaat ve fraksiyonlar içerisindeki bağlılık ve itaat hiyerarşisini de abartarak akıllarımızı temsilcilerimizin, şeyhlerimizin veya ağabeylerimizin cebine koyma hastalığından nasıl kurtulup şahsiyetli birer birey olacağız diye düşünürken bir de teknoloji sapkınlığı ile karşı karşıya kaldık. Hangisi daha fena bilemiyorum

Başta, Maarif Vekâletimiz vasıtası ile belleğimize zorla yerleştirilen “Ali topu at” “Ayşe ipi tut” “Sen sakın düşünme al hazırı yut”  gibi bet sektörleri, ayıklayamadan, zaman zaman yaşanan kısır kuşak çatışmaları dışında bir sorgulamaya tabi tutamadan bu günlere geldik. Ama kim derdi ki gün gelecek o kısır kuşak çatışmalarını bile arayacağız diye.

Son yıllarda, kuşak çatışmasına girecek kadar dahi bilince sahip olmayan bir neslin türeyişini esefle izliyoruz. Hayretle müşahede ediyoruz sanal âlemden çıktığında kendilerini gerçek dünyada misafir gibi hisseden, duyarsız bir neslin dönüşümünü. Ya kaybolmuş birinin bir an önce evine dönmek için sarf ettiği telaşla aramızda dolaşıyorlar ya da ellerindeki sanal âlem şubelerine kafalarını gömüp deve kuşu gibi aramızdan yeniden kayboluyorlar.

Elbette her teknolojik araç gibi  bilgisayar ve internet teknolojisinin faydaları da yadsınamaz. Ancak, şöyle etrafınıza bakın Allah aşkına, bunları kamudaki zorunlu görevleri dışında, iyi yönlerinden istifade etmek için kullanan kaç kişi var. Evindeki PC’nin başından günlerce kalkmayanların, ellerindeki tablet ve akıllı telefonlar vücutlarının bir azasıymışçasına hipnotize olanların kahir ekseriyeti oyun bağımlısı. Bu makineleri hem fikren hem cismen üretildiği ülkelerde bile insanlar harıl harıl kitap okuyorlar.

Nispeten biraz makul olanlarına “Şu kitabı/romanı okudun mu?” diye sorduğunuzda, okumanın tarih olduğu gerekçesi ve görsel öğrenimin yalnızca izleyerek yapıldığı zannı ile. “Gerek yok ki ben internetten özetini okudum, filmini/dizisini izledim.” Diyebiliyor. Hâlbuki Fotografik hafıza dediğimiz olgu görsel olanı sözel olanla birleştirerek akılda tutmaya dayanan bir hafıza tekniğidir. Aslında görsel hafıza, gücünü yalnızca izlemekten değil daha çok zihinde canlandırmaktan alıyor.

Tam da şahsiyetinin gelişim çağında; okumayan, düşünmeyen, sorgulamayan, zihin egzersizleri ve beyin jimnastiği yapmayan nesillerin, akletme, muhakeme yapma gibi temel insani yetileri gün be gün köreliyor. Saygı, sevgi, aile adabı ve beşeri ilişkiler adabı gibi temel ahlaki değerleri an be an erozyona uğruyor. Velhasıl, hayvani ve nefsani yönüyle bütünüyle hür fakat insancıl yönleri esir, fikri kıt, şahsiyeti kadük bir toplum olmaya doğru hızla ilerliyoruz.  Bu durumda FİKR-İ KADİM inşa etme çabasının önemi bir kat daha artıyor.

*BU MAKALEDE YER ALAN FİKİRLER YAZARA AİTTİR VE FİKRİKADİM?COM'un EDİTORYAL POLİTİKASINI YANSITMAYABİLİR.

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

2 adet yorum var.

  1. Arnavut Ramiz dedi ki:

    guzel bırr yazıdır

  2. ömür çelikdönmez dedi ki:

    gerisini bekliyoruz, güzel bir başlangıç

Bir yorum bırak

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.

Bir yorum bırak