Nargile İçen Suriyelilerin Cevabıdır / Servet Kızılay

Nargile İçen Suriyelilerin Cevabıdır

Servet Kızılay

Herhangi bir parkta nargile içiyorduk. Yanımıza bir amca geldi. Onu tanımayız, adını bilmeyiz. O da bizi tanımaz, bilmez. Öfkeliydi besbelli ve bizlere öfkesini yansıtarak “neden ülkemize dönmediğimizi, elimizin ayağımızın (sağlam) olduğunu, silah alıp savaşmadığımızı” sordu. Aslında bu soru da değildi. Bir şeyi anlamaktan çok, yargılamak için cep telefonuyla kayıttaydı. Sanıyorum; nargile içmeyi, keyif yapmak olarak kafasında kodlamış biriydi. Hani o meşhur oryantalist resimlerde; tembel, elinde nargilesi, keyiften- hazdan başka bir şeyden anlamaz, aptal insanlar olarak gösterilen tablolar gibi. “Ölüler sanırmış ki; diriler her gün helva yiyor” atasözünüzdeki durumlar gibi.

İlk şaşırdığım konu, amcanın o öfkesindeki kin ve nefret söyleminin nasıl oluştuğu. Irkçılığın aynı dinden olduğunu söylediği insanlara bile neler yaptırdığı. En doğru hakikat diye sarıldığımız şeylerde, siyasetin insanı hangi güçle şekillendirebildiği.

Türkiye’deki sözde muhalefetin pejmürde vaziyeti ise başlı başına bir sorun olduğu için o amcaya nerden cevap vermeye başlayacağımı bilemedim. Öyle ya bir muhalefet düşünün; siyasal olarak bir iktidarın ortaya çıkardığı, bizleri adeta yaşayan bir hayalete çeviren problemlere karşı ilk yapmayı düşündüğü şey, yurtlarından sürülmüş olanları; kovmak. İnsan haklarına, eşitliğe, özgürlüğe, hele hele adalete hiç inanmamış, siyasal düşüncesine bunları taşımamış, yer vermemiş, hödük bir muhalefet. İktidara kızan fakat eline fırsat geçse iktidardan daha büyük ve feci işler yapmayı düşünen, kör bir muhalefet. İktidara tepkisini bizler üzerinden göstermeye çalışan yani mülteci, perişan insanları, tekme atılacak araçsal bir kategoriyle bakan, zavallı bir muhalefet. Belki gerçek bir muhalefet denmeyi bile hak etmeyen fakat Türk siyasal konumundaki göreviyle yeterli görülen, insanların gazlarını almaktan başka iş yapmayan yani yine güçlülere hizmet etmekten başka bir halta yaramayan zavallı bir muhalefet…

Eline bir süpürge almış bizleri pislik gibi görüp süpürmek isteyen bir muhalefet, madalyonun sadece bir yüzü. Madalyonun diğer yüzü ise; kelimelere sığmayacak acılara, felaketlere, vahşetlere açılıyor. Devletlerin başrolde olduğu, zifiri karanlığa açılan bir kapıya…

İslâm coğrafyasında bütün devletler, kendi suçlarını gizledikleri ya da suçlarını yükledikleri en mükemmel günah keçisi ve büyülü sözcüğü buldular: “dış mihraklar”. Bununla gözlerimizi kolaylıkla boyayabiliyorlar. Evet bir “emperyalist kuşatma”, dışarıdan gelen açık bir “düşman” var; sadece benim ülkem Suriye’de değil, yanı başımızdaki Irak’ta ‘Demokrasi getirme’ vaadiyle 1.5 Milyon insanın katledilmesinden sorumlu bir dış mihrak ABD’den bahsedebiliriz tabii ki. Bunlar vitrinde duran, yadsınamaz şeyler. Lakin Suriye’nin bu hale gelmesinde dış mihrakların değil, kendilerine Müslüman ülkeler diyen devletlerin büyük payı ve rolü bulunmakta. Ülkemin başında duran Beşar Esad gitsin diye şimdiye kadar harcanan paranın toplamı tam; 131 Milyar dolar olduğu, niceliksel veri olarak, söyleniyor. Hem de bu paraların %90 nı bu Müslüman devletlere ait. Yani öldürmek, yıkmak, işgal etmek, hakimiyet kurmak için harcanan paranın yalnızca küçücük bir bölümünü biz mültecilere sağladılar. Açlıktan, susuzluktan, ilaçsızlıktan halen –şuanda bile- ölen binlerce Yemenin 1 milyar dolarla altyapısının kurulabileceğini, anlatmam lazımdı o amcaya fakat uzun yorucu bir konu. Esad’ın anti demokratik uygulamaları, diktatörlüğü, zalimliği..vb zaten ayrı bir yara fakat başka ülkelerin ‘diktatör düzeltici’ olması ne kadar doğru olabilir ki?!. İçimden bir taraftan şunu sormak geçti: Ey amca, sizin de ülkenizde siyasal problemler bulunuyor; farz et yüzlerce değil binlerce farklı silahlı örgüt(sizin tabirinizle “devrimci-muhalifler”) o sorunları, diğer devletlerin yardımlarıyla çözmeye çalışsa ne derdin. Mesela;  ülkenizdeki Kürtler için savaşan binlerce grup olsa, bunlar ülkeyi kan gölüne çevirse, kabul edebilir misin? Kendi siyasal görüşüne, sana anlatılan siyasal teorilere göre; her şey kafanda net, doğru ve haklı. Senin siyasal gerekçen meşru iken; benim burada olmam, bu halde olmam, şehirlerin yıkılması, talanlar, ölümler, bu cehennem nasıl gayrı meşru olacak? Amca ben ülkesinden sürülmüş 5 Milyondan biriyim. Konuşurken gözlerimin içine bak ve nargile çekerken nefesime… Keşke ülkendeki STKlar silah yerine bizlere ilaç, gıda, insani yardım verseydi, barış için devletleri zorlasaydı, isyan etseydiler devletlerin sözde haklı gerekçelerine. Keşke ülkenizde üniversiteler, akademiler, entelektüeller devletlerin oyuncağı olan bizler için “İslâm Ülkeleri Savaş Suçluları Mahkemeleri” kurulması, fikrini ortaya atsaydı. Olur ya; belki canavarların güç oyununda ezilmekten bir nebze kurtulabilirdik. Belki siyaseti de sınırlayan, dizginleyen bir üst insani çerçeve bulabilirdik ve belki; masum olduklarına, haklı olduklarına, kesin inanç beslediğimiz o devletlerin ne kadar mücrim olduklarını anlayabilirdik.

Amca! Sana söylemek istediğim çok şey var fakat anlatacak dilim yok. Yine de bildiğim kırık dökük Türkçeyle “Allah razı olsun” diyebildim

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.

Bir yorum bırak