İstikâmet Haydarpaşa Sahaf Festivali / Haydarpaşa Sahaf Festivali

İstikâmet Haydarpaşa Sahaf Festivali…

İstikâmet Haydarpaşa Sahaf Festivali… Güneşin öğlene kadar kendini gösterip yerini gri bulutlara bıraktığı bir günde, sahil yolundan Eminönü’ne vapura gidiyorum. Gözümü çevirdiğim her 50-100 metrede bir dikilmiş parıldayan, şırıldayan sitelerin arasından denizi görmeye çalışıyorum. Bizim gibilerin denizi görmesine dahi izin verilmiyor artık. Hani Orhan Veli’nin şiirinde var ya “Hava bedava, su bedava…” diye. İlerde belki nefes aldığımız hava için para ödeyeceğiz. Orhan Veli’nin kinâyeyle bahsettiği zamandan daha trajedik bir duruma düşeceğiz bu gidişle.

Eminönü’nden Galata Kulesi Manzarı

Eminönü’ne yaklaştıkça vapur sesleri, karamsar duygulardan alıp çekiyor beni ve yolculuğumu hatırlatıyor. Buradaki keşmekeş, satıcı sesleri, kestane ve mısır kokuları, balık ekmek, martılar, Galata Kulesi, kirli pasaklı, köhne bir İstanbul manzarası iyi geliyor insana…

Kadıköy vapuruna biniyorum. Vapurlar, İstanbul’da yaşayanların terapisti gibi. Yoksa bütün İstanbullular’ın çıldırması gerekirdi. Bu şehirde tek sevilen yolculuk olduğundan herkes bir hevesle biner vapura… Martı sürülerini pencereden seyrederler. Rüzgara karşı kendilerini bırakıp uçmalarını, irtifa kaybettiklerinde tekrar kanatlarıyla denge sağlamalarını…

Kadıköy’e iniyorum ve hava iyice kararmaya başlıyor. Yağdı yağacak. Hava durumu bugün yağacağını söylemişti fakat sabah, güneşli olunca şemsiyemi almadım. Bir anda ortaya çıkan şemsiyecileri gözüm arıyor. Olur da Haydarpaşa’ya yürürken yağarsa ıslanmak istemiyorum. Islak ıslak sahafları gezmek hiç de eğlenceli olmaz. Daha yağmadığı için ortada yoklar kendileri. İlk damlanın düşmesiyle nasıl hemen de ışık hızında bitiveriyorlar, aklım almıyor. Karşılaşırsam onlara bunu soracağım.

Yaklaşık on dakikalık bir yürüyüşten sonra Haydarpaşa’dayım. Neyse ki yağmur yağmadı. Haydarpaşa Garı şu an restorasyonda ve bu yüzden meşhur merdivenlerinde İstanbul’u seyredemeyeceğim. Hemen sahafların olduğu perona dalıyorum. Aslında çok da hazırlıklı gelmedim. Ne alacağımı bilmiyorum. Sadece konu belirledim. Roma tarihi ve yakınçağ tarihine ait kitaplar varsa bakacağım.

Tek tek tezgâhları dolaşıyorum. Benimle aynı anda dolaşan bir kadın, heyecanla elindeki buruşmuş beyaz bir kâğıtta yazılı kitapları, sahafçılara sayıyor. Çoğu ismini duymadığım kitaplar… Kitap kurdu kadın, tezgâhlardan genelde boş dönüyor. Ama inatla her uğradığı yerde, listesini baştan sona okuyor. Listesinde hatırladığım “Yüzyıllık Yalnızlık” bir önceki tezgâhta gözüme çarpmıştı ve buldu sanırım. Onun da bulunması gerekirdi artık. Sonra kitaplar arası kendi yolculuğumda, kadını kaybediyorum. Hepimiz kendi dünyamıza dalıyoruz. Daha doğrusu ben dalıyorum. Kitap kurdu kadın, listesiyle kendi dünyasındaydı zaten.

Hangi kitaplara rastladım? Shakespeare’den Bir Yaz Gecesi Rüyası, Macbeth; Charles Dickens’den İki Şehrin Hikayesi; Jack London’dan Beyaz Diş; Ernest Hemingway’den Silahlara Veda; Virginia Woolf’dan Deniz Feneri, Orlando; Agatha Christie serileri: Ölüm Meleği, Mezopotamya’da Cinayet; Dan Brown’dan Cehennem, Da Vinci Şifresi; J.R.R. Tolkien’den Yüzüklerin Efendisi; Stephen King’den Mahşer… Batı edebiyatından klasik, polisiye, fantastik, bilim kurgu kitapları olarak ne aklınıza geliyorsa bulabilirsiniz. Rus edebiyatından Dostoyevski ve Tolstoy zaten başı çekiyordu. Yine doğu edebiyatından ve bizim edebiyatımızın bir parçası sayılan Cengiz Aytmatov’un eserleri göze çarpıyordu. Binbir Gece masallarına son zamanlarda ilgi olacak ki tezgâhlarda ön sıralardaydı.

Bizim edebiyatımızdansa Tevfik Fikret, Nahid Sırrı Örik, Reşat Nuri Güntekin, Sabahattin Ali, Sait Faik Abasıyanık, Orhan Veli Kanık, Nazım Hikmet, Rıfat Ilgaz, Aziz Nesin, Yaşar Kemal, Sevgi Soysal, Nazlı Eray, Alev Alatlı, Orhan Pamuk ve niceleri vardı… Edebiyat kitapları, genelde 10-15 TL’lik fiyatlarla başlıyordu. Bu arada kitapların baş veya son sayfasında kurşun kalemle fiyatlar yazılmıştı.

