Mucizeden iktidar, ideal popülizm – Fikrikadim

Mucizeden iktidar, ideal popülizm

Mucizeden söz edildiğinde sorulması gereken “Doğru mu yoksa yalan mı?” olduğudur. Mucizenin yalanlanması veya doğrulanması sanılanın aksine çok kolay değildir.  İnsan buna kendi aklı, vicdanı yani kişisel birikimiyle cevap verebilir. Bu konuda yargılar, inançlar değişebilir. Böyle duygusal meseleler, farklı düşüncelerle karşılaştığında, kişi veya toplumda kargaşaya yol açarlar. Nihayetinde mucize, idealize edilmiş duygusal bir meseledir ve toplumlar mucizelerle yönetilemeyecek kadar rasyonel ve pragmatisttir. 

İdealist ve mucizevi inanışların sonucunda ortaya çıkan duygusal tepkiler sadece kutuplaşma ve kaosa neden olacağından böyle toplumlarda, kaosu engellemek için bir otorite gerekir. Otoritenin varlığı kültürel, ekonomik ve siyasal farklılıkların düzenlemesini, dengelenmesini, kontrol edilmesini sağlar.  Hobbes’in deyimiyle “Özel akıl, kamu aklını (otoriteyi) kabul etmelidir.”  

Otorite, kararların, kanunların içeriğinin belirlenmesi olarak değerlendirildiğinde birçok sorunun da başlangıcıdır. Tek merkezli tanımlanması, güç dağılımının dengelenmesi sorununu ortaya çıkaracaktır. Tek merkezli güç, tek boyutlu bir siyasete imkan tanır. Böylece siyasal kazanımlarla düzenlenmiş bir adalet anlayışıyla sonuçlanır. Alınacak kararların kendilerini olumsuz yönde etkilemeyeceğine inanan bir toplumda ise siyasal popülizmin güçlenmesine olanak sağlar. Siyasal popülizm, merkezden uzak çevrenin sorunlarını çözmek yerine daha çok yeni vaatler, tersine gidişte yeni korkular ve kaygılar oluşturmak üzerine kuruludur. 

Kazanılmış siyasal hakların kaybedileceği kaygısı bunun en tipik örneğidir. Devlet, hukuk ve kanuni düzenlemelerle yürütülecek demokratik mekanizmaya sahip olmadığından, siyasal kazanımlar, hukukun ve kanunların önüne geçer. İktidarlarsa yaşanan sorunları hukuki düzenlemelerle aşmak yerine, destekçilerini  kaybetmemek için;  iktidarı kaybettiklerinde kazanılan hakların elden gideceği söylemini dillendirirler. 

Demokrasi, siyasal kazanımların hukuki güvence altına alındığı sistemlerdir. Hükümetlerin değişmesi halinde farklı siyasal çevreler, kazanılmış hakların kaybedilmeyeceğini bilerek hareket ederler. Destek verdikleri iktidarları, ekonomi ve politik uygulamalarıyla değerlendirirler. Daha somutlaştırmamız istenirse örneğin; İngiltere’de bir sosyalist, iktidarın değişmesi durumunda ; bireysel hak ve hürriyetlerinin, siyasal kazanımlarının değişmeyeceğini bilir. Siyasal mücadele ise devam eder…  

Bu durumun gerçekleşmediği düzenlerde demokrasiden söz edilemez. Bu devletler sadece ideolojik devletlerdir. Siyasal mücadele; taraftar kazanmak, vaatlerde bulunmak ve ideolojik göndermelerle yapılır. Bu durum zayıf  olanın otorite tarafından baskılanması anlamına gelir. Çoğunluk ise gücün, otoritenin” kendi yanında olduğuna inandığından beklenen idealist, mucizevi çözümler; popülizmin egemenliğiyle sonuçlanacaktır.  Türkiye’de son on iki yıldır yaşanan tam da budur. 

