Ok-Okuyucu – Fikrikadim

Ok-Okuyucu

1.Çocukluğumuzda düğünlere davetiye bastırmak müşkül işti. Pahalı. İlçenin tek gazetesini çıkaran matbaanın davetiye basması da mümkündü. Elle dizilen hurufatlarla yazılan ve mektup zarfına sığan kartlar. Tashih hatası, mürekkep lekesi eksik olmayan. Davetiye basımına harcanan paranın çok az bedeline bu işi ifa eden kadınlar vardı. Kuru kuruya bir kağıt ve zarf vermekten çok daha insani bir yolla. Her bir evi ziyaret ederek düğüne davet. Okuyucu denirdi onlara. Meslek sayılırdı. Çünkü bir-iki kadın ancak vardı bu işleri yapan.

Seyyar davetiye. Yüz yüze. İnsani bir temas ve davet edilene değer verilen bir yöntem.

Dedikodu, insanı rehabilite eden yönü ile geleneksel sağaltım yolu da cabası.

Düğün sahibinin liste vermesine bile gerek yoktu bazen. O akrabalık, arkadaşlık dostluk ilişkilerine göre düğün sahibinin kimleri davet edeceğini bile tahmin eder. Buna göre evleri gezip tebliğ eder, düğün tarihini. Bu kuru kuruya bir tebliğ değil; gelin kimlerden, ne özelliği var, oğlanın içkisi, kumarı, çapkınlığı anlatmakla bitmeyen ayrıntılar. Ev sahibi ikramlar sunar. Allah ne verdiyse. Ne kadar iyi ağırlanırsa okuyucu, davet edileni geniş bir bilgilendirme ile sona erecek bu ziyaret. Belki bir-iki saat.

Sanki düğün çevresinde brifing veriliyor ev sahibine. Şehrin, mahallenin bütün dedikoduları piyasaya sürülür. Ayaklı muhabir, seyyar televole. Düğüne davet edilen sizsiniz ama bilmediğiniz akrabaları, yedi sülalesinin çetelesi, kim kimin nesi olur tam bir bilgilendirme ve bilinçlendirme.

Böylece sadece bir düğüne davet edilmezsiniz sosyalleşmek için gerekli bütün bilgilere de sahip olursunuz. Okuyucu kadının yeteneğine göre sosyolojik analizler, dedikodu konuları, son gelişmeler sıralanmış. Güncellenirsiniz, kaçırdıklarınızı geriden takip etseniz de artık mahalleye, şehre ve düğüne hazır sosyal bir özne haline geldiniz demektir. Yakınlığa göre alınacak hediyeyi hazırlamak kalır geriye. Buna “benek” denirdi. Altın, çok yakınsanız yatak-yemek odası takımı, uzaktan ise akrabalık; yeni evleneceklerin müşterek meskenine götüreceği eksik kalan ütü, sini, tepsi vb. almak için bir hazırlık düşerdi size.

2.Okuyucu; Türklerin göçebe döneminden kalan bir geleneğin zamanımıza ulaşan yansıması olmalı. Obasında düğün yapacak çevre ve akraba obalara “ok” gönderir. Her obanın okunun ayırıcı bir vasfı var çünkü. Ok göndermek hayırlı/veya şer sizin davet edildiğiniz ve orada bulunmanız olmazsa olmaz bir çağrı demektir. Ok, bir savaş için omuz omuza dayanışma; tasada ve kıvançta ortak olma isteğinin size ulaşması. Ok’u görünce kimden geldiğini anında anlarsınız zaten. O kadar ayırıcı bir vasfı bile var. Islık çalan ok bile yapmış Türkler. Islığın tınısı ve sesin gücü ustalığı gösterir. Ordulara mesaj verir bazen. Uzaklara komutları ulaştırır. Savaşan birlikleri sevk ve idare edebilirsiniz ses çıkaran oklarla. 

3.Bugün bir yazıyı, kitabı anlama çabası gösterene okuyucu diyoruz.

Yazardan gelen ok’u kabul eden. Yazar yazı/kitapla bir icap yapmış. Bunu kabul etmek veya etmemek kişilerin tercihine, keyfine ve ilgisine kalan bir özgürlük alanı tanınmış. Bir kere oku alan; sesine, tınısına, yani üslubuna ve konusuna göre kabul eder. Reddetme hakkı yanında.

