Kürt meselesi ve İslam dininin geleceği

Müfit Yüksel

Müfit Yüksel

7-8 Martta, Diyarbakır’da, iki günlük “Kürt Meselesine İslami  Çözüm Çalıştayı” gerçekleştirildi. Çalıştaya ilgi büyüktü  ve coşku içinde gerçekleştirildi. Çok geç de olsa bu konu üzerinde bu tür geniş katılımlı etkinliklerin gerçekleştirilmesi, bunların süreklilik kazanması hayati derecede önem arzetmektedir.
Dindar/İslami kesimler içinde Kürt sorunu ile ilgili ilk kapsamlı toplantı/etkinlik, Kasım 1992’de, Ankara’da Mazlum-Der’in düzenlediği “Kürt Sorunu Forumu” ile gerçekleştirilmişti. Aradan 22 seneden fazla bir zaman geçmiş. Kürt sorunu, İslam dünyası için, Müslümanlar için, üzerinde hiç vakit kaybedilmeyecek başlıca hayati meselelerden birisidir. Hatta 1991 Eylülünde bir arkadaşımızla birlikte Diyarbakır ve çevre illere gerçekleştirdiğimiz seyahatte, Diyarbakır’daki bir kitabevi sahibi bize, “Bu meseleye müdahil olmakta geç kaldınız” demişti. O dönemlerde dindar/İslâmi kimliğe sahip çevrelerin Kürt meselesine acilen müdahil olmasının elzem olduğu sürekli, sürekli dillendirilirdi.

Ne olduysa, dindar/İslami kesimler bu meseleye müdahil olmakta bir hayli geç kaldı. Bugüne kadar da adeta çok isteksiz davrandı. O günden bu yana 22-23 yılı aşkın bir zaman geçti. Bu zaman zarfında bölgede/Kürdistan’da İslam açısından durum sürekli vahamet arz etti. Olumlu bir gidiş gözlenmedi. Bölgedeki neredeyse tüm dini grup ve organizasyonlar bu zaman zarfında  çöktü. Hatta bu grupların gençlik tabanının çok önemli bir bölümü, seküler-din karşıtı örgüte kayma gösterdi. Bölgenin geleneksel, asırlardır cari olan dînî yapısı ile taban tabana zıt, bu yapıyla kavgalı olup, ideolojik selefî yönelimli radikal/siyasal dini grup ve akımlar 80’li yıllarla, 90’lı yıllarında başlarında zaman ve enerjiyi olumsuz bir rotada tüketip, erimeye mahkum hale geldiler. Bölgede öteden beri var olan tekke/dergah ve medreselerde kümelenen geleneksel dini yapılar ise zamanla büyük aşınmalara, içten çürümeye ve inhiraflara uğramış olduğundan canlılık gösteremediler. Kent ve kasabalardaki kitabevleri çevresinde kümelenmiş radikal/siyasal ideolojik  İslamcı Kürt öğrenci gruplarının bölgenin dindarlığıyla yerel dini değer ve gelenekleriyle sürekli kavga ve çatışma halinde olmaları, bölgenin dindar halkından ve bölge gerçeklerinden tamamen kopuk olmaları, hem bu grupların  90’lı yıllarda eriyip kaybolmalarına, hem de dindarların bir şemsiye altında organize olup, aktive olmalarının da önünü kesti. 

Yanısıra, 80’li yılların sonları ile 90’lı yılların hemen başında bir yandan devletin, din karşıtı ve Kürt kimliğini inkara dayanan resmi ideolojisinin, kolluk kuvvetlerinin, diğer yandan Stalinist örgütün baskısından bunalıp, arayış içinde olan dindar kitleler, MNP, MSP geleneğinden gelen partiye, RP’ye yöneldiler, 1991 yılı yazına gelindiğinde RP’nin bölgede oy oranı yüzde 80’ler civarına dayanmaktaydı. Bu da dindar kitlelerin sığınacak bir liman ve şemsiye arayışının sonucuydu. Ancak, 1991 erken seçimlerinde RP’nin  MHP ile seçim ittifakına girmesi bu limanı o dindar halka kapattı. Oysaki, hala Diyarbakır’da düzenlenen Hz. Peygamber’e saygı mitinglerinde yüzbinler toplanmaktadır.

