“İnsan Anlayışımız Anlaşılmadan İyilik Anlayışımız Ve Çalışma İlkelerimiz Anlaşılamaz” – Fikrikadim

“İnsan Anlayışımız Anlaşılmadan İyilik Anlayışımız Ve Çalışma İlkelerimiz Anlaşılamaz”

Kardeşlik Seferberliği olarak isimlendirilen ve Mahmut Karaman Hoca’nın anlatımıyla mazisi çok eskilere giden ama 2015 yılında “Aşhane” ismini verdikleri minibüsle İstanbul sokaklarında yaşayan evsizlere çorba dağıtımıyla karakterize olan bu hareket, ardından ulusal medyanın, siyasilerin dikkatini çekti. Mahmut Hoca ile Kardeşlik Seferberliğini uzun uzadıya konuştuk. Sahi neden Kardeşlik Seferberliği diyorlar? Ve neyi amaçlıyor bu insanlar…

“Kardeşlik Seferberliği” olarak isimlendirdiğiniz çalışmalarınız ne zaman başladı

Kardeşlik Seferberliği Hareketi“nin örtük tarihi benden çok önce başladı, ben doğduğum aile ortamında kendimi bu hareketin içinde buldumAçık tarihi ise benim hayatımla paralellik arz eder, bunun hikayesi uzundur, ama ben dönemler halinde  kısaca anlatayım. Doğduğum aile ortamında bütün canlı varlıklar ile doğal bir sevgi ve merhamet ilişkisi içinde geçen bir çocukluk dönemi yaşadım. Çocukluk dönemimde bu süreci biraz gözlemci ve biraz da katılımcı olarak yaşadım. Bu dönemin ruhumda saklı izlerini hala yaşıyorum. Beş yaşlarında iken annemin hasta ineğin başında ahırda sabahlamasını hala unutamıyorum. Ancak 70’li yılların ortalarından itibaren başlayan şehir hayatımda ne yazık ki hayvanlar günlük yaşamımızdan çıktı. insanlar ile olan ilişkilerimizde de nicelik ve  nitelik olarak bir daralma ve sahteliği yaşamaya başladık. Aslında büyük bir toplumsal şokun travmasını yaşadığımı çok sonraları anlayacaktımBu travma bu toplumda halen devam ediyor. Bunun hikayesini de ayrıca konuşmamız gerekir. Öğrencilik statüsüne sığınıp kendimi kandırmaya çalıştığım yaklaşık 15 yıl, yaşadığım bütün olumsuzluklara rağmen anne babamdan öğrendiğim bazı davranışlar ile kişiliğimi korumaya çalıştım. 90’lı yıllardan itibaren kendimizi, kişiliğimizi, aile hayatımızı korumak için hanımla birlikte benzer çözümler geliştirmeye çalıştık.  Bu dönemde,  hanım yakın çevredeki aileler ile, ben daha çok sokak çocukları ve öğrenciler ile bir kısım ilişkilerimiz oldu. Aile büyüklerimizin de katkıları ile bu ilişkilerimiz süreklilik kazanmaya başladı. 2011 yılından itibaren hanımın çalışmaları, etrafına toplanmaya başlayan bir kısım arkadaşlar ile birlikte ağırlığını göçmenlerin oluşturduğu ailelere yönelik olarak devam ederken, oğlum ile birlikte biz de İstanbul sokaklarında yaşayan evsiz arkadaşlar ile yeni  ilişkiler kurmaya çalıştık. Gerek felsefi çıkış itibariyle gerek bu süre içinde yaşadığımız tecrübelerden yola çıkarak faaliyetlerimizi özellikle küçük grup ilişkileri içinde sürdürme zorunda kaldık.  En çok anlaşılmadığımız hatta suçlandığımız konu budur. Sırası gelirse ileride bu konuya tekrar döneriz. Ancak 2015 yılı ortalarında Aşhane ismini verdiğimiz araç ile İstanbul sokaklarında yaşayan evsiz arkadaşlara çorba dağıtmaya başlamamız ile farkında  olmadan “kamuya” açılmış oldukKısaca Kardeşlik Seferberliği hareketinin bizim hayatımızdaki kronolojik hikayesi budur.

Evet, “şok” ve “travma” olarak tanımladığınız süreci,  faaliyetlerinizi küçük grup içinde tutma zorunluluğunuzu da ayrıca konuşmamız lazım, önceki konuşmalarınızdan da hatırladığımız kadarıyla katkı amaçlı gelen para tekliflerini kabul etmiyorsunuz. Ancak şu anda Kardeşlik Seferberliği hareketinin hikayesi üzerinden gidelim. anladığım kadarıyla değişik kesimlere yönelik bir takım iyilik faaliyetlerini yürütüyorsunuz, ancak faaliyetlerinizi Kardeşlik Seferberliği deyimi ile ifade ediyorsunuz. “Kardeşlik Seferberliği” olarak ifade ettiğiniz hareket nedir? bu ifade ile neyi kast ediyorsunuz, kısaca bize Kardeşlik Seferberliği hareketinizi anlatır mısınız?

