İslam Dini Bozuldu mu? – Fikrikadim

İslam Dini Bozuldu mu?

Muhammed Işık

Muhammed Işık

Objektif olarak İslam dinini öğrenmiş ( Müslüman olmayan ) bir aydın entelektüel Müslümanların yaşayışlarına bakıp “ Benim öğrendiğim din bu değil yoksa din bozuldu mu? ” diye kendisine sorabilir.

İslam dini bozulmamıştır. Dim dik ayaktadır. Kur’an-ı Kerim insanlığı aydınlatmaya devam etmektedir. Müslümanların dini yaşayış algıları bozulmaya yüz tutmuştur. Din ve inanç değerleri kurulmuş saat gibi kara düzen işlemeye devam etmektedir. İlimde ve bilimde sıkıntı yoktur.

Hz. Peygamber zamanında ki huşu ortamından çok uzakta olduğumuz da gerçektir. Güçlü, kavi iman ruhunun esintisini bile hissetmekten uzağız. Yalpalayarak giden her üç – beş adımda bir duvara toslayan sarhoş gibi inancımız.

İslam âleminin içine düştüğü durum tam olarak budur. Sürekli olarak bilgi kirliliği taarruzu altında yaşıyoruz.  Dini bilgilerle bizi aydınlığa eriştirmekle vazifeli din adamlarımız bizlere çoğu zaman “ Masal, hikâye” anlatıyor. Dinin önemli hükümlerini gerektiği gibi insanlara aktarmıyorlar. Ümmetin selametinden önce kendi cebini düşünüyorlar. Cepleri doldukça gözleri de doluyor!

İslâm’ın temel prensiplerini insanlara açıkça anlatmak yerine kolaycılığa kaçıp insanların dini duygularını sömürmekle uğraşanlar yüzünden insanların gönül dünyaları karardı. İnsanlar hurafelerden medet umar hale geldi.

İslam âlemi cemaatlere, fırkalara ayrıldı. Birinin söylediğini diğeri inkâr etti. İnsanların aklı bulandı. Kendi hocasının dışında başka hocanın ardında es kaza namaz kılanlar kınandı.

Dini önderlerin sözleri vahiy veya hadis hükmünde kabul edildi. İmam yellenirse cemaat ortalığı batırır misali çarpık, sapkın cemaatlerin kıskacında kalanlar imanlarını kaybedecek noktaya geldiler.

Hz Peygamber’in yıktığı taştan putların yerini etten kemikten yaratılmış ( İnsan ) putları almaya başladı.

Rüşvet, faiz ve çıkarcılık dinin önüne geçti.  İnsanlar uçurumun kenarına itildi.

İnsanların birbirine güveni, inancı sıfırlandı. Merhamet yerini acımasızlığa bıraktı.

İnsanlar Kabe’ye yönelip secdeye kapanırken gönül dünyaları bambaşka yerde olmaya başladı.

Allah insanlara şah damarından bile yakınken çok uzaklardaymış gibi insanlara aktarıldı ve insanlar huzur içinde günaha battılar.

Din bizden ne istiyorsa biz aksini yapmayı görev bildik.

“ Okuyun! (ALAK 1-3) ” emrini “ okuma ” diye anladık.

“ Sabredin! (BAKARA 153) ”  emrini “ Sabırdan uzak durun ” sandık.

“Geceleri Kur’an okuyun! (MÜZZEMMİL 2-4) ” emrini görmezden geldik.

“ Allah(c.c.)’ ı zikredin! (MÜZZEMMİL 8, ARAF 205) ” emrinde aşırıya kaçtık, sapıttık. Kendimize olmadık işkenceler yaptık.

“ Sadece Allah(c.c.)’ ı vekil tutun! (MÜZZEMMİL 9, HUD 123) ” emrini yok saydık.

“İnsanları uyarın! (MÜDDESİR 2, ŞUARA 214, YUNUS 2)” emrine nemelazım dedik.

“ Sürekli iyilik faaliyetlerinde olun! (İNŞİRAH 7)” emrine “ kötü işleri alışkanlık haline getirerek ” muhalif olduk.

“Kur’an’dan yüz çevirenden sizde yüz çevirin! (NECM 29) ” emrine açık muhalefetlik yaptık. Türlü toplantılarda Kur’an düşmanları ile sarmaş dolaş olmayı övünç kaynağı sandık.

“Affetmeyi esas alın! (ARAF 199, BAKARA 109, MAİDE 13)” emrine “ Bana ne” dedik.

“Ana babaya iyi davranın! (İSRA 23-24, ENAM 151) ” emrine uyup! Ana babalarımızı huzur evlerine gönderdik. Açtığımız huzur evleri ile övündük.

“Akrabaya, çaresize ve miskine yardım edin! (İSRA 26)” emrini yok saydık.

“ Ahde vefalı (sözünüze sadık) olun! (İSRA 34, MEARİC 32), Ölçü ve tartıda dürüst olun! (İSRA 35, ARAF 85) emirlerine kulak tıkadık.

Bu örnekleri daha da uzatabiliriz. Görüldüğü gibi din neyi emretse biz tersini yapmayı alışkanlık haline getirmişiz. Dini sadece “ Namaz, Oruç, Hac, Zekat” tan ibaret sanıp epeyce aldanmışız.

Dinden olabildiğince uzak yaşayıp dindar (!) olmanın keyfini sürmemiz ise neyle açıklanır bilemiyorum.

Evet, tüm bu hükümler kitabımızda yazıyor ama bizler o kitabı düğün ve cenaze merasimlerimizde hatırlama gafletine düşüyoruz. Evimizdeki kitabımız “ Süs eşya” hükmünden başka bir anlam ifade etmiyor bizler için.

“ Elhamdülillah Müslümanım” sözümüze “İnsanlar hiç imtihân edilmeden, (sâdece) ‘Îmân ettik!’ demeleriyle (kendi hâllerine) bırakılıvereceklerini mi sandılar? ( ANKEBÛT 2 )” hükmü ile cevap veren kitabımız bizi ne de güzel ihtar ediyor. Anlayabilirsek tabi!…

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.

Bir yorum bırak