Saydığım sebeplerden dolayı, dindar kitleler bölgede organize olmaktan ve bir şemsiyeden mahrum, limandan yoksun bir durumda kaldılar. Oysa ki, sol-Marxist kökenli laik-Stalinist  gruplar öteden beri, 60’lı yılların başlarından bu yana içeride ve diasporada -Avrupa’da- örgütlenme imkanına sahip olmaları, dahası bir kısmının silahlı örgütlenme şansını elde ettiklerinden baskın ve etkin duruma geldiler. Ayrıca, devletin de 80’li yıllardan beri PKK ve uzanımları dışındaki en ılımlı gruplar dahil  tüm organizasyonları adeta PKK lehine olacak şekilde sürekli budayıp tasfiye etmesi, hayat hakkı tanımaması 68 kuşağının Stalinist gruplarının Kürt kimliği siyaseti üzerindeki gücünü pekiştirmiştir. 90’lı yılların başından itibaren bazı sol kökenli laik/seküler Kürt yayınevlerinin yayınları ile 25 yıldır oluşan literatür, bu süreçte yetişen Kürt gençliğinin büyük oranda bu yönde evrilmesi sonucunu verdi. Böylelikle, bu gruplar, taş atan çocuklar başta olmak üzere, önemli oranda Kürt gençliğini de devşirip kazandı.  

Tüm bunlara bakıldığında, dindar/İslami grupların, siyasi oluşumların Kürt sorununu uzun zaman görmezden gelmeleri, vakıayı görememeleri, bölgede İslam dininin geleceği konusunda iç karartıcı bir tablonun oluşması neticesini vermiştir. Kürdistan coğrafyası İslam tarihinin ilk dönemlerinden beri, İslam dünyasının, Müslüman coğrafyanın kalbi sayılabilecek bir mevkide yer almaktadır. Bu bölgede oluşan/oluşacak siyasi/sosyal değişimler, Müslüman coğrafyayı temelden etkileme, sarsma potansiyeline sahiptir. 
Ulus-devlet tecrübesinin oluşturduğu travmalar, seküler/sosyalist-Arap milliyetçisi Nasırcı Baas rejimlerinin ağır baskıları, Batı/modern eksenli dünya sisteminin baskınlığı; Kürt siyasal hareketlerinin 1950’lerden sonra tedricen modern ideolojik/seküler bir yapıya dönüşmelerine yol açtı. Sol yönelimli, seküler Kürt siyasal gruplarının zamanla iyice örgütlenerek, sahaya hakim olmaya başlamaları Kürt siyasi hareketlerinin Müslümanlıkla aralarına mesafe koyup, zamanla Din’e karşı bir tutum içine girmelerine sebep oldu. Seküler Kürt siyasal grup ve hareketleri, Kürt kitlelerini tümüyle Müslümanlıktan koparmak, İslam’la yollarını ayırmak için olağanüstü bir çaba içerisindeler.

Oysa ki, Kürtler ve Kürdistan, İslâm dini için, İslam dünyası için hayati bir öneme sahiptir. Açıkça ifade edebiliriz ki, Anadolu ve Mezopotamya’da İslam dininin geleceği/istikbâli Kürt meselesinin çözüm şekline bağlıdır. Kürt meselesinin salt seküler bir zemin üzerinden okunup dillendirilmesi, sorunun çözüm çaba ve süreçlerinde Müslümanlığın ötelenmesi/ıskalanması uzun vadede İslamiyet’in Anadolu ve

Mezopotamya’dan/Kürdistan’dan tümüyle kovulup, Arap yarımadasına hapsedilmesi projesinin tahakkuk etmesi sonucunu verecektir. Anadolu ve Mezopotamya’nın/Kürdistan’ın Müslüman vatanı olmaktan çıkması, Endülüsleşmesi kimin yararına olacaktır? Dindar gelenekten gelen bir kısım siyasi çevrelerin bu soruyu iyice teemmül etmeleri gerekmez mi?

-YeniŞafak-

*BU MAKALEDE YER ALAN FİKİRLER YAZARA AİTTİR VE FİKRİKADİM?COM'un EDİTORYAL POLİTİKASINI YANSITMAYABİLİR.
  Sosyal   Medyada   Paylaşın

YAZAR HAKKINDA

fikrikadim.com sitesinin görüllü editörü
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Yorumlara kapalıdır.

Bir yorum bırak