Kısaca Kardeşlik Seferberliği hareketi yeni bir insan anlayışına dayalı yeni bir toplumu hedef alan yeni bir sosyolojik hareketin adıdır. Hareketin temelinde “iyilik” davranışı esas olmakla birlikte kardeşlik seferberliği hareketi, yoksul kesimlere yönelik bir takım iyilik ve yardım faaliyetleri yürüten diğer bütün kişi, grup ve teşkilatlardan tamamen farklı bir harekettir. Kısaca Kardeşlik Seferberliği hareketi yoksullara yönelik yardım faaliyetleri yürüten kategorik bir grup hareketi değildir. Farklı bir insan anlayışına dayalı olarak farklı bir iyilik anlayışına sahip ve bütün toplumu merkeze alarak yeni bir birey ve yeni bir toplum inşa etmeyi hedefleyen yeni bir toplumsal harekettir. Öncelikle Kardeşlik Seferberliği düşüncesinin temel noktasını insan anlayışımız oluşturur. Dolayısıyla  insan anlayışımız anlaşılmadan iyilik anlayışımız ve çalışma ilkelerimiz anlaşılamaz, Kardeşlik Seferberliği hareketi anlaşılamaz. Az önce bahsettiğim gibi çalışmalarımıza katkı vermeye çalışan arkadaşlar ile en çok bu noktada sorun yaşıyoruz. Dolayısıyla Kardeşlik Seferberliği adını verdiğimiz hareketin anlaşılabilmesi için öncelikle insan anlayışımızı ve buna bağlı olarak iyilik davranışını konuşmalıyız.

O zaman Kardeşlik Seferberliğinin insan anlayışı, iyilik anlayışı ve toplum anlayışı nedir? Çalışma ilkeleriniz nedir? Katkı vermeye çalışan gönüllüler ile neden sorunlar yaşıyorsunuz? bu konuları  biraz açar mısınız? Öncelikle farklı olduğunu söylediğiniz insan anlayışınız nedir?

Kardeşlik Seferberliği hareketinin merkezi noktasını oluşturan insan anlayışımızı anlatabilmek için, günümüzde yaygın olan insan anlayışını ve buna bağlı olarak özellikle iyilik anlayışını anlatmamız gerekir. Günümüzdeki insan anlayışının adı kısaca Modern/leşmenin insan anlayışıdır. Bu anlayışın arkasında batı insan felsefesindeki insan ile ilgili temel kabuller ile sosyal bilimlerde ve özellikle psikolojideki insan ile ilgili yaklaşımlar yer alır. Bu insan anlayış ve yaklaşımlarının çok iyi anlaşılması gerekir. Bizim insan ve iyilik yaklaşımımızın anlaşılması da buna bağlıdır.  Çünkü bizim, büyük oranda yanlış bulduğumuz ve bize katkı yapmak isteyen arkadaşlar ile yaşadığımız sorunların kaynağında yer alan günümüzdeki iyilik düşüncesini, bu felsefedeki insan ile ilgili kabuller ile    sosyal bilimlerde yer alan insan yaklaşımları oluşturur. Öncelikle felsefedeki insan ile ilgili temel kabuller ile sosyal bilimlerdeki insan yaklaşımları arasındaki ilişkiye kısaca değinmemiz gerekir.

