II- Yerleşmelerimizin dönüşüm hikayesi – Fikrikadim

II- Yerleşmelerimizin dönüşüm hikayesi

TOKİ, KENTSEL DÖNÜŞÜM, HATTÂ MEDENİYET -VI-

Dönüşüme Yaklaşım Biçimleri

Yerleşmelerimizin dönüşümü konusunda genellikle son yaşadığımız hadiseleri abartmak eğilimindeyiz. Hayır, herşey bu zamanda başlamadı. Tanık olduğumuz değişim ve dönüşümün son evrede hız farkını başlangıç sanma eğilimindeyiz.

Bu konuda yapılacak bir araştırma, yerleşmelerimize sözümona modern karakterli unsurların girişine ilk adımın ne zaman ve nasıl atıldığını da daha iyi anlatacaktır. Burada biz bu dönüşüm hikâyesinin ana hatlarına kuşbakışı bir değini ile yetineceğiz.

Hangi alanda olursa olsun modernleşme istikametindeki dönüşümlere yaklaşımda, kabaca iki farklı yönelim biçimi bulunduğunu görüyoruz. Bunlardan ilki, yaşadığımız dönüşümün ana doğrultusunu konu edinen bir yönelimdir ve artık kabak tadı vermiş bir “gelenek / geleneksel toplum – modernlik / modern toplum” kutuplaştırması çerçevesinde bu ana doğrultuyu tanıtmaya, yargılamaya yönelik kaba tespit ve görüşler… “Bütünselci” terimiyle adlandırılabilecek bu yönelim, kendi içinde farklı tutumlar barındırıyor. Bütünselci yönelim çerçevesinde dönüşümün ana doğrultusunu ele alanlardan bir bölümü, geleneği yücelten bir tutum içinde iken; bir bölümü ise geç de olsa modernleşmek suretiyle ne tür ilerlemeler kaydettiğimizi ve nasıl da nurlu bir geleceğe doğru kanatlandığımızı abartarak anlatıyor.

Üçüncü bir tutum ise hangi tarihsel zaruretler altında ve ne tür faktörler nedeniyle modernleşmek zorunda kaldığımızı, –kimi zaman bolca tarihsel malumatla allayıp pullayarak– bu uğurda katlandığımız cefaları, bu işe öncülük edenlerin karşılaştıkları binbir zorluk ve meşakkati önümüze koymak suretiyle, bir nevi “kaderimiz buydu, böyle olmak zorundaydı, başka yolu yoktu” tarzında, özür dileyici bir meşrulaştırma gayretkeşliği gösteriyor. Bu her üç tutum çerçevesinde, bütünselci yönelimin karakteristik vasfı, önümüze ne bollukta bir tarihsel malumat yığarsa yığsın, bunları hep “kendi tutumunu doğrulamak” amacıyla “kullanması”, daha da önemlisi, sistematiklikten uzak ve odaklanma konusunda yetersiz kalmasıdır.

Bütünselci yönelim meslekten akademisyen olsa bile, çoğunlukla popüler okuyucu için gazete, dergi ya da web sayfalarında, okunurluğu yüksek yazılar yazan, izleyicisi kalabalık toplantılarda konuşan popüler ve medyatik bir takım şahsiyetler tarafından temsil ediliyor. Ve bu yönelim, aslında ne bilgimizi gerçek anlamda genişletmeye, ne de merak ve ilgilerimizi kamçılayarak araştırmayı teşvik etmeye yönelik, kayda değer bir katkı sağlıyor.

Bu opak, oldukça yargılayıcı, kendi tutumunu benimsetmek için tarihsel malumatı “kullanan” yönelimin karşısında ise araştırmaya ağırlık veren, ulaştığı bulguları daha sistematik ve bilgimizi genişletecek biçimde işleyen, akademik niteliği genellikle kabul edilebilir, bir başka yönelim yer alıyor. Bütünselci nitelemesi ile simetrik bir adlandırma yapmak için bu yönelimi “partiküler yönelim” biçiminde isimlendirmek uygun olur görüşündeyim.

Herşeyden önce, bu yönelim odaklanma yeteneği daha yüksek bir yönelimdir. Bahse konu modernleşme istikametindeki dönüşümler konusunda sorulan anlamlı soruları aydınlatmak amacıyla, ciddiye alınabilir bir araştırma faaliyetini harekete geçirir. Bu yönelimin temsilcileri, kendilerine ait bir taraftarlık tutumuna sahip olsa bile –ki vardır– konuşup yazarken bu tutumu benimsetmek gibi bir misyona hizmet kaygısı güdüyor değildirler. Tutumlarını saklamamakla birlikte gözümüze soka soka ya da lafı döndüre dolaştıra, “böyle düşünmek en doğrusudur” demezler. Kendilerini harekete geçiren soruyu tartışmaya açıktırlar. Yazıp konuşurken sadece rüşvet olsun diye “eleştirilmeye açık” rolü yapmaz, aksine, çabalarının eleştirilmesini ister, peşine düştükleri sorunun daha eksiksiz bir cevabını bulmakta eleştirinin kendilerine yol göstereceğine inanırlar.

Partiküler yönelim, bütünselci yönelimden teknik olarak farklı bir anlamda üç tür tutumda somutlaşır. Bütünselci yönelimin somutlaştığı tutumlar, daha ziyade geleneği ya da modernliği yücelten ya da modernleşme adımlarını meşrulaştırmaya yönelik “partizanca” ya da doktriner bir tercihe dayanıyordu. Partiküler yönelimin somutlaştığı tutumlar ise bu tür bir tarafgirliğin değil, neye odaklanacağımız konusundaki tercihlerin ürünüdür.

Bu tutumlardan ilki, modernleşme yönündeki dönüşümlerin dönemsel bir odaklanma ile ele alınması biçiminde karşımıza çıkar. Tanzimat, Meşrutiyet, Cumhuriyet, çok partili siyaset dönemlerinden birine odaklanan, dönüşümleri baştan sona bir bütün olarak değil, sadece odaklandıkları dönemdeki dönüşümlerle sınırlı kalarak inceleyen çalışmalar bu tutuma örnektir.

İkinci bir tutum, dönemlere değil, mekânlara ya da sosyal kesimlere odaklanır. Balkanlar, İstanbul, Filistin, Mısır gibi bölgelerde veya daha küçük birimler olarak şehirlerde yaşanan dönüşümler üzerine yapılan çalışmalar ilkine örnektir. Sarayda, memurlar, askerler, zanaatkâr ya da ticaretle meşgul kesimler arasında, çocukların gençlerin, kadınların, öğrencilerin ya da ulemâ sınıfının hayatında ne gibi dönüşümler gerçekleştiğine ilişkin çalışmalar ise sosyal kesimlere odaklanmaktadır.

Partiküler yönelim çerçevesinde ele alacağımız son tