İş adamlarından hedeflerini büyütmelerini istedi – Fikrikadim

İş adamlarından hedeflerini büyütmelerini istedi

Davutoğlu, iş adamlarına, “Yeni Türkiye’de devletin görevi sizin önünüzü açmak ama size şunu söylemek; ‘Ölçeğinizi küçük tutmayacaksınız” dedi

Başbakan Ahmet Davutoğlu, yeni Türkiye’de devletin görevinin, iş adamlarının önünüzü açmak olduğunu belirterek, “Ama size şunu söylemek; ‘Ölçeğinizi küçük tutmayacaksınız.’ Şirketler ölçeklerini küçük tutarlarsa zihniyet olarak hedeflerini küçük tutarlarsa ülke siyasetçileri ne kadar büyük hedeflerden bahsederlerse bahsetsinler o hedeflere ulaşılmaz” dedi.

Davutoğlu, Lütfi Kırdar Kongre Merkezi’nde düzenlenen Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Genel Kurulu’ndaki konuşmasında, küresel ekonomik krizden, Avrupa içinde yaşanan krizlerden sonra her kurum, her devlet ve her uluslararası organizasyonun kendisini yeniden yapılandırdığını, G20 içinde de yeniden yapılanmaya yönelik istişareler bulunduğunu anlattı.

AB Dışişleri Bakanları toplantısında kendisine yöneltilen bir soru üzerine, “Krizlere tepki verme gücü ve kendi içinde kendini yenileme kudreti anlamında 3 tür ülke var” dediğini aktaran Davutoğlu, bu kategorileri, “vizyonu olan ve bu vizyonu bir ülkeyi yönetebilme kabiliyetiyle pekiştirmiş olan siyasi liderlikteki ülkeler”, “vizyonu olmamakla birlikte ülke yönetme kabiliyeti olan ülkeler” ve “vizyonu olmayan, yönetme kabiliyetini de kaybeden ülkeler” şeklinde sıraladı. 

Davutoğlu, vizyonu, yönetme kabiliyeti ve siyasi istikrarı olan ülkelerin yükseldiğini dile getirerek, vizyonu olmayan ancak siyasi yönetme kabiliyeti bulunan ülkelerin yerinde saydığını, durumu idare etmeye çalıştığını, vizyonu ve yönetme kabiliyeti olmayan ülkelerin ise düşüşe geçtiğini, ekonomik kaynakların tarumar edildiğini ve 20-30 yıl öncesindeki üretim kapasitesini bile yitirdiğini söyledi.

Türkiye’nin farkını, “Son 12 yılda vizyonu olan, kararlılıkla bu vizyonu yürütmeye ve o vizyona ulaşmaya çalışan bir yönetimin etkin siyasi istikrarlılığının sürmesi” şeklinde açıklayan Davutoğlu, şöyle devam etti:

“Bütün iş adamlarımız herhalde 90’lı yılları hatırlar. 90’lı yıllarda dünyada ekonomi büyüyordu, genişliyordu. Dünyada toplam gayri safi milli hasılanın son 100 yıl içinde en geniş alana yayıldığı, ölçeklerin büyüdüğü 10 yıldan biridir 90’lı yıllar. Dünya ekonomisinin geliştiği bu dönemde, Türk ekonomisi büyümediği gibi birkaç kriz de yaşayarak büyük ölçüde geriye doğru gidişi zor durdurabildi. 1994, 1999, 2001 krizlerini hep hatırlarız. Son 12 yılda dünya ekonomisi küçülüyor; birçok eski korumacı tedbirlerle ülkeler kendilerini birtakım çemberlerin içine almaya çalışıyorlar veya yeni ortaklıklarla alanı büyütmeye çalışıyorlar ki bu tıkanıklık aşılabilsin. Ama Türkiye istikrarlı bir şekilde yoluna devam ediyor. Burada siyasi istikrarla ekonomipolitik yapısal dönüşüm ve ekonomik refah arasında doğrudan bir ilişki var. Bunu fark etmemiz lazım.”

“Bazıları bu hedefleri koyuş biçimimize ‘ulaşılmaz’ diyorlar” 

Başbakan Ahmet Davutoğlu, Türkiye’nin 3 alanda ciddi dönüşüm geçirdiğini ve geçirmeye devam ettiğini belirterek, bunun ilkinin “zihniyet” olduğunu söyledi. Davutoğlu, “Öyle bir ekonomik zihniyet gelişmesi lazım ki siyasi zihniyet gelişmesi lazım ki bu yeni meydan okumalara cevap oluşturabilsin” dedi.

Gençliğinde Türkiye’nin gücüyle ilgili analizler yapıldığına değinen Davutoğlu, eski Türkiye’de, Türkiye’nin dünyadaki genel gidişatındaki bozuklukları örtmeye çalışan bir zihniyet bulunduğunu söyledi.

Davutoğlu, 12 Mart 1971 Muhtırası’ndan sonra ekonomik çalkantılar yaşandığı dönemde Dünya Bankası’ndan Atilla Karaosmanoğlu’nun yaptığı bir analizde “Eğer biz doğru ekonomik politikalar uygularsak, 1995’te İtalya’nın bugünkü seviyesinde olabiliriz” dediğini aktardı.

