Ayşe Böhürler / Yeni Şafak

Ayşe Böhürler / Yeni Şafak

“Kadınların Facebook kullanması mubah mı ?”

Bu ve benzeri sorular, araba radyosunu karıştırırken kulağıma çalındı ve elbette merakla dinlemeye başladım. Fetvalar içeren bir kitabın tanıtım reklamıymış meğer. “En çok merak ettiğiniz sorular bu kitapta” diye tanıtılan kitabın sorun alanlarının ağırlıklı olarak “kadın” üzerinden oluşması ise dikkatimi daha çok çekti.

Kendi müntesiplerine yayın yapan bir radyo kanalının topluma etkisi ne olur onu bilmiyorum. Ancak dini gurupların kadın dindarlığını ele alış biçimlerindeki çelişkilerin giderek keskinleştiğini, bunun da en sorunlu alanlardan birisi olduğunu görüyorum. Bir taraftan tüketim toplumunun geleneklerinin dini hayata adapte edilmesi ve bunun dindarlığın bir tezahürü gibi sunulması, diğer taraftan da kadınların eğitimlerinin ve gelişiminin önünün kapatılması… Bu iki anlayış ekseninde en sorunlu alan olarak kadınları değil erkekleri gördüğümü de ayrıca not düşmek isterim.
Ancak bugünkü konum mahallelerde hakim olan kadın dindarlığı üzerine.

Türkiye toplumunun dindarlık algısı gibi devletin dine bakışı da değişti, değişiyor. Bu süreç elbette toplumdaki din baskısının kalkmasına, açık ve özgür bir toplum yapısının gereği olarak herkesin kendini gizlemeden olduğu gibi ifade edebilmesine büyük katkı sağladı. Bu değişim sürecinde dini guruplarda kadınların etki ve gücünün giderek artmasına dair pek çok gözlemim oldu. Anadolu’nun en tutucu şehirlerinde bile kadınlar kendilerini rahatça ifade edebilecek ortamı buldular. Eğitimde başörtüsü engelinin kalkması, eğitimli kadınların giderek çoğalması da kadınları güçlendirdi. Ancak bu değişim ruhunun motive edemediği grupların olduğunu da alanda çalışma yapan birçok ilahiyatçıdan duyuyorum.

“Bunun sebepleri nelerdir” sorusuna cevap ararken meseleye sadece dini değil sosyolojik olarak da bakmakta fayda var elbette! Köyden kente göç olgusunu, sosyo-ekonomik koşulları, çarpık kentleşmeyi göz önüne almadan yapılan analizler çözüm getirmez. Dinlediklerim içinden önemli gördüğüm bir iki noktayı paylaşmak istiyorum…
– Birçok bölgede çok iyi koşullarda İmam Hatip okulları açıldı. Bu okullar özellikle kızların okullaşma oranının artırılması noktasında önem taşıyor. Ancak sayıları az da olsa bazı dini gruplarda “Kızlarımızı İmam Hatip Lisesi’ne gönderelim mi“ sorusuna “Göndermeyin” şeklinde cevap veriyorlarmış. Bu gruplar, kız çocuklarının eğitiminin kendi kurslarında yapılmasını teşvik ediyor. Buralarda verilen eğitim ise Kur’an, Hadis ve İlmihal dışında başka bir açılım sağlayamıyor. İlahiyat mezunu ya da Diyanet mensubu kadın hocalar ise bu çevrelerde yer bulamıyor.

-Türkiye’de mahalle bazında kadınların dini eğitimlerinde kurslardan yetişmiş hoca hanımların etkisi büyük. Dini sohbet toplantılarından kadınların günlük hayatına ilişkin de pek çok soru bu hoca hanımlara soruluyor. Kendi gözlemlerim bir tarafa, bu konuda çalışan bir ilahiyatçı arkadaşım, “soruların çeşitli ancak cevapların tek” olduğunu söyleyince çok da şaşırmadım. Evdeki baba-oğul çatışmasından kayınvalide ilişkisine, eşin hapiste olmasından sağlığa, birçok sorun “büyü” meselesi ile açıklanıyor. Bu çevrelerde kadınlara üretilen çözüm çoğu zaman bir şişeye su okumanın ötesine geçemiyor. Belli bir yaşın üzerinde olan kadınlarda hakim olan bu tutumun sebepleri çeşitli şekillerde açıklanabilir. Ancak genç jenerasyonda devam etmesinin sebeplerini sorun edinmek gerekiyor. Kadınların bu mekanizmalara “dini bir yol” olarak itibar etmesi ise ayrı bir vaka. Ayrıca kızların eğitiminin engellenmesi bu gruplarda kadınlar ve erkekler arasındaki mesafenin hızla açılmasına da sebep oluyor. Bu da aile içi sorunları körüklüyor.

Toplumda din eğitimine ilişkin yorumlar farklı olabilir. Ancak İslam ilahiyatını iyi bilen isimlerin birçoğunun da bu guruplarca tekfir edildiğini biliyoruz. Burada birebir örnekleri anlatmayacağım. Ancak kadınların dini eğitime ilişkin kaynaklarını toplumun din algısının değişmesi açısından önemli buluyorum. Kadınların önündeki eğitim engellerinin kaldırılmasını istiyorsak bu noktaya da eğilmek gerekir. Dini gruplarda etkili kişilerden buna ilişkin mesajlar verenler olur mu? Ramazan geliyor ve onları daha çok ekranlarda göreceğiz. Belki bu vesileyle konuya dikkat çekilir diye umut ediyorum.

TASAVVUF MÜZESİ
Tasavvufa ilişkin yorumlara girmekten kaçınırım. Din anlayışım buna uygun değil. Ancak bunun bir meşrep, gönül işi olduğunu ve buna da ihtiyaç duyulduğunu, hikmetsiz bir ilimin, irfansız bir medeniyetin kimseye faydasının olmayacağını bilirim. Yaşam kültürünün oluşmasından, toplumsal ilişkilerin düzenlenmesine birçok noktada tasavvufun topluma yaptığı olumlu katkıları görmek gerekir. Bu çerçevede Anadolu İslam kültürünün bir parçası olarak tasavvuf kültürünü yaşatacak doğru zeminlere ihtiyaç var. Tasavvuf kültürüne ait birçok eser kuyuların diplerinde kaybolmuş. Ancak kalanların büyük bölümü de müzelerin depolarına terkedilmiş durumda. Ankara Etnografya Müzesi ve Atatürk Kitaplığı bunlar arasında. Bu eşyalara ve eserlere ulaşmak da bir hayli çaba gerektiriyor. Ya da bu eserler özel şahıslarca bin bir türlü çabalarla korunuyor. Tasavvuf kültürüne dair tarihi eserlerin, kaynakların, en basitinden indeksinin çıkarılmasını, bir arada muhafaza edilmesini sağlayacak kapsamlı bir çalışmaya ihtiyaç olduğunu görüyorum. Bir araştırma vesilesiyle buna ilişkin şahitliğimi paylaşmak istedim.