Zihnine çengelli iğne gibi takılan kelimeler sizi bir oku izlemeye zorlayacak güzelliğe ve sese sahipse ardına düşersiniz. Savaşın en hareketli kısmına dahil olursunuz.

Yoksa şöyle bir bakar; atar geçer gidersiniz. Yazar okunu atmış, yakına uzağa.

Ok derine işlerse yazıya/kitaba devam eder okuyucu. Etmek zorunda. Yoksa dudak büküp iteklersiniz. Sizi büyütmüyor, zenginleştirmiyorsa. İlginizi çekmiyorsa. Bu yüzden yazdığınız okuyucuları tanımanız da gerekir, muhataplarınızı. İlgilerini, ihtiyaçlarını.

Yoksa muhayyel bir okuyucuya yazarsınız. Her malın bir müşterisi çıkar eninde sonunda diyemezsiniz. Ok’un geri gelmesi ihtimali de vardır iadeli taahhütlü. Bazen yerine ulaşması muhtemeldir ama kesin değildir. Okuyucu nazlıdır.

Hicran verici yanları da var. Şöhret yordamı ile yığılınca kitapçılara ve yazarın imza günlerinde tünediği direklerin çevresine okuyucular; bunları toplayan ok değil olsa olsa yay dersiniz. Küreleyerek yığılmış.

Genişletilmiş bir halka içine alınan okuyucular öznel ilgilerine göre değil kendilerine benimsetilmiş yönlendirmelerin kurbanıdır. Genel ilgilerin içinde olmak sosyalleştirir insanı. Toplumsal bir onay, beğeni ve takdir için. Sosyalleşmenin bir yönü orta malı ilgilere ortak olabilmektir. Yoksa iki ve/veya daha fazla kişi yan yana gelince ne konuşacak? Burada okuyucuya özel bir davet yok; genel bir duyuruya koşuşanlar var sadece. Oysa o özel gönderilir özel insanlara. Davete icap vardır ve ses vermek. Düğünde, ölümde bizzat hazır olmak. Yoksa bu kadar ok havada uçuşur bir eyleme yol açmaz. Giran gelir insana ve verir hicran.

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

6 adet yorum var.

  1. ömür çelikdönmez dedi ki:

    geleneksel düğün adetlerimizin vazgeçilmez bir ritüeli olan okuyucu yani düğün davetçisinden yola çıkarak, kitpa okuyucus arasındaki kurulan benzerlik ve anlam kazandırma, müthiş bir beyin fırtınası olarak karşımıza çıkıyor. Kaleminize sağlık efendim.

  2. şermin şerbetli dedi ki:

    okumaya dair okunmaya değer!

  3. neslihan yoruulmaz dedi ki:

    oh be damak zevkime uygun bir yazı nihayet bulabildim Mustafa bey, hep böyle yazın

  4. Haydar dedi ki:

    Bahsi geçen bu tarihsel seyrin geldiği son nokta ;
    Davetiyeler/”Oku”ntular artık düğün sahiplerinin ve davetlilerin tanımadığı “Organizasyon şirketlerince” yapılmaktadır. Ve hatta düğüne katılacakların yoklaması alınmaktadır. Bu da “sınıfta kalmaya” davetiye çıkarmakta ve kısasa kısas mantığıyla; düğün/okutucu sahibince “düğünümüze gelmeyen cenazemizde ağlamasın” gibi bir sonuca sebebiyet vermektedir.
    Bu duruma “O sizin düğününüze/okuntunuza gelmedi sizde onun düğününe/okuntusuna gitmeyin ” diye tezahürat edilmesi eklenip bu da yetmezmiş gibi bir de topa giren mahallenin 3.şahıslarıyla maçın (pardon düğünün/okuntunun) seyri daha da bir değişik heyecan katmaktadır olaya. Allah kimseyi ne oksuz ne de okuntusuz bıraksın.

    Hocam güzel yazı olmuş emeğinize sağlık…

  5. abbas tevfik dedi ki:

    Ne güzel.Hani deva mı hocam…İlminizi sakınmanın vebali var ona göre.

  6. Mustafa Everdi dedi ki:

    Teşekkür ederim. Abbas Tevfik üstadımız.
    Hayati, yazar listesinden güncel haberleri daha çok önemsiyor.
    Kendimi arayınca bulamıyorum.
    Ben de boş ver dedim, internet gayyalarında kaybolacak şeyleri niye yazıyorsun.
    Sizin gibi velud olmadığım da bir gerçek ayrıca

Bir yorum bırak