Bütün karşılaştırmaların düşük ölçekli ekonomilerle yapıldığını ve zihniyet olarak genel beklentinin, siyasetin domine ettiği alanların oluşturduğu yapılar olduğunu anlatan Davutoğlu, iş adamlarına şöyle seslendi:

 “Yeni Türkiye’de devletin görevi sizin önünüzü açmak ama size şunu söylemek; ‘Ölçeğinizi küçük tutmayacaksınız.’ Şirketler ölçeklerini küçük tutarlarsa zihniyet olarak hedeflerini küçük tutarlarsa ülke siyasetçileri ne kadar büyük hedeflerden bahsederlerse bahsetsinler o hedeflere ulaşılmaz. Biz bu dönemde bir özgüven devrimi ile aslında ölçekleri sürekli büyüterek, geliştirerek hedefler koyuyoruz. Bazıları bu hedefleri koyuş biçimimize ‘ulaşılmaz’ diyorlar. 12 yıl önce 2002 Kasımı’ndaki Türkiye’ye dönüp baksanız gerçekten bu hedeflerin ulaşılamaz görüldüğü, hayal gibi algılandığı ayları hatırlarsınız. Kimin aklına gelirdi Türkiye’nin gayri safi milli hasılasının 3,5-4 misli büyüyeceği, kişi başına düşen gelir itibarıyla ihracatın 38 milyar dolardan 158 milyar dolara çıkacağını? Bunları sağlayan şey; zihniyet devrimi. Hedeflerimizi hiç küçültmedik. Bütün dünya ekonomileri 2008’de hedef küçültmeye giderken, biz bir taraftan tam bir bütçe disiplini ve çok dikkatli bir ekonomi politikayla krizi kontrol altına almaya çalıştık, diğer taraftan gelecek yılların planlamasını yaptık. Onun için bazı krizler bizi teğet geçti ve tekrar ümitli bir şekilde geleceğe baktık. Hiç kimsenin bu zihniyet dönüşümünden feragat etmemesi lazım. Eğer biz tekrar kendi içimize döner, kapanır ve dünyayla bütünleşmek iddiası yerine sadece kendi iç çelişkilerimizle yüzleşmek gibi bir tabloyla karşı karşıya kalırsak, işte o zaman korkmaya başlayalım.”

Davutoğlu, DEİK’in Türkiye’yi dünyaya açtığını ifade ederek, iş adamlarından ölçek küçültmemesini, hiçbir alandan geri çekilmemesini istedi.

Türkiye’nin önemli bir coğrafyası olduğunu ancak bu coğrafyada petrol kaynamadığını söyleyen Davutoğlu, “Bizim insanımız var. İşte DEİK bu insan topluluğunu temsil ettiği için önemli. Hiçbir şey bundan daha önemli değil” diye konuştu.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, Türkiye’nin dış temsilciliklerini 166’dan 221’e çıkardığını ve dünyada en fazla temsil edilen 7’nci ülke olduğunu kaydederek, dış temsilcilikler artırılarak, iş adamlarının gittiği her yerde temsilciliklerin bulunmasının hedeflendiğini belirtti.

Başbakan Davutoğlu, politikayla ekonominin birbirine bütünleşik alanlar olduğunu belirterek, “Bunu politikanın ekonomiyi yönetmesi, ekonominin politikaya etki etmesi anlamında söylemiyorum. Sizin planlamalarınızın önünü açmak bizim görevimiz. Özel sektördür ekonomiyi belli bir çıtaya getirecek olan” dedi.

Devletin makro stratejik planlamasıyla şirketlerin planlaması arasında uyum olduğu zaman sonuç alındığını ifade eden Davutoğlu, “Son 12 yıldaki başarımızın arkasında bence bu yöntemin büyük bir payı var. Şirketler eğer devletin geleceğinden emin değillerse yani yönetimlerin, siyasi istikrarın geleceğinden emin değillerse frene basmaya başlarlar. Yatırımlarda frene basılır. 1999-2000 krizinden sonra, ilk iş maaşı dolara çevirmekti. Çünkü ertesi gün ne olacağını bilmiyor. Şirketlerde de aynı durum vardı. Bir Anayasa kitapçığı atılıyor ve bir anda ortalık karışıyor” diye konuştu.

Ahmet Davutoğlu, en önemli meselenin, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu’nu, ortak aklın üretildiği ve şirketlerin ortak aklıyla devlet aklının birleştiği kurullar haline getirmek olduğunu vurgulayarak, “Evet bir devlet aklı var. Bundan emin olunuz. Hiç tereddüttünüz olmasın. Türkiye’de bugün devlet aklı ve vizyonu vardır. O devlet aklıyla kastettiğim siyasi istikrarı ve siyaseti elinde bulunduran bugünkü kadroların dünyaya bakışının bir perspektifi var. 12 yıldır bu perspektif kararlı bir şekilde sürdürüldüğü için bir netice alabiliyoruz” ifadelerini kullandı.

Bu karşılaştırmayı yapmanın bazı ülkeler için doğru olmayabileceğini anlatan Davutoğlu, Dışişleri Bakanlığı döneminde 5 yıl içinde bazı ülkelerde 7, bazılarında 6, bazılarında 5 dışişleri bakanı gördüğünü, hiç birinde 2-3 bakan görmediğini söyledi.

Her dışişleri bakanının başbakan değişimi anlamına geldiğini aktaran Davutoğlu, şöyle devam etti:

“Aynı 1994-1996 yılları gibi… Dışişleri bakanlarımızın resmini astığımda birkaç yılda öyle bir yoğunluk var ki arka arkaya bir kaç bakan değişmiş. Öyle bir bakan nasıl planlama yapabilir, öyle bir başbakan nasıl popülizmden kurtulabilir? Her seçime girişte popülizm sebebiyle kaybettiğimiz büyük kaynaklar var. Çünkü istikrarsız koalisyonlar onu teşvik eder. ‘ Ekonomi politik’ kavramını kullanmanın sebebi bu. Politikaylaekonomi birbirinden arındırılmış, psikolojileri birbirinden uzaklaştırılmış alanlar değildir. Politikaylaekonomi birbirine bütünleşik alanlardır. Bunu politikanın ekonomiyi yönetmesi, ekonominin politikaya etki etmesi anlamında söylemiyorum. Söylediğim gibi sizin planlamalarınızın önünü açmak bizim görevimiz. Özel sektördür ekonomiyi belli bir çıtaya getirecek olan.” 

