Ortadoğu’da Kant İçilir mi? “Ebedi̇ Bariş”ın Hüzünlü Hikâyesi – Fikrikadim

Ortadoğu’da Kant İçilir mi? “Ebedi̇ Bariş”ın Hüzünlü Hikâyesi

Servet Kızılay

Avrupa Birliğini sistematik ve açık olarak kuran mimarın İmmanuel Kant olduğu söylenir. Onun “Ebedi Barış” fikrine dayandırılan tezleri, bugünkü bütünlük sağlamış Avrupa resmini ancak sonuçta oluşturabildi. Kant, “Ebedi barış” demesine rağmen Avrupa’nın onu anlaması için I. ve II. Dünya savaşında yaklaşık 55 milyon insanın ölmesi, milyonların sakat kalması, yüzlerce şehrin yıkılması gerekti. Lakin aynı Avrupa evrensellik iddiasında olan “Ebedi Barış”ı, kendi bütünlüğüne yönelik ve yalnızca kendisi için geçerli olan bir şeye çevirerek; “kendi içimizde ebedi barış” şeklinde anladı.

“Ebedi Barış”tan “Kendi içimizde Ebedi Barış”a:

Kant’ın insanlığın bir ülküsü ve özgürlüğü olarak söylediği “Ebedi Barış”ın, “kendi içimizde ebedi barış”a dönmesi, Avrupa’nın uyguladığı siyasal pratiklerden çok rahat çıkartılabilir ve bu siyasi pratiklere bakarak anlaşılabilir. Mesela; Fransızların daha yakın zamanda Cezayir’deki büyük katliamı, dünya savaşlarından çok sonra oldu. Hele hele Afrika’da sivil katliamların baş aktörü olması, çoluk çocuk sokaklarda insanların katledilişleri, bir sinema sahnesi gibi tüm dünyaca izlendi. Kant’ın memleketi Almanya’nın dünyanın en önemli silah üreticisi bir devlet olması ayrıca “Ebedi Barış”ı sorgulatacak bir ironi oldu. Bununla birlikte silah pazarını- endüstrisini elinde tutan ülkelerin Avrupa devletleri (ABD) olması, bunda başı çekmesi, diğer ülkelere savaş endüstrisinin mantığını dayatması, savaş ürünlerini hep kendi dışındaki ülkelerde kullanmak istemesi, ebedi barışı değil ebedi savaşı ortaya koydu. ‘Kendi içinde barış, dışarıya savaş ilkesi, iktidar kalmanın ve kendi bütünlüğünü korumanın esası gibi kabul edildi. Yine Avrupa’nın devamı ve en iyi temsilcisi sayılan ABD, sadece 1970-75 yılları arasında Kamboçya ve Doğu Tamil’de 2.5 Milyon insanın katledilmesinden sorumlu. Gözümün içine bakarak Demokrasi getirmek (barış ve huzur) vaadiyle Irak’ta 1.5 Milyon insan katledildi. Demokrasiyi tankla tüfekle getirmek, normalleştirilmeye çalışıldı.

Bu katliam listelerini uzattıkça uzatmak mümkün fakat hepsinde “Ebedi Barış”ın ne hale geldiğini, nasıl şekil değiştirdiğini görmek zor değil. Madem durum bu, o halde Kant nerde yanıldı? Savaş kaçınılmaz bir şey ise “Ebedi Barış”tan söz etmek aptallık olmaz mı? Yoksa Kant yalnızca Avrupa’yı mı kastetmişti? Yani tek yönlü geçerliliğe sahip bir şeyi mi ileri sürmüştü? Kendi kıtasını güçlü yapacak bir barışın yolunu mu açmıştı?

Barışın mı yoksa savaşın mı daha kalıcı, geçerli ve değişmez olduğu nerden bilinir? Bu ve benzer bir soru, tüm diğer sorulardan  daha derinde duruyor. Bu soruya verilecek cevap bugün Avrupa’yı güçlü yapan şeyin de bir anlamda cevabı olacak.