Ne dindar kesimlerin geçmişte yaşadıkları ve yaşaya geldikleri sorunlara anayasal bir çözüm getirilmiştir. Ne de Kürt, Alevi meselisine yönelik  hukuki bir düzenleme yapılmıştır. Özellikle dindarlara ve Kürtlere, iktidarın kaybedilmesi durumunda; on iki yıllık siyasal atmosferin (kazanımların) kaybedileceği pompalanmaktadır.  Seçim dönemleri yaklaştığında yeni anayasa söylemleri eklenerek…  Kaygılı muhafazakarlar oluşturulmakta, gazete köşelerinden  bol reklamlı tanıtımlar yapılmaktadır.

Bu çok kaygılı vatandaşlarımızın, kaygılarının giderilmesi için hukuki ve yasal düzenlemelerin neden yapılmadığı sorulmazken, o kaygı bolca yaşatılmaya çalışılmaktadır. Oysa sözüm ona haklarını kaybedecek bu kaygılı  vatandaşlarımız, sanırım şunu bilmemektedirler. Aradan geçen on iki yıl sonra bu ülkede; “Kemalistlerin”, beyaz Türklerin, laiklerin, siyasal hakları, anayasa ve kanunlarla güvence altındadır. Bu ülkenin seçkinleri yine eski seçkinler, aynı imtiyazlı sınıflardır. Tek güvencesi olmayan bu toprakların, sünni dindarları, Alevileri ve Kürtleridir.

Not: Şimdilerde ayrıca başkanlık sistemi tartışması başlatılmış… “Sorunlar bununla çözülecek” denilmektedir.  

Ben çok inandım. Ya siz?

YAZAR HAKKINDA

Fikr-i Kadim Yayın Yönetmeni (Yazarın diğer yazılarını okumak için lütfen isme tıklayın.)
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

5 adet yorum var.

  1. Ömür Çelikdönmez dedi ki:

    Siyaset felsefesine dair farklı bir yaklaşım, ustaca ifadelendirme, kaleminize sağlık efendim

  2. Mustafa dedi ki:

    Sağ muhafazakar partilerin karakteristik özelliklerini çok güzel izah etmişsiniz. AKP’nin 12 yılın ardından -sözüm ona verdiği kavgadan sonra- son seçimlerde aldığı oyları Cumhurbaşkanı Erdoğan aracılığıyla gidip Ergenekonculara nasıl peşkeş çektiğini yazmamanız ise bir eksiklik…

  3. Nisanur dedi ki:

    Bir daha hatırladım: kokuşmuşluğu

  4. hasan dedi ki:

    AP’den beri sağ partiler her zaman halkı böyle umutlarla, vaadlerle kandırıp durdular. Bir gün olsun köklü sorunlara çözüm bulmadılar. Ak parti’nin bir farkı olmadığını biliyoruz sorun alternatifsizliğimiz.

  5. Tahsin Varol Tahsin dedi ki:

    Sayın yazarımızın “Çoğunluk ise gücün, “otoritenin” kendi yanında olduğuna inandığından beklenen idealist, mucizevi çözümler; popülizmin egemenliğiyle sonuçlanacaktır. Türkiye’de son on iki yıldır yaşanan tam da budur.” ve devamındaki siyasal betimlemeleri TUZU KURU bir yaklaşımdır, bana göre. Son 12 yılda neler yaşandığını hiç hatırlamayan birine ne anlatılabilir ki? Bir ton badirelerden sonra hukuksal değişiklikler yapılabildiği kadar yapıldı. Geriye anayasal değişiklikler kaldı ama vesayetçi partilerin kaçınmaları yüzünden yapılamadı.Bunları bilmiyor olduğunuzu var saymak mümkün değil. Kusura bakmayınız, bu ülkede 80 yıldır kimlerle ve nasıl mücadele edildiğini bilmeyen yeni yetme TUZU KURULARA itibar edecek LÜKSÜMÜZ yok. Benim yok! Sizleri bilemem.

Bir yorum bırak