Yeni programlar açıklanacak

Başbakan Davutoğlu, Mayıs 2013’te Türkiye’de faizlerin yüzde 5’e kadar indiğini, muhteşem bir olumlu atmosfer olduğunu belirterek, Gezi olayları, arkasından 17 ve 25 Aralık ile son Kobani olaylarının ortaya çıktığını, fakat ülke insanının kaderiyle ilgili nihai tutumunu belirlediğini kaydetti.

Davutoğlu, 10 Ağustos’tan sonra “AK Parti’de bir türbülans yaşanıp yaşanmayacağı, yaşanması durumunda Türk ekonomisi nereye gider” diye analizler yapıldığını belirterek, “Birileri de buna büyük bir beklentiyle bakıyordu ‘Ah bir kriz çıksa’ diyerek. Bunların hiç birisi olmadı. Kast ettiğim devlet aklı ve vicdanı budur. Biz gerek Cumhurbaşkanımızın geçiş sürecinde gerek hükümette arkadaşlarımızla istişare ederken öncelikli ve tek meselemiz bulunduğumuz makamları korumak değil, Türkiye’nin geleceğini herhangi bir riske atmayacak şekilde bir planlama içinde davranmak” diye konuştu.

 Açıklanan hükümet programının ortak akılla 3 günde yazıldığını, koalisyon partili bir dönem olması durumunda bunun 3 ayda bile yazılamayacağını dile getiren Davutoğlu, programla ilgili ekonomik anlamda olumsuz bir referans duymadığını anlattı.

Davutoğlu, 12 yıllık birikim üzerine programın tek tek, cümle cümle kaleme alındığını ifade ederek, bir çok işin arasında, Kobani, Suriye ve Irak’la uğraşırken orta vadeli programın da açıklandığını söyledi.  

Başbakan Ahmet Davutoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

 “Reel sektörle ilgili alanların dışında inşallah 8 makro ekonomik alanda, 8 de sosyal alanda ayrıca paketleri önümüzdeki haftalarda açıklayacağız. G-20’ye çok güçlü bir şekilde gidiyoruz ve G-20 dönem başkanlığını da 1 Aralık’ta alacağız. İş kazalarıyla ilgili yeni yasal düzenlemeler yapıyoruz ve daha bir çok alanda. Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu yeniden yapılanırken, Türkiye’nin siyaseti de yeniden yapılandı. Bu yeniden yapılanma içinde bir saat bile kaybedilmedi. Tek bir tartışma bile yaşanmadı, tek bir sorumsuz davranışla ülke ekonomisi riske edilmedi. Bir açıklamayla bir davranışla… Bu hükümetimizin ve AK Parti içindeki değişimin nasıl bir toplam zihniyetin ve yöntemin ürünü olduğunu ortaya koyan bir tutumdur. Hemen bu yapısal değişimle yeni Türkiye ve yeni ekonomi kavramlarını  da gündeme getirmeye çalıştık.” 

“Yatırımlar arttı”

Ahmet Davutoğlu, Türkiye’de önemli bir ölçek değişimi yaşandığını ifade ederek, Türkiye’ye giren toplam yabancı yatırımların 1984-2002 arasında 14,6 milyar dolar olduğunu, bu rakamın 2003-2014 yılları arasında ise 145 milyar dolar düzeyinde bulunduğunu söyledi.

Küçülen bir dünya ekonomisi göze alındığında son 10 yılda gelen yatırımların söz konusu 20 yılın 10 misli olduğuna dikkati çeken Davutoğlu, DEİK’in sadece ticaret değil, belli alanlarda dış yatırım da yapması gerektiğini ifade etti.

Davutoğlu, 1974’ten 2002’ye kadar müteahhitlerin dışarıdan aldığı toplam iş tutarının 46 milyar dolar olduğunu aktararak, “2002-2003 yılları arasında bu rakam 231 milyar dolar. Ne değişti 10 yılda ya da 30 yılda? Zihniyet değişti, yöntem değişti, vizyon değişti ve en önemlisi de bunları değiştiren siyasi istikrarı sağlayan kadrolar ve siyasi irade, yapı istikrarlı bir şekilde 12 yıldır işbaşında” dedi.

“Bu seçim bir geçiş süreci değildir”

62. hükümeti kurarken bir önceki hükümetten kalan 8 aya göre planlama yapmadıklarını vurgulayan Davutoğlu, şunları kaydetti:

“Biz, 2015 Haziran’da yapılacak seçimler sonrasında da devam edeceğimizi öylesine inanıyoruz ki, 2023’e kadar 9 yıllık program açıklayacağız ve herkes şunu bilecek, kimse tereddüt etmeyecek; bu seçim bir geçiş süreci değildir. Madem ki iktidardayız, biz geçiş süreci diye bir mantığı ne kendimiz benimseriz ne de herhangi bir vatandaşımızın, girişimcimizin, iş adamımızı ‘Bir geçiş süreci olacak. Dolayısıyla bu geçiş sürecinde ben bekleyeyim’ psikolojisine sokarız. Bu sorumsuzluk olur. Ve o ciddiyetle yaklaştık. Bütün arkadaşlarımla Orta Vadeli Program (OVP) ve yapısal dönüşümün çalışmalarını daha o gün başlatmış olduk. Bunun bir başka boyutu da var; eğer biz son 12 yılda bütün türbülansları aşabildiysek, bütçe disiplininden şaşmadığımız için.

Şimdi bir an ‘Acaba bu geçiş dönemi mi veya beklemeye mi alınıyoruz? dediğinizde popülizme kayabilecek uygulamalar da başlar ve bürokrasinin de kendisini bu yeni şartlara intibak ettirmek için beklemeye aldığını görürsünüz. Biz hiçbir şekilde, demokrasiden alınan kudretin bürokrasiyle paylaşılması gerektiğini düşünenlerden değiliz. Kim bu ülkede ‘Ben geleceğimi göremiyorum’ diyerek frene basmaya kalkarsa ona ‘gölge etme kardeşim’ deriz. Gölge etme bizim kaybedecek vaktimiz yok.”

