İnşaat sektörünün alternatifleri güçlendirilmeli – Fikrikadim

İnşaat sektörünün alternatifleri güçlendirilmeli

Erhan Aslanoğlu

 

Erhan Aslanoğlu

 

Stratejik planlama doğrultusunda, kamunun inşaat sektörüne ayırdığı kaynaklar, bazı kamu ya da kamu/özel ortak sanayi işletmelerinin kuruluşuna ayrılabilir. Kurulan o işletmeler, hedeflenen sektörlerde yeterince rekabet gücüne kavuştuktan sonra orta ve uzun vadede tamamen özel sektöre devredilebilir.

İnşaat sektörü, dolaylı etkileri de dikkate alındığında, Türkiye ekonomisinin en büyük ve en öncü sektörleri arasında yer alıyor. 2001 sonrasında Türkiye ekonomisinde yaşanan dezenflasyon (fiyat artış hızının azalması)süreci, faiz oranlarını düşürerek konut kredilerini arz ve talep yönünden artırdı. 1999 Marmara Depremi’nin sağlıklı ve dayanıklı konuta yönelik talebi tetiklemesi, 2000’li yıllarda özellikle yeni konut talebinde görülen canlanmanın bir diğer sebebiydi. Kamu yatırımlarının inşaat sektörünü desteklemesi ve Toplu Konut İdaresi (TOKİ) öncülüğündeki kentsel dönüşüm planlarının devreye girmesi, inşaat sektörünün büyüme oranı ve ekonomideki payını artırdı.

Ancak inşaat sektöründe talep artışıyla ortaya çıkan canlanma, son dönemde arz fazlasına dönüşme sinyalleri veriyor. Talebi olumsuz etkileyecek gelişmeler, inşaat sektörü için risk teşkil ediyor. Bu gelişmelerin başında faiz oranları geliyor. Birçok ülkede olduğu gibi Türkiye ekonomisinde de inşaat sektörünün tüketici güveni ve faiz oranlarına duyarlılığı yükselmeye başladı.

ABD Merkez Bankası’nın (Fed) faiz artırım sürecine girecek olması, gelişmekte olan ülkelere sermaye girişinin azalmasına yol açacak. Kaldı ki, küresel likiditenin (menkul kıymetlerin nakde çevrilme kolaylığının) azalması, gelişmekte olan ülkelerde, faiz oranlarında yükselmenin yanında yerel paraların değer kaybı ve hisse senedi piyasalarının düşmesini de beraberinde getiriyor. Mali piyasalarda yaşanan olumsuz eğilimler de genel anlamda tüketici güvenini olumsuz etkiliyor.

Bu çerçevede, küresel ekonomide parasal genişlemenin son bulması, inşaat sektöründe talebi olumsuz etkileme riski oluşturuyor. Diğer taraftan, ekonomideki kaynakların ağırlıklı olarak iç talebe yönelik inşaat sektörüne yönlendirilmesi, ekonominin dış rekabet gücünü zayıflatma riskini içeriyor. Türkiye ekonomisinin rekabet gücünü artırmak, dolayısıyla cari açık sorununu çözmek için katma değeri yüksek sanayi ürünlerinde çok daha iyi bir noktaya gelinmesi elzem. Bu anlamda ekonomideki kaynakların inşaat sektöründen sanayi sektörüne yönlendirilmesi, Türkiye ekonomisinin büyüme dinamikleri açısından son derece önemli.

Stratejik sanayi planları oluşturulabilir

Sermayenin inşaat sektöründen sanayi sektörüne yönlendirilmesi, hem inşaat sektöründe caydırıcı hem de sanayide teşvik edici politikalar izlenmesiyle gerçekleşebilir. İnşaat sektöründe vergi oranları görece yüksek. Bu nedenle vergi artışı caydırıcı bir politika olamaz. İnşaat aynı zamanda kayıt dışı ekonominin önemli manevra alanı bulduğu sektörlerden biri. Sektörde kayıt dışı ile yürütülecek bir mücadele, mevcut vergileri daha etkili kılacağı için caydırıcılık gücü yüksek olabilir.

Sermayenin yönlendirilmesinde asıl önemli uygulama, sanayi sektörünün teşvik edilmesi. Fakat bu teşvik, bugüne kadar olduğu gibi, piyasa mekanizmasına bırakılan bir yapı yerine stratejik sanayi planlarına dayanan bir vizyon içerisinde yapılmalıdır.

Türkiye ekonomisinde, sanayiye ciddi teşvikler veriliyor. Son yıllarda cari açıkla mücadele çerçevesinde ara mallarının üretimini artırmak amacıyla verilen bölgesel teşvikler, bunun güzel bir örneği. Ama uygulamada henüz istenilen sonuçlara ulaşılamadığı ortada. 8 Ekim 2014 tarihinde Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Ali Babacan tarafından açıklanan Orta Vadeli Program, büyümede sanayinin gelişimini ön plana alıyor. Bu olumlu bir gelişme. Programın içinde yer alan 25 maddelik dönüşüm programlarının sanayiye ilişkin unsurlarını, detayları ortaya çıktığında daha iyi değerlendirebileceğiz.

