Modernite ve Alegori – Fikrikadim

Modernite ve Alegori

sanat-Modernite, kıta Avrupa’sında yaklaşık olarak 17. ve 18. yüzyıl civarında ortaya çıkan, zamanla tüm dünyaya yayılan toplumsal değerler sistemi veya organizasyonu olarak da tanımlanabilmektedir. Genel anlamda gelenek ile karşıtlık ve ondan kopuşun; bireysel, toplumsal ve politik yaşam alanlarının tamamındaki dönüşümü ya da değişimidir. Bu konuda Karl Marx, Emile Durkheim ve Max Weber gibi tanınmış entellektüeller uzunca metinler kaleme almıştır. Alegori (Yerine); ise bir görüntü, bir yaşantı veya bir davranışın daha iyi kavranmasını sağlamak için göz önünde canlandırıp dile getirme sanatıdır. Sözlüklerde ise soyut bir düşünceyi heykel ya da resim ile göstermek, örneğin adalet düşüncesinin gözü bağlı ve elinde terazi bulunan bir kadınla (Themis) anlatılması gibi geçebilmektedir. Benim bu konuda aklıma birde Walter Benjamin gelmektedir. Benjamin, Brecht’i Anlamak (Metis, 1984), Moskova Günlüğü (Metis, 2001), Tek Yön (Yapı Kredi, 1999), Parıltılar (Belge, 1990), Son Bakışta Aşk (Metis, 1993) ve Pasajlar (Yapı Kredi, 1995) gibi eserlerinin tamamı modernlik bağlamında Jürgen Habermas, Jacques Derrida ve Giorgio Agamben dahil olmak üzere çeşitli yeni felsefî düşünürler üzerinde etkili olmuştur.

Berkeley Üniversitesi’nin Karşılaştırmalı Edebiyat hocası Robert Alter, Benjamin’i modernite bağlamında; ‘Necessary Angels: Tradition and Modernity in Kafka, Benjamin, and Scholem’, (Harvard University Press, 1991) Zaruri Melekler: Kafka, Benjamin ve Şolem’de Gelenek ile Modernite diye çevirebileceğim bir eser yazmıştır. Alter, dört zarif bölümden oluşan kitabında bu modern ustalar tarafından oluşturulan ‘prismlike’ (Prizmatik) ışıltısını açıklar. Benjamin, modernizmi bir kaleydoskop (çiçek dürbünü) içinden görür gibi farklı yansımalarıyla algılayabilmiştir. Özellikle modernizm görüntüsüne Benjamin şüpheyle yaklaşmış; geleneksel din ve modern seküler kültürün dayatmalarını ham bir şekilde kabul etmemiş, hatta tarafsız kalmaya çabalamıştır diyebiliriz. Benjamin modernizmi anlatırken bu yaklaşımı çerçevesinde alegorik bir şekilde Paul Klee’in ‘yeni melek” (angelus novus) metaforundan yararlanmıştır. Alter’in de belirttiği gibi modernizm bir fırtına şeklinde hayatımıza girdiği andan itibaren tarih alegorik bir şekilde silik, soyut bir meleğe dönüşmüştür.

Bu konudan dolaylı bir şekilde bahseden diğer bir çalışma ise Jane O. Newman’ın “Benjamin’s Library: Modernity, Nation, and the Baroque”, (Cornell University Press, 2011) Benjamin’in Kütüphanesi: Modernite, Ulus ve Barok isimli kitaptır. Benjamin’in Kütüphanesi, Onun okuduğu kitaplar üzerinden trajik alman dramasının kökenini edebi ve kültürel bağlamlarını sorguluyor. Barok dönemdeki alegorik anlatımın Weimar yıllarında nasıl bir politik teoriye dönüştüğünü ve edebiyatın ideolojik kullanım göstergelerinin izini sürüyor. Özellikle 17. yüzyıldan itibaren mecazi anlamda tarih yeniden inşaa edilmiş bir şeydir. Sonrasında bu alegori tüm uluslar ve ulusçuklar tarafından hüsn-ü kabul görmüştür.