Bu kadar dinamik bir girişimci toplumumuz olmasaydı, biz bu küresel krizi aşamazdık”

Başbakan Ahmet Davutoğlu, Türkiye’nin küresel alandaki bunalımlara refleksinin, kriz yönetme ve yeni alanlar açma kabiliyetinin insan unsurundan geldiğine işaret ederek, “Bu kadar dinamik bir girişimci toplumumuz olmasaydı, biz bu küresel krizi aşamazdık” dedi.

Başbakan Davutoğlu, son 1,5 yıldır vatandaşların zihninde “Acaba ne olacak” şüphesinin uyandırılmaya, özgüveninin sarsılmaya çalışıldığını anlattı.

Davutoğlu, bunun aslında kendilerini hedef almadığını belirterek, “Biz, nihayet milletten meşruiyetini almış bir kadroyuz ve kimseden çekinmeyiz, korkmayız ama bütün bu psikoloji değişimine oynayanlar, sizleri hedef aldı. Sizlerin birikimlerinizi kısa sürede riske edecek bir ortam oluşması için Türkiye’deki her bir girişimciyi, her bir iş adamını, her bir vatandaşı hedef aldılar ama olmadı, olmayacak. Bizden kimse bütçe disiplini itibarıyla da geçici düzenlemeler beklemesin” diye konuştu.

Orta Vadeli Program (OVP) ve yapısal dönüşüm programlarıyla Türkiye ekonomisinin yapısını, daha rantabl, verimli ve reel sektörü de ayağa ve şaha kaldıracak şekilde düzenleyeceklerini aktaran Davutoğlu, Başbakan olduktan sonra bütün bakanlıkları, devlet kurumlarını yerinde ziyaret etmeye çalıştığını, bütün bu kurumlarda 12 yıllık tecrübe ve envanter üzerinde yeniden yapılanmayla reform anlamında ciddi bir yapısal dönüşüme ihtiyaç bulunduğunu dile getirdi.

Ahmet Davutoğlu, tarih bu kadar hızlı akarken, kendilerinin “Biz 12 yıldır iktidardayız” gibi bir rehavete düşmeyeceklerini ve ülkenin de söz konusu rehavete düşmesine izin vermeyeceklerini vurgulayarak, bu nedenle yapısal dönüşümün esaslarının ortaya konulması gerektiğine dikkati çekti.

“Niteliksel bir dönüşüme ihtiyaç var” 

62. hükümet programında “insani kalkınma” kavramını ortaya koyduklarına işaret eden Davutoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Elimizde insan ve coğrafya gibi iki kaynak varsa, şimdi yapmamız gereken bu atıl kapasite kullanımından gelen 2001 krizinden sonraki bütün o kullanımları, limitlerine kadar zorlayarak yaptığımız hamleleri destekleyecek şekilde bir mahiyet değişimi yaşatmak ekonomiye. Bu da neyle olur? İnsanın, insani unsurun katma değerini artırarak. Bunun da Ar-Ge ve inovasyonla teknoloji yoğun alanlara geçmekle reel sektörün iç dinamizmini teşvik etmek suretiyle üretimin ihracata dönük gerçekleşmesiyle niteliksel bir dönüşüme ihtiyaç var.” 

Başbakan Davutoğlu, Türkiye’nin bir kilogram mal ihraç ettiğinde 1,6 dolar, Almanya’nın ise 4,5 dolar kazandığını aktararak, dolayısıyla Almanların katma değerinin Türkiye’nin 3 katı olduğunu söyledi. Davutoğlu, bu rakamın nasıl artırılacağına yoğunlaşılması gerektiğine işaret etti.

Türkiye’nin küresel alandaki bunalımlara refleksinin, kriz yönetme ve yeni alanlar açma kabiliyetinin insan unsurundan geldiğine dikkati çeken Davutoğlu, şunları söyledi:

“Bu kadar dinamik bir girişimci toplumumuz olmasaydı, biz bu küresel krizi aşamazdık. Biz de sizinle bunu planladık. Kolay olmadı. Şimdi rahatlıkla bazıları oturdukları köşelerde yorum yapabilirler. Nasıl bu krizi aştık? Nasıl bir paralellik kurduk bütün bu gelişmeler arasında? 2008’de, tam da ekonomik krizden hemen sonra Dışişleri Bakanlığı görevini Sayın Ali Babacan’dan aldığımda, çalışmaları önümüze koyduk, Avrupa Birliği’nin (AB) bir krize doğru gittiğini ve oraya ihracatımızda daralma yaşanabileceğini gördük. Çevre ülkelere açıldık, süratle açıldık.

Başka hiçbir ülkenin bu yoğunlukla uygulamadığı Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyleri (YDSK), ortak hükümet toplantıları yaptık. 17 ülkeyle şu anda bu mekanizma var olayları doğrudan çözüp üzerine gitmek için. Serbest Ticaret Anlaşmaları’na (STA) hız verdik, 21 ülkeyle STA imzaladık. Vizeleri kaldırdık, vizesiz olarak sizlerin gidebileceği ülkeleri 43’den 68’e çıkardık. Bunları niçin yapıyoruz? Ortadaki mayınları kaldırıyoruz aslında. Sizlerin dünyaya açılmasının önündeki mayın ne? Gümrük duvarları, STA’lar. Mayın ne? Vizeler, vizeleri kaldıracağız. Mayın ne? Bürokrasinin getirdiği engeller. Ortak hükümet programlarıyla bir anda karar alabiliyorduk. Cumhurbaşkanımız başbakanken, Rusya ile vizelerin kaldırılması toplantısı, ondan önce yapılan tüm değerlendirmeler ‘Rusya ile vizeler zinhar kalkmaz’ yönündeydi. Ancak liderler, hükümetler ülkeler arasındaki uyum bir toplantıda 15 dakikada vizelerin kaldırılması kararı alındı. Dışarıda gazeteciler inanamadı. Üst düzey diyaloglarla bu engelleri kaldırdık.”