Öncelikle askeri tarih ve devletlerin güvenlik politikaları açısından öne sürülen tezlerin iyice irdelenmesi gerek. İnsanlara adeta dayatılan tezlerin tamamında savaş; hem insanların hem de devletlerin kaçınılmaz hatta normal bir olgusu kabul edilir, normalleştirilmeye çalışılır ve savaşın meşruluğu için binbir dereden su getirilip insanlarda bir inança dönüştürülür. Mesela; Osmanlının Batı karşısında yenilmesinin en önemli faktörü, savaşa bağlanır. Dolayısıyla savaş, Batı’nın güçlü ve üstün olmasının biricik yolu sayılır. Bu meşhur görüş, kısmen doğru olmakla birlikte eksiktir. Zira oldukça merkezi bir şeyi gözden kaçırır. Üstünlüğü-gücü sağlayan şey; savaşın kendisi değil, üretilen savaş endüstrisidir. Savaş güçlü olmanın yeri olabilir ama güçlü kalmanın yeri başkadır. Güçlü olmak ile güçlü kalmak sanıldığının aksine birbirine zıttır. Mesela; Moğollar güçlü oldular fakat işgal ettikleri yerlerde insanlara ölümden yıkımdan başka bir şey sunamadıkları için silinip gittiler. Bütün ülkeler alınsa bile alınan ülkelerde ilk yapılan şey, Starbucks açmak,…vb ise güçlü olmaktan değil güçlü kalmaktan söz edilebilir. Hele hele modern dönemde savaşın anlamı ve yöntemi de değişmişken, onu dört elle sarılması gereken bir çözüm görmek, savaş sonrası güçlü kalanı hesaba hiç katmamak demektir.  

Güvenlik politikalarının tezlerine baktığımızda ise; ortaya çıkan veriler, nerdeyse insanlara Dini bir inanç-itikad gibi sunulan iddiaların tam tersini gösteriyor. Bu verilerden başlıcaları şunlardır:  

Son yüzyılda Devlete karşı silah kullanıp diz çökerten herhangi bir silahlı örgüt-yapı yok fakat şiddete ve savaşa dayanarak kendi ve komşu devletlerle olan meselelerini çözebilen bir Devlet de yok. Özellikle bölgemizde bütünlük adına yapılan tüm savaşlar, daha çok parçalanma; bağımsızlık- özgürlük adına yapılan tüm şiddet biçimleri daha fazla (savaş teknolojisi ürünü dahil) bağımlılığa yol açtı. İktidar adına yapılanlar, iktidarlığın egemenliğini tehdit eder hale geldi. Bunlar verilerin sunduğu ilginç göstergelerden. Kısacası; bölge ülkeleri neye karşı savaşmışsa, ona karşı yenilmiş ve tam tersi sonuçlarla karşılaşmıştır.

“Ebedi Barış”ın Hüzünlü Hikâyesi:

“Ebedi Barış”ı ortaya çıkaran şeyin altında korkunç ebedi bir huzursuzluk yatar. Kant’ın kendi yaşamında bulabileceğimiz bir huzursuzluktur bu. Kant, çok fakir bir ailenin çocuğu. Annesi küçük yaşta ölmüş. Babası bir Eğerci. Her zaman ona şakayla karışık “kemerleri biraz daha sıkalım!” dermiş. Evde üç öğün yemek olmadığı için yatılı okula gitmek zorunda. Babası öldüğünde çok genç yaşta. Kız kardeşleri var, birisi çok küçük yetimhaneye veriliyor. Diğer kardeşleri fakirlikten uzak şehirlere hizmetçiliğe yollanıyor. Kant, kız kardeşlerini bir daha asla görmüyor hatta onlardan kaçıyor fakat sevmediği nefret ettiği için değil. Bilakis en küçük kardeşini çok seviyor “bari orada sıcak bir yuva ve yemek bulur!” ümidiyle avunuyor. Hayatı boyunca ortalama insanın giydiği elbiselere sahip olamayan (hayatının sonlarında değişir) Kant, kısa ve fiziksel arızası yüzünden üniversitede öğrencilerin sürekli aşağılamaları alaylarıyla karşılaşır. Derslerini kürsünün arkasından verir ve bu alay etmelerden hayatı boyunca kurtulamaz.

Kant sosyal-ekonomik-siyasi,..vb savaşmak için onca sebep varken daha zor olanı seçer ve önünde insanlara sunmaya “Ebedi Barış” ve kavramaya çalıştığı bir  dünya bulur. Böylelikle Gerilim ve çatışma alanları üzerinden dünyayı okuyanlara karşı da tokat gibi bir cevap vermiş olur.

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.

Bir yorum bırak