Kitaplar arasında baskısı tükenmiş, eski ve değerli kitaplar mevcuttu. O nedenle fiyatları haliyle daha pahalıydı. İbn Battûta’nın Seyahatnâmesi (100 TL), Selim İleri’nin Modern Türk Edebiyatında 99 Hikayeciden 99 Hikaye adlı antolojisi (70 TL) hatırımda kalanlar. Katip Çelebi ve Evliya Çelebi’nin, koca ciltli değerli kitaplarına dokunamadım bile. Fiyatlarını sormaya cesaret edemedim.

Edebiyat kitapları haricinde tarih, dil, mekân ve yemek kitapları da bulunuyordu. Ayna, deri, halı gibi eşyalara ait spesifik kitapların olması ilgi çekiciydi. Bu yönüyle araştırma yapanlara, yapmak isteyenlere harika bir fırsat sunuyordu. Sadece kitaplar yoktu festivalde; eski dergiler, plaklar, kasetler, broşürler, kart postallar, kasetler vardı. Gramofonda çalan müzik eşlik ediyordu gelenlere. Vagonların önlerine kurulmuş tezgâhlar, tavanda duran klasik tren saati, gramofondan gelen eski bir tango müziği; burayı farklı kılıyordu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ben mi neler aldım? Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü, ilk aldığım kitaptı. Fiyatının 15 TL olduğunu öğrendiğimde daha düşük fiyatlar beklentisinde olduğum için fazla geldi. Haliyle en düşük fiyata almak istiyor insan. Yanlış yere mi geldim diye aklımdan geçirirken sahaf, bana kitabın yeni olduğunu; aynı kitabın iki katına fiyatlardan satıldığını, söyledi. Ben de fazla pazarlık yapmadım. Kitap gerçekten yeni, 2017 basım ve Dergâh Yayınlarından… Editörü İnci Enginün de Ahmet Hamdi Tanpınar konusunda oldukça yetkin bir isim olduğu için aldım. Ayrıca burada yazarların resimleri ve sözleri olan ayraçlar hediye ediliyordu. Ben, Sabahattin Ali’yi seçtim ve ayracımda ona ait “Ben dünyadan ziyade, kafamın içinde yaşayan bir insanım.” sözleri yazılıydı.

Homeros’un İliada ve Odysseia kitaplarını, gözüme kestirdim başka bir tezgâhta. Fakat yayınevi bana bilindik gelmedi. Oradaki sahafla yayınevi konusunda konuştuk. Gayet açıksözlü olarak yayınevi konusunda bilgisi olmadığını ama bu tür- akademik kitaplar dışında- basımların sorun oluşturmayacağını, söyledi. Akademik bir kitap yanlış bilgilerle basılınca sorun oluyormuş, ona göre. Ben de asıl edebiyat kitaplarında özensiz basımların, okuma zevkini bozduğunu, dile getirdim. Bana “Daha iyi bir yayınevi basmış olabilir. Başka yerlere bakarsın. Olmazsa gelir alırsın.” dedi, samimiyetle. Başka yerlerde bulamayınca geri dönüp iki kitabı 15 TL ‘ye aldım. Artık okuyunca nasıl olduğunu anlayacağım.

Roma tarihiyle ilgili bir şey bulamadım. Sadece bir tezgâhta, Eski Yunan tarihiyle ilgili resimli bir kitap vardı. Sahaf bana “Roma’yı anlamak için Eski Yunanı anlamak lazım. Bari böyle kitabı satmaya çalışayım.” diyerek espri yaptı ve güldük. Yanındaki tezgâhta kitap sorarken sahaf, bana bir türlü bakmıyor ve cevap vermiyordu. Canım sıkıldı, bozuldum. Tam giderken arkadaşları uyardı sahafı. Meğer duymayan sağ kulağının tarafından seslenmişim. Öyle söyledi ve ben sözlere inanırım.

Kitaplar arasında böyle gezinirken İsmet Özel’in özenle paketlenmiş dörtlü kitabı gözüme çarptı: Cuma Mektupları… Üzerinde “imzalı” yazıyordu. Fiyatını sordum, 4… ( Buraya kadar çok rahattım.) 400 TL diye devam etti, karşımdaki rahatlıkla.  Benim gözler fal taşı gibi açıldı. “ Ne? 400! O da ne!” sözleri çıktı ağzımdan. “İkisi imzalı bu kitapların. Biliyorsunuz, İsmet Özel artık kitap imzalamıyor…” deyip ukalâlık taslayarak öbür tarafa döndü. “ Bilmiyorum kitap imzalamadığını… Bilmek zorunda mıyım?” diyerek, söylene söylene oradan uzaklaştım. İsmet Özel’in bu düzene karşı sırtını dönüşünden bile nemalanan bir dünyada yaşıyoruz. Atılmayan imzalar karaborsaya düşüyor.

Hayatta her şey tek düze gitmiyor. Bugün sahaf festivalinde yaşadıklarım, bunun bir göstergesi… Aradık, bulduk, bulamadık, güldük, duyuramadık ve kızdık… Yağmur hala yağmadı. Hatta gökyüzü berraklaştı, bulutlar dağılıverdi. Epey acıkmıştım ve geri dönüş vapurunda çay-simit ikilisiyle 400 TL’lik imzanın sarsıntısını atlatmaya çalıştım. Bu arada aklıma İsmet Özel’in metrobüs yolculuğundaki ayakta durduğu resmi geldi.

Yazan: Hatice İskenderi

YAZAR HAKKINDA

Fikr-i kadim sitesi yazarı ve yayın editörü. / dunyadakianadolu.com sitesi kurucuları arasında
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.

Bir yorum bırak