“Afrika’da hemen her ülkede Türk iş adamları görünür oldu” 

Başbakan Ahmet Davutoğlu, 2010’da başlatılan Afrika açılımı kapsamında birçok ülkede büyükelçilikler açıldığını anımsattı. Davutoğlu, Latin Amerika ülkelerinde de girişimlerde bulunulduğunu anlatarak, iş adamlarına Suriye ve Irak’taki krizden etkilenmemeleri için alanlar yarattıklarını söyledi. İş adamlarının da bu fırsatı iyi değerlendirdiğini dile getiren Davutoğlu, şöyle devam etti:

“Afrika’da hemen her ülkede Türk iş adamları görünür oldu. Etiyopya’da bir Türk şirketi ve 50 milyon dolarlık yatırım vardı, geçen yıl gittiğimde 241 Türk şirketi ve 3,5 milyar dolarlık yatırım var. Alınan yollar, inşaatlar… Bu planlamayı yaptığımızda ortak refleks verme, ortak akıl üretme kabiliyetimiz gelişiyor. Bu sefer sadece bu kapasite değil, daha ötesine gitmemiz lazım. İhracatçılarımıza bir kez daha teşekkür ediyorum. Tam da birilerinin böyle karabasan gibi olayları arka arkaya getirmeye çalıştığı dönemde ihracatımızda son 9 aylık dönemde yüzde 5,5 artış olması, 118,5 milyar dolara ulaşması, ihracatımızın, ihracatçılarımızın hem yeni hükümete hem de Türkiye’ye güzel bir hediyesi oldu. Hepsine teşekkür ediyorum.”

Davutoğlu, bu girişimlerle cari işlemler açığının düştüğüne vurgu yaparak, bunun içeride üretim düşüklüğü olmamasına rağmen gerçekleştiğini söyledi.

“İnadına yatırım” 

İlk 10 ayda 48 ilin 100 milyon doların üzerinde ihracat yaptığını aktaran Davutoğlu, şunları kaydetti:

“Bu Türkiye’de ekonomik dinamizmin alana yayılması demek. Yani ihracatın büyük çoğunluğu birkaç büyük şehirde ve geri kalanda bu yoksa… Organize sanayi bölgelerini geziyoruz. Son 2 ay içinde 11 vilayeti gezdim. Aldığım brifinglerde oradaki ekonomik dinamizmi yakalamaya çalışıyoruz. Burada bir aksama olursa Türkiye’deki gelir dengesi de bozulur. Eğer Kobani ve benzeri sebeplerle Doğu ve Güneydoğu Anadolu da bu istikrarsızlıkları yaşamamış olsaydı, psikoloji o kadar iyi oturmuştu ki oraya ciddi bir yatırımkayıyordu. Ama bunlar da aşılacak. Sizden de ricam, bu vandallara, bu eşkıyalara biz teslim olmayız, siz de teslim olmayın. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya dönük ‘inadına yatırım’ demek lazım. Oradaki kardeşlerimizin buna ihtiyacı var. Orada yıkmak istedikleri bu.”

Başbakan Davutoğlu, iş adamlarının Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya gitmesi için gereken teşvikleri vereceklerini belirterek, o bölgelerde istihdam oluşturulması ve sosyal dengenin sağlanması gerektiğini dile getirdi. İç göçlerle yaşanan insan kaybına dikkati çeken Davutoğlu, bu açıdan bakıldığında ekonominin refleks verme gücünün giderek arttığını söyledi.

“Ödevimiz; ithalata bağımlılığın azaltılması” 

Başbakan Ahmet Davutoğlu, iş adamlarının birtakım ricaları olduğunu aktararak, şöyle devam etti:

“İhracata dönük bu yapısal değişime destek vermenizi istiyorum. Özellikle evvelsi gün açıklanan programa baktığınızda çok açık şekilde size mesajlar içeren hususlar vardı. İlk olarak ithalata olan bağımlılığın azaltılması. Bu, ortak ev ödevimiz. Türkiye’de cari açığın, ki bu en önemli dezavantajımız, bunun da kaynağını biliyoruz. Enerji ile ilgili sıkıntılarımız. İthalata olan bağımlılığın azaltılması için sizin desteğinize ihtiyacımız var. Sizinle birlikte bunu yapabiliriz. Sizinle bu kendi içindeki kıskacını aşabiliriz. Bu çerçevede bin 350 eylem planı belirledik. Önemli bir kısmı da ithalata olan bağımlılığın azaltılması yönünde.”

İthalatı gümrük duvarlarıyla engelleme düşünceleri olmadığına vurgu yapan Davutoğlu, bunu iş adamlarının girişimci ve inovatif yöntemleriyle aşacaklarını anlattı. Davutoğlu, girdi tedarik stratejisinin güncelleneceğini belirterek, enerji üretim teçhizatlarının yurt içinde üretilmesini sağlayacaklarını kaydetti. Orta ve yüksek teknoloji ürünlerine yönelik yeni teşvik programları açıklayacaklarını aktararak, “Bize proje getireceksiniz. Yüksek teknoloji ürünler… Sadece yatay bir teşvik programı uygulamayacağız, 6 bölgeye ayırmak gibi. Dikey olarak da teknoloji yoğunluklu sektörler nerede olurlarsa olsunlar daha fazla teşvik alacaklar. Ar-Ge faaliyetlerini her açıdan destekleyeceğiz. Bütün bu çabamız iş adamlarının daha fazla katma değeri olan alanlara teşvik etmek” şeklinde konuştu.

