Oruç, bilinen faydalarının fevkindedir – Fikrikadim

Oruç, bilinen faydalarının fevkindedir

Ömer Lekesiz

Bir Ramazan ayına daha eriştirildik. Bizlere bu imkanı nasip eden Rabbimiz’e şükürler olsun.

Oruç tutmanın yararlarıyla ilgili konuşmalar da başladı hemen. Başlasın, olması gereken olacak. Ortam hangi sözü gerektiriyorsa onlar söylenecek, kaçış yok.

Neticede oruç ile asıl kaçış ise sadece Allah’adır; bağlantı O’nadır; faydası da ancak O’ndan talep edilebilir.

Hayr üzere, rahmet ve bereket içinde bir Ramazan geçirmeniz dileğiyle, 14 Haziran 2016’da fayda çevresinde yazdığım yazıyı, bir okunma vaktinin daha tahakkuk ettiğini düşünerek tekrarlıyorum:

“Orucun bağışıklık sistemini güçlendirmesine, solunum ile sinir sitemlerini rahatlatmasına mahsus bedensel (fiziksel); ruhsal bir dinginlik sağlamasına, basiretin artmasına, dikkatin bilenmesine mahsus manevi (ruhsal) ve aç olanın halinden anlamaya, toplumsal yardımlaşmanın gerekliliğini kavramaya mahsus toplumsal – ekonomik faydaları üzerine bugünlerde çok fazla şeyler duyuyoruz.

İlk bakışta bunları olumsuzlaştırmanın bir gereği yoktur. Çünkü modern (zamane) insanı, büyük oranda tavşan sendromuna (başarısızlıkta sopayla buluşmayı, başarıda havuçla ödüllendirilmeyi içselleştirmeye) şartlandığından, ibadetiyle de neyi kazanacağını veya hangi olumsuz muameleyi hak edeceğini bilerek hareket etmek istiyor olabilir. Ya da bu tür fayda vurguları, belli insanların ibadet etmek için harekete geçebilmede arzuladıkları aklîleştirmenin hayırlı bir karşılığı da olabilir.

İbadetlerle ilgili insanın fıtratını da gözeten Şari’ ise, fayda konusunda detay vermek yerine daha genel ifadelerle değinir. Örneğin, Ebu Hâmid el-Gazzalî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn’inde bu manada şu hadisi zikreder: Hz. Peygamber (sav), “Ya Aişe, cennetin kapısını çalmaya devam et’ buyurdu. Aişe, ‘O ne ile ve nasıl olur ya Resulullah’ diye sorunca, Resul-i Ekrem, ‘Oruçla’ diye cevap verdi.”

Yine Şari’, fayda planında, insanın hallerine bitişik olan kavramlar üzerinden genel bir durum belirlemesinde bulunur. Örneğin, Allah (cc) “Sabredecek olanlara verilecek ecirler hesapsızdır” (Zümer, 39:10) buyururken, Allah’ın Resulü (sav) de “Oruç sabrın yarısıdır” ve “Sabır, imanın yarısıdır” diye buyurarak, orucun sabırla ve sabrın imanla ilişkisini açıklamıştır.

Dolayısıyla, vaizlerin (ilahiyatçıların) orucun faydaları bahsinde yukarıda zikrettiğimiz yönlerden kimi nazari ve pratik sonuçlar üreterek, müminleri ikna etmeye veya ondan kazançlarını pekiştirerek ibadetlerinde mutmain kılmaya mahsus çabalarını hemen olumsuzlamamak gerekir.

Ancak konuya salt iman boyutundan baktığımızda, bu faydacı yaklaşımların geçersizleşeceğini de bilmemiz elzemdir.

Şöyle ki, iman cüzlere ayrılmaz; o topyekün bir kabul ediş olduğu gibi bu kabul edişin beraberinde getirdiği taahhütlere bağlı olmayı da gerektirir.

Bu yanıyla iman karşısında akıl, kendisinin Tanrı – kul / emir – taahhüt ilişkisinde akledemeyeceği şeylerin olduğunu akletme yönüyle imana dahil olur ki, inanmak onunla makul hale gelirken, aklîleştirmek aslî bir yöneliş olmaktan çıkıp, tâlî bir yönelişe dönüşür. Diğer bir ifadeyle akıl, iman için zorunlu ancak aklileştirme (kulların istidat ve istihkak düzeylerine göre değişecek şekilde) tercihen gerekli olur.

Dolayısıyla inanan için sadece inandığı vardır ve bu manada oruç emri İlâhî bir emir ve ona mahsus taahhüdün bir öznesi olması bakımından değerlidir. Kimi hikmetleri de kendisinde içkindir ki, bir kulluk taahhüdü olarak orucun tutulması, zaten bilinebilen ve bilinemeyen tüm boyutlarıyla o hikmetlerin muhatabı olmak demektir.
Kaldı ki, oruç, uygulaması bizzat tanımında yüklü olan ibadetlerdendir. Arapça savm (svm) demek olan oruç, Râgıb el-İsfahanî’nin Müfredât’ında “yemek yeme, konuşma ya da yürüme türünden bir fiili yapmaktan kendini tutmak, geri durmak” şeklinde açıklanmıştır (…).

Ebu Hâmid el-Gazzalî de orucu, “(Savm) demek kendini çekmek ve (yemek içmeği) terk etmektir. Bu görülür bir tarafı olmayan, gizli bir ibadettir. Halbuki bundan başka bütün ameller görülür. Oruç ise ancak Allah-u Teâlâ’nın görüp bildiği, mücerret, sabırdan ibaret olan gizli bir ameldir” şeklinde açıklar.

Orucun İlâhî bir emir olarak, sıhhatli bir şekilde ifasının şartları oruç fıkhının, mücerret oluşu nedeniyle makbul olmasının mümkün yönleri de oruç metafiziğinin konusudur.

Bu manada orucun ibadet olarak aklîleştirilmesinin karşılığı ise orucu tutmaya özendirmek, dolayısıyla, onunla ilgili sıhhi ve ruhi tereddütleri olanların tereddütlerini gidererek, oruç tutanların sayısını artırmaktan başka bir şey değildir.

Mümin için asıl olansa, oruç emrinin muhatabı olduğunu bilmek ve bileni olmakla onu bir taahhüt olarak yüklenmektir. Bu bahiste oruç fıkhının bilinmesi bir zorunluluktur, oruç metafiziğiyle, muhtelif neden ve niyetlerle yapılan aklîleştirmelerin muhatabı olmak ise tercihle ilgili bir durumdur. Çünkü son tahlilde bu ikisi kavrayışla, anlayışla, mutmain oluşla ilişkilidir.

Oysa ki, ilk ve son tahlilde iman ve onun gereği olan taahhütler kavrayışı, anlayışı ve mutmain oluşu daima aşar.”

Kaynak Site: Yeni Şafak

YAZAR HAKKINDA

fikrikadim.com sitesinin görüllü editörü
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.

Bir yorum bırak