Gerek genel olarak varlık, gerek özelde doğa veya toplumun neliği sorunu felsefe veya dinin cevap aradığı sorulardır. Aynı şekilde  İnsanın neliği/özü konusu/sorunu da bilimin değil felsefe ve dinin konusudur. Dolayısıyla insanın neliği problemi ile ilgili açık tanım ve bilgileri bu iki disiplinde buluruz. Bir başka ifade ile insanın neliği problemi ile ilgili kabullerimiz/bilgilerimiz  “bilimsel” değil, “akli” veya “dini” bilgilerdir. Aynı şekilde modernleşmenin veya sosyal bilimlerde var olan insan ile ilgili bilgiler de dini veya felsefi bilgilerdir. Varlık/insanın neliği sorunu ilk insandan günümüze kadar din ve felsefenin konusudur. Başka türlü de olamaz zaten. Bu noktanın çok iyi anlaşılması gerekir, ancak biz şimdilik yan bir konu olarak değinip geçelim. Genel olarak varlık ile özel olarak doğa-toplum veya insanın özü ile ilgili temel kabuller/bilgiler bilimin konusu olmamakla birlikte bu akli veya inanç önermeleri (burada akli önermelerin inanç önermelerine, inanç önermelerinin de akli önermelere dönüşmesinin zorunlu olduğunu belirtelim) bilim insanlarının zihinlerinin arka planında her zaman varlığını korurlar. “varlığa/objeye” bakışımızı belirleyen/etkileyen bu önermeler bazen örtük olarak bazen açık olarak bilim insanının çalışmalarını etkiler, hatta açık olarak insan ile ilgili tanımlarını belirler. “Bilim” insanı, gözlem ve deney ile bilgi ürettiği için bu tür felsefi kabulleri net olarak dile getirmemekle birlikte her bilim adamının insan ile ilgili bütün gözlem, deney vb. çalışmalar sürecinde bu kabuller zihninin arka planında temel belirleyici unsur olarak yer alırlar. Kısaca insan ile ilgili felsefi veya dini kabuller insan ile ilgili bilimsel yaklaşımları belirler. Bu ilişkiyi netleştirdikten sonra modern batı felsefesindeki insanın özü ile ilgili  temel kabulü kısaca açıklamaya çalışalım.

Modern Felsefede “insanın özü/doğası”  sorunu ile ilgili kabuller nelerdir?

Modern batı felsefesinin insanın özü ile ilgili temel kabulünün “kötülük” olduğu bilenen bir gerçektir. Bu temel kabulün/inancın Hıristiyanlık dininin “ilk günah” ile ilgili inançtan kaynaklandığı da bilinen bir husustur. Bu yüzden insanı merkeze alan bütün sosyal bilimlerin insan tanımları “hayvan” kelimesi ile biter. (Ancak bu tanımın bilimsel bir sonuç değil “ontolojik” bir felsefi bir kabul olduğunun çoğu bilim insanının farkında olmaması ayrı bir trajedidir.)  Bu durum özellikle insanı merkez alan psikoloji bilimi için de söz konusudur. Psikanalitik yaklaşım ile pozitif yaklaşım da insanın özü ile ilgili felsefi önermeler en başta vurgulanmakla birlikte diğer yaklaşımlarda da (Davranışçı yaklaşım, yapısalcı yaklaşım, işlevselci yaklaşım, sosyo kültürel yaklaşım, bütüncül yaklaşım)  açık bir vurgu yoktur. Bu ekollerin hepsi de gözlenebilen ve ölçülebilen insan davranışını veya bu davranışı etkileyen zihinsel, çevresel etkenleri veya geçmiş deneyimleri veya hepsini birlikte inceleme konusu yaparlar. Ancak “kötülük” inancı diğer sosyal bilimlerde olduğu gibi psikolojik yaklaşımlarda da (pozitif psikoloji yaklaşımı hariç)  a priori olarak kabul edilen bir önerme olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle Psikanalitik yaklaşımda bu inanç “haz alma/cinsellik” ve  “saldırganlık” olarak doğuştan gelen iki temel öz olarak ifade edilir. Özellikle “haz almak” insan için çok önemli. Bu özellik diğer bütün hayvanlar ile ortak özelliğimiz, hatta beyinlerimiz çok yüksek oranda birbirine benziyor, (Nörobilimcilere göre insan ile hayvan beyinleri arasındaki fark % 4 civarında.) bundan dolayı beynin bu haz merkezi için hayvan beyin/sürüngen beyin gibi ifadeler kullanılıyor ve insan ile ilgili yapılan tanımlar bu merkezden yola çıkılarak yapılıyor. Beynimizdeki bu haz merkezi veya haz ve ödül mekanizması nerede ise bütün davranışlarımızı belirliyor, bu klasik insan anlayışında  “haz ve ödül” ancak benmerkezli davranışlar ile elde ediliyor. Aynı şekilde diğer sosyal bilimlerde de,  “kötülük” veya “haz alma” ve “saldırganlık” özlerinin değişik yansımaları olarak bencillik, egoizm, hırs, menfaat, kâr/kazanç, güç, iktidar, rekabet, çatışma gibi bireyci öz’ler/özellikler değişik şekillerde vurgulanır. Kısaca insanın özünü “iyilik” değil “kötülük” oluşturur, bütün davranışları haz alma amacı belirler. Genel olarak modernleşmenin insan kabulünün bu çerçevede olduğunu söyleyebiliriz.

Devamını Okumak İçin Tıklayın:

*BU MAKALEDE YER ALAN FİKİRLER YAZARA AİTTİR VE FİKRİKADİM?COM'un EDİTORYAL POLİTİKASINI YANSITMAYABİLİR.

YAZAR HAKKINDA

fikrikadim.com sitesinin görüllü editörü
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.

Bir yorum bırak