Hedef: AB’ye tam üyelik 

Ahmet Davutoğlu, Türkiye’nin bulunduğu coğrafi özelliklere dikkati çekerek, Afroavrasya’da en büyük üretim kapasitesine sahip olan yerin Türkiye olduğunu anlattı. Bu üretim kapasitesini ihracata dönük programlarla dışa açmaları gerektiğini dile getiren Davutoğlu, dışarıdan ülkeye kaynak aktarımını da Ar-Ge ve inovasyonlara yöneltilmesinin zorunlu olduğunu ifade etti. Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“AB ve Türkiye arasındaki ilişkilerde tam üyelik için perspektifimiz devam edecek. Fakat bizim AB’ye sattığımız malların niteliği… Beyaz eşya… Çok ciddi mesafeler aldık. Şimdi katma değeri daha artırmak için artık teknolojiyi bile üretip, teknoloji yoğunluklu ihracatı AB’ye satmalıyız. Avrupa’da ilk üçe gireceksek rekabet ettiğimiz ülkeleri geçmemizin şartı; onlardan daha hızlı şekilde teknolojiye intibak etmemiz ve yeniden üretmemizle ilgili olabilir.”

Kriz döneminde ciddi alanlar boşaldığını kaydeden Davutoğlu, Alman ekonomisinin AB içindeki rolünün artmasına paralel diğer ülkelerdeki üretim kapasitesinin düştüğüne değindi.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, hizmet sektörüne kayışlar olduğunu belirterek, başta Yunanistan olmak üzere büyük bir kriz yaşandığını söyledi. Kriz sonrası Avrupa’nın ciddi şekilde etüt edilmesi gerektiğini aktaran Davutoğlu, kendilerinin planlayacağı alanın Avrupa’da vizeler kalkması olduğunu anlattı. Davutoğlu, yakın coğrafyadaki krizlerin farkında olduklarını dile getirerek, “İçeride istikrar olduğunda ekonomimiz büyüyor. Dışarıda kriz olduğunda rekabet gücümüz artıyor. Kimsenin kimseyle savaşmasını istemeyiz ama İran-Irak Savaşı’nın Özal zamanında ihracatımızı artırıcı bir etki yaptığını biliyoruz” diye konuştu.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, enerjinin önemine işaret ederek, “Şunu herkes bilmeli ve sizler de bu konuda bizden desteğinizi eksik etmemelisiniz ki; yaramız enerjidir. Kapanacak şey de enerji üzerinden kapanacak. O da coğrafyamız üzerinden geçecek her enerji ve boru hattı…” dedi.

Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu’nun (DEİK)  İş Konseyleri Genel Kurulu’nda konuşan Davutoğlu, Irak Başbakanı Caferi ile iyi ilişkiler içinde olduklarını belirterek, kasımda geniş bir heyetle Bağdat’a gidecekleri bilgisini verdi.

Irak’ın yaşadığı sıkıntıların farkında olduklarını anlatan Davutoğlu, mevcut sıkıntılar içinde bile ülkenin ne kadar büyük bir potansiyel taşıdığını bildiklerini söyledi.

Davutoğlu, Irak’ın, sahip olduğu kaynaklar itibarıyla Ortadoğu’nun en avantajlı ülkesi konumunda bulunduğunu kaydederek, “Yeniden yapılanma başladığında bizim o alandan çıkmamamız lazım. Türkiye-Irak ilişkilerinin gerginleşmesini isteyenler, Türkiye’nin Irak’tan aldığı payı kıskananlardır. Bunlar, Türkiye’den, Kuzey Irak’tan enerji alırsınız, yolunuzu durdururlar, keserler” diye konuştu.

Girişimcilerden “cesur ve korkusuz” olmalarını isteyen Davutoğlu, şunları ifade etti:

“Birisi sizi alandan çıkaracaksa, çıkarmaya çabalıyorsa karşısında hükümet olarak duracağız ama siz de sağlam durun. Bu yakın havzada dengeleri değiştiren hamleler yapılıyor. Enerji dengelerini değiştiriyor. Kuzey Irak’la yaptığımız anlaşma bir anda dengeleri değiştirecek diye bu kadar tepki topladı. Şunu herkes bilmeli ve sizler de bu konuda bizden desteğinizi eksik etmemelisiniz ki; yaramız enerjidir. Kapanacak şey de enerji üzerinden kapanacak. O da coğrafyamız üzerinden geçecek her enerji ve boru hattı… Bu aynen İpek Yolu gibi bize değer katar. Çevremizde böylesine enerji oyunları oynanırken coğrafyamızın bundan uzak kalmasına izin vermeyiz.” 

“Yakın havzalardaki kriz sonralarına hazırlanmak gerek”

Başbakan Davutoğlu, TANAP’ın bunun örneklerinden biri olduğunu dile getirerek, insanların üzerinden geçip gittiği değil, geçerken durduğu, lojistiğe dönüştüğü, kendi içinde lojistik yapılanmasının yeniden kurgulandığı bir coğrafya öngördüklerini söyledi.

Büyük İpek Yolu’ndan çok daha güçlü hatlar düşünülebileceğini aktaran Davutoğlu, “Hızlı tren yollarıyla Pekin’den Londra’ya uzanacak hatlarla… Yakın havzamızdaki her siyasi gelişmeyi titizlikle takip ediyoruz. Sizler de takdir ediyorsunuz ki, Türkiye’nin etrafında bir ateş çemberi varken bu ateş çemberini iş adamlarımızın, vatandaşlarımızın hissetmemesi için elimizden gelen büyük çabayla gayret gösteriyoruz. Ülkeyi istikrarlı tutmak, her türlü oyuna düzene karşı iş adamlarımızın ve vatandaşlarımızın geleceğini teminat altına almak kolay değil” ifadelerini kullandı.