Gerek Türkiye’nin 1960’lardaki deneyimi gerek sanayide yüksek rekabet gücüne ulaşmış gelişmekte olan ülke deneyimleri, orta ve uzun vadeli stratejik planların daha başarılı sonuçlar verebileceğine işaret ediyor. Dünya ekonomisi, ciddi bir teknolojik devrim yaşıyor. Biyoteknoloji, robotlar, yapay zekâ ve nanoteknoloji, bu devrimin öne çıkan sektörleri. Türkiye ekonomisinin görece avantajlı olduğu/olabileceği sektörler belirlenmeli ve stratejik sanayi planları çerçevesinde dinamik olarak desteklenmeli. Böylesi bir stratejik sanayi planlamasının kurumsallaşması, elbette yüksek nitelikli işgücü yoğun kurumlar tarafından yürütülmeli.

Söz konusu planlama doğrultusunda, kamunun inşaat sektörüne ayırdığı kaynaklar, bazı kamu ya da kamu/özel ortak sanayi işletmelerinin kuruluşuna ayrılabilir. Kurulan o işletmeler, hedeflenen sektörlerde yeterince rekabet gücüne kavuştuktan sonra orta ve uzun vadede tamamen özel sektöre devredilebilir. Elde edilen kaynaklarla kamu, yeni sektörlerde sanayi işletmeleri oluşturmak için öncülük yapabilir.

Bahsedilenlerin kolay olmadığını kabul etmek gerekiyor. Ancak sabırla izlenecek orta ve uzun vadeli politikaların böyle bir dönüşümü sağlamaması için de bir neden yok. Sanayiyi yukarıda bahsettiğimiz çerçevede destekleyen, risklerini azaltan stratejik bir plan şüphesiz burada önemli bir işlev üstlenebilir. Türkiye gibi gelişmekte olan bir ülkede, hem altyapı hem de konut yatırımlarının azalmasını beklemek çok gerçekçi olmayabilir.

Piyasa mantığıyla düşünecek olursak, inşaat sektörü yüksek kârlılıktan normal kârlılığa doğru kayarken sanayi sektörünün normal kârlılıktan yüksek kârlılığa yönlenmesi gerekiyor. Bunu sağlamak amacıyla inşaat sektörüne müdahale etmek yerine sanayi sektöründeki maliyetleri azaltarak verimliliği artıran bir strateji benimsemek, bu tür bir amaca hizmet edebilir.

İnşaat sektörü, Türkiye’deki istihdamın yüzde 7,5 civarında bir kısmını karşılıyor. Dolaylı etkilerle bu oran daha da büyüyor. Sektörün zayıflaması, istihdamı doğal olarak azaltır. Üstelik inşaat sektöründen sanayi sektörüne işgücü transferi de işin niteliği gereği çok mümkün değil. Çünkü sanayi sektörü, daha kalifiye ve işgücü piyasasına yeni giren genç nüfusa istihdam yaratabilir. İnşaat sektöründeki küçülme, sürecin başında muhtemelen iç talep ve tüketim harcamalarına negatif yansıyacak. Fakat orta ve uzun dönemde sanayide başarılabilecek bir değişim, hem büyüme hem de istihdamı pozitif etkileyecek.

Sorunların temeli cari açık

Son yıllarda Türkiye ekonomisinin büyüme hızını yavaşlatan ana neden, cari işlemler açığı. Yüksek cari açık, dönem dönem döviz kurlarını yukarı tetikliyor. Artan kurlar, enflasyonu ve faizleri yükseltiyor. Yüksek faiz de büyümeyi yavaşlatıyor. Dolayısıyla, Türkiye ekonomisinin sürdürülebilir büyüme patikasına girmesi için cari açığın yapısal sorunlarının çözülmesi gerekiyor. Çözüm yollarından biri de dış talebe dayalı büyüme stratejisi izlemek, ihracatta katma değeri yüksek ürünlerin payını çoğaltmak şeklinde belirginleşiyor. Bu anlamda büyüme hızının sürdürülebilir hale getirilmesi, sermayeyi inşaattan sanayiye kaydırma stratejisi ile örtüşüyor.

Cari açık sorununu çözme ve sürdürülebilir büyümeyi başarmada diğer önemli husus, üretimde ithal ara malı ve enerjinin payını düşürüp yerli ara malı ve enerjinin payını artırmak. Bu bağlamda enerji sorunu, alternatif kaynaklar geliştirilerek mutlaka çözülmeli. Diğer bir acil zorunluluk da eğitim sisteminin reforme edilmesi.

Dünya ekonomisindeki teknoloji devrimi, emek yoğun birçok sektörde istihdamı tehdit ediyor ve etmeye devam edecek gibi görünüyor. Bu eğilim, önümüze iki seçenek koyuyor: Teknoloji geliştiren ve uygulayan tarafta daha çok eleman yetiştirmek ya da teknolojinin kolay ele geçiremeyeceği, rutin olmayan el işgücünü çoğaltmak. Kuaförlük ve aşçılık gibi hizmet sektörü alanlarında başarılı birinin, iyi bir iş bulma ve görece yüksek gelir elde etme olasılığı yüksek. Keza Türkiye gibi turizmde önde gelen bir ülkenin hizmet sektöründe iyi elemanlara sahip olması da istihdam ve büyümeyi olumlu etkileyecek bir unsur. Meslek lisesi eğitimini bu çerçevede düşünmek ve gerçekleştirmek, sürdürülebilir büyüme açısından hayati konumda.

Özetle, sürdürülebilir büyüme modeli; kaynakları inşaattan sanayiye kaydırmak, yüksek katma değerli ürünlere ve buna bağlı olarak ihracata dayanmak, enerji sorununu çözmek ve eğitim sistemini reformdan geçirmek gibi birçok unsurla bağlı gibi görünüyor.

-Al Jazeera-

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Yorumlara kapalıdır.

Bir yorum bırak