Benjamin, Frankfurt Ünv. sunulan “The Origin of German Tragic Drama”, (1925) isimli doktora tezinde Barok dönemdeki Alman dramalarından 600 civarında alıntı yapmış ve dönemin benzersiz kültürel ve tarihsel iklimini yansıtmıştır. Tezi incelediğimizde bu ismlerin başlıcalarının Martin Opitz , Andreas Gryphius , Johann Chiristian Hallmann , Daniel Caspar von Lohenstein ve Ağustos Adolf von Haugwitz olduğu görülmektedir. Bunları yine aynı dönemdeki Pedro Calderon de la Barca ve William Shakespeare gibi sanatçılar ile mukayese ederek incelemiştir. Benjamin, özellikle bu sanatçıların ‘şiddet’ temasına eğilmiş, onların Hıristiyan eskatologya’sı karşısında belirgin bir şekilde saraydaki soyluların entirika ve klasik efsane geleneğini kırmak doğrultusunda ürünler ortaya çıkardıklarını öne sürmüştür. Sunuçta bu sanatçılar kilise ve soylular arasındaki rekabetler doğrultusunda trajedi ve gerginlik etkileşimine dayalı yeni bir estetik yaratmışlardır. Siyasi iktidar üzerinde oynanan bu saygısız mücadele ideolojik edebiyatın ve modernizmin alegorik öğelerine dönüşmüştür. 

Modernite ve alegori konusunda Benjamin bağlamında okunabilecek diğer eserler ise şunlardır: Rainer Nägele; Theater, Theory, Speculation: Walter Benjamin and the Scenes of Modernity (The Johns Hopkins University Press, 1991), David Frisby; Fragments of Modernity: Theories of Modernity in the Work of Simmel, Kracauer, and Benjamin (The MIT Press, 1988), Gillian Piggott; Dickens and Benjamin: Moments of Revelation, Fragments of Modernity (Ashgate Pub Co, 2012), Graeme Gilloch; Myth and Metropolis: Walter Benjamin and the City (Polity, 1997), Bu kitaplardan David Frisby’in “Modernlik Fragmanları” hatırlanacağı gibi yakınlarda çevrilmiştir.

Burada son bir kitaptan daha kısaca bahsetmek istiyorum; Kathleen Kerr-Koch’un; Romancing Fascism: Modernity and Allegory in Benjamin, de Man, Shelley (Bloomsbury Academic, 2013), Romansların Seyrinde Faşizm: Shelley, de Man ile Benjamin’de Modernite ve Alegori, çalışmasında bu üç yazarın şiir ve felsefe ile ilgili metinlerinden hareketle tarihsel olayların seyrine dair alegorik ögeleri rafine bir şekilde çözümlemiştir. Tarihin kabaca indirgeyici ve deforme görüntüsü yerine bu yazarlardan entellektüel tarih anlayışını ve şimdiki zamanın tarihsel etkilerini öğrenebilirsiniz. Bu üç yazarın tarih konusundaki alegorik yaklaşımları ve teorileri muhafazakar antagonistlerin (kurguda, ana karakteri [protagonist], engellemekle yükümlü kişidir. Karşı kişi ya da Muhalif düşman olarak da bilinir. Asıl karakterin zıttıdır. Gothenin Faust’unun zıttı Maphisto olması gibi) tepkisini çektiği bir gerçektir. Koch, entellektüel sorumluluğun bu söylemlerin özgürce savunulabilmesiyle ilintili olduğunu bize gösteriyor. Modernliğin bir fonksiyonu olarak doğan alegori günümüz entellektüel eğilimlerinin soy öncüleri olan bu düşünürlerce deşifre edilmiştir. Klasik ulus anlatısı ve modernlik bağlamında gelişen ötekileştirici ve dışlayıcı bu pernicious (zararlı) düşünce Shelley, Paul de Man ve Benjamin tarafından tedavi edilmeye çalışılmıştır. Örneğin Paul de Man’ın “Okuma’nın Alegorisi” Rousseau, Nietzsche, Rilke ve Proust’un dilinin biçimsel yapısını ve çözümlemesini anlamak açısından eşsiz bir metin gibidir. Bu konu hakkında daha anlatılabilecek bir çok muazzam eser var fakat şimdilik değinebileceklerim bunlar…

YAZAR HAKKINDA

Bunlar da ilginizi çekebilir

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Yorumlara kapalıdır.

Bir yorum bırak