Davutoğlu, yakın havzalardaki kriz sonralarına hazırlanmak gerektiğine vurgu yaparak, krizlerde buraların terk edilmemesi gerektiğini aktardı. Olabilecek riskleri beraber göğüslemek için iş adamlarına çağrıda bulunan Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

 “Afrika’da 37 büyükelçiliğimiz oldu. Afrika’da en fazla büyükelçiliği olan 3-4 ülkeden biriyiz. Dünyada en fazla temsil edilen 7. ülkeyiz. THY, 261 merkeze uçan, dünyadaki en çok merkeze uçan destinasyonu olan havayolu şirketi. Bunlar aslında sizin de dinamizminizi yansıtan hususlar. Burada, özellikle Afrika bağlamında öncelik göstermek istiyorum. Afrika’da daha önce değişik sebeplerle kaynaklarını kullanamayan ve sömürge ülkesiyle ilişkisi olması hasebiyle üretimi çeşitlendiremeyen kardeş ülkelere, onların çağrılarına kulak verin. Çok kıymetli maden alanlarından tutun tarıma kadar Afrika’da namütenahi imkanlar var.” 

“Onlar yaparken, biz bakmayacağız”

Başbakan Ahmet Davutoğlu, Afrika’dan GAP’ın alanı kadar tekliflerin geldiği anımsatarak, Afrika’da kalıcı olmak istediklerini söyledi. Afrika açılımı yapıldığında Türkiye’nin eksen değiştirdiği yönünde eleştiriler yapıldığını anlatan Davutoğlu, şöyle konuştu:

“Yazar aklımda ama söylemeyeceğim. Onun ufku o kadar çünkü. Biraz önce EkonomiBakanımız zikretti. 19. yüzyıl, Avrupa yüzyılıydı. Ekonomik bağlamında söylüyorum. 20. yüzyıl Atlantik yüzyılı, 21. yüzyıl ilk yarısı Asya, ama ikinci yarısı mutlaka bakir kaynaklarıyla Afrika ve dış hat kuşağının olacak. Herkes buna yöneliyor. Brezilya bunun planlamasını yapıyor. Hindistan ve Çin de yapıyor biliyoruz. Peki Türk bakacak mı onlar yaparken? Birileri bu ideolojik kavramları sırf bunun için getirdi. İdeolojik kavramlar, eksen kayması… Bekliyorlar ve istiyorlar ki Türkiye, Avrupa’nın periferi ülkesi olsun. Kimse rüya görmesin, Türkiye, Avrupa’nın periferi ülkesi olmaz, çevre ülkesi olmaz. Avrupa’nın tam merkezinde, Avrupa’nın merkez ülkesi olur.”

“Her büyükelçilik iş adamları için bir işaret fişeği”

Afrika’da büyükelçilikler açılırken yabancı ülke dışişleri bakanlarının bunun nedenini sorguladığını anımsatan Davutoğlu, “Açtığımız her büyükelçilik aslında bir işarettir, bir işaret fişeğidir. Sizi oraya çağıran bir işaret fişeğidir. Şimdi tek tek ülke isimleri zikrederek, yanlış yorumlanmasını istemem. Afrika ülkelerinin hangisinde, ne doğal kaynakları var, biz biliyoruz ona göre büyükelçilik açıyoruz. Sıralamayı ona göre yapıyoruz” ifadelerini kullandı.

Davutoğlu, iş adamlarından çeşitlendirilmiş stratejilere yönelmelerini isteyerek, bu yönde Türkiye’nin önünde 20-30 yıl olduğunu söyledi. Dış ekonomi açığının büyük oranda Doğu Asya’da olduğuna vurgu yapan Davutoğlu, iş adamlarının bunu aşacak stratejiler geliştirmesi gerektiğini kaydetti.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, konuşmasını şöyle tamamladı:

 “Bu kadar hızlı akan bir ekonomi-politik dönüşüm dünyasında devlet kendini yeniliyor. 12 yıldır iktidarız, hala ‘nerede reform yapacağız’ diye arıyoruz, alternatifimiz de olmadığı halde… Herhangi bir muhalefetin ne alternatif vizyonu ne enerjisi olduğu halde biz yine de durmuyoruz. Ben 2 ayda 11 vilayete gidip toplu açılışlar, toplantılar yaptım, oralarda veya başka vilayetlerde muhalefet liderlerini görmüyorum. Enerji yok. Enerji olması için aşk ve bir ülke için vizyon lazım. Alternatifimiz olmadığı halde biz niye gece gündüz koşuyoruz? Niye Ankara’da o kurum, bu kurum ‘ne yapabiliriz?’ diye araştırıyoruz? Çünkü bizim için bu mevki ve makamlar, bir dönem oturulması gereken yerler değil. Hakkını verdiğimizde sonraki nesiller dönüp aynen şimdi bizim rahmetli Özal’ı andığımız gibi onlar da bizi anarlarsa ‘elhamdülillah, eyvallah’ der geçeriz, başka da bir şey beklemeyiz. Bizde irrasyonel hiçbir şey görmeyeceksiniz. Ekonomide popülist, kısa dönemli yaklaşımlar görmeyeceksiniz. Bizde sizden inşallah bu makro stratejik yaklaşımı hep beraber bir ortak eylem planına dökecek, ortak akla, ortak eyleme dönüştürecek bir performans bekliyoruz. DEİK tam da bunun zemini, Türkiye’nin dışa açılan, gerek dışa dönük gerek içe dönük ticaret, yatırım, enerji bütün bu alanları yansıtan yüzü sizlersiniz. Bu yeni yapılanmanın hayırlı olmasını diliyorum.”

Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci ve DEİK Başkanı Ömer Cihad Vardan, Başbakan Ahmet Davutoğlu’na konuşmasının ardından günün anısına bir plaket sundu.

Davutoğlu, Zeybekci ve Vardan, yönetim ve denetim kurulu üyeleriyle ardından kurucu üyelerle ve iş konseyi başkanlarıyla hatıra fotoğrafı çektirdi. 

Ekonomi Bakanı Zeybekci, “Biz Türkiye Olarak bu blokların dışında kalmayı kabul etmiyoruz”

Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, ABD ve AB’nin, Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı ile bir araya geldiğini, ABD’nin Japonya’dan Yeni Zelanda’ya kadar 16 Asya Pasifik ülkesi ile yeni bir ticaret ve yatırımortaklığı oluşturacağını belirterek, “Dünya ticaretinin 3’te 2’sinden fazlası 2 ayrı blok ile ama organik bir bağda yer alacak. Biz Türkiye olarak bu blokların dışında kalmayı asla kabul etmiyoruz” dedi. 

Bakan Zeybekci, ticaretin yeniden yapılanan, küresel ekonomide ve ülkelerin kalkınmalarında her zaman olduğundan daha belirleyici hale geldiğini ifade ederek, ticaretin, kalkınmanın ana unsuru olduğunu, orta sınıfı güçlendirerek istihdamı ve büyümeyi tek başına yüklenmeye başladığını söyledi.

Ticaretin aktörlerinin çeşitlendiğini, alanının ise genişlediğini anlatan Bakan Zeybekci, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Başbakanımızın diplomasi literatüründe ve uluslararası ilişkilerde ‘Stratejik Derinlik’ eserinde ifade ettiği gibi yeni dönemde dış ekonomik ilişkileri yönlendiren ekonomi, politik tercihler genel stratejinin önemli unsuru haline gelmiştir. Tüm aktörler bu yeni düzende küresel ekonomik dengelerde kendine yer edinmeye çalışan ekonomi kanalına yönelmişler ve ekonomik çıkar alanları diplomasinin ana unsuru haline gelmiştir. Günümüzün dünyasına bakıldığında soğuk savaştan sonra dünyanın ekonomik ve ticari haritası yeniden çiziliyor. Son 10 yıllık dönemde bu ekonomik hareketlerin yoğunlaştığını görüyoruz. 12 yıllık performansımızda da hükümet olarak attığımız bütün adımlar dünyanın yeniden yapılandığı, ekonomik haritalarının yeniden çizildiği dönemde Türkiye’nin artık edilgen bir ekonomiden etken bir ekonomiye geçmesi için elimizden gelen tüm gayreti gösteriyoruz.”

Zeybekci, iş dünyasının hükümetler, devletler, ülkelerin dış politikalarıyla iç içe geçmiş yeni bir misyona, vizyona, yapıya kavuşmasının önemine işaret ederek, “Yeni süreçte DEİK’e de büyük görevler düşüyor. Bu dönemde DEİK ile devletimizin, hükümetimizin, milletimizin dış politika, ekonomik politikalarla uyum içinde olması ve bir hedefe hep beraber kenetlenmesi için yeni yapılanma yaşadık. Bu yeni yapılanmalardan asla geri gitmesi söz konusu değildir” diye konuştu. 

“Biz blokların dışında kalmak istemiyoruz”

DEİK ile yola çıkarken ülkenin 2023 ve 2071 hedeflerine gitmesinin sadece hükümete, devlete, bakanlıklara ait olmadığının bilincinde olduklarını anlatan Zeybekci, konuşmasına şöyle devam etti:

“Dünyanın şu andaki yapılanması ekonomik ve ticari haritanın yeniden çizilmesiyle ilgili ABD ve AB, Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı ile bir araya geliyor. 2016 yılı itibarıyla anlaşmayı imzalayıp, 2017’de yürürlüğe koymak istiyorlar. Bu gerçekleşirse dünya ticaretinin yüzde 50’sini temsil eden alanda yeni bir blok oluşacak. ABD Japonya’dan Yeni Zelanda’ya kadar 16 Asya Pasifik ülkesi ile yeni bir ticaret veyatırım ortaklığı oluşturacak. Dünya ticaretinin 3’te 2’sinden fazlası 2 ayrı blok ile ama organik bir bağda yer alacak. Türkiye olarak bu blokların dışında kalmayı asla kabul etmiyoruz. AB ile Gümrük Birliği anlaşması olan tek ülke olarak ülke ülke dolaşarak, Türkiye’nin haklı davasını anlatıyoruz.”

Zeybekci, Türkiye’nin davasını anlatırken, “Biz bugüne kadar stratejik ortak, müttefik, dost ülke olduk ama biz sizlerle ekonomik ortak olmak istiyoruz” dediklerini aktararak, bu anlamda ümitsiz olmadıklarını ve Türkiye’nin hak ettiği yerde olacağını söyledi.

İsmet İnönü’nün “Yeni bir dünya kurulur, Türkiye o dünyada yerini alır” sözünü anımsatan Zeybekci, “Yeni dünya kurulurken, Türkiye o yeni dünyayı kuranlardan olur’ diyoruz. Bu süreçte Türkiye, 160 milyar dolara yaklaşan ihracatına edilgen bir ekonomi ile geldi. Biz fasoncu bir anlayışla buraya geldik. Dünyada hammadde ve enerji kaynaklarının, tüketim ağlarının, tüketim alışkanlıklarının başkalarının kontrol ettiği iki ucu tutulmuş olan ekonomik hatta biz üretim aktörlerinden olduk” şeklinde konuştu. 

Zeybekci, Türkiye’nin artık etken bir ekonomi ile dünyada sürdürülebilir bir şekilde kültür coğrafyasının da avantajlarını kullanarak enerji kaynaklarını ve hammadde geleceğini kullanmak istediklerini belirterek, şunları kaydetti:

“Türkiye olarak artık bu coğrafyada tüketim alışkanlıklarını belirleyen, tüketim ağlarını kontrol eden bir ülke olmak istiyoruz. Yani ekonominin iki ucunu kontrol eden egemen bir ülke olmak istiyoruz. Ülkemizin yaşadığı birçok sıkıntının altında yatan gerekçeler bunlardır. Bunları gerçekleştirmek için de yüksek teknoloji alanında çok iyi teşviklerle bir yapılanmaya gidiyoruz. Türkiye olarak ülkemizdeki yatırımcıların başka ülkelere gitmelerini ‘ülkemizden kaçıyorlar’ gözüyle bakmıyoruz.  Ülkemizden başka ülkelere giden yatırımcıları destekliyoruz. Yeni desteklerle yolumuza devam edeceğiz.”

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Yorumlara kapalıdır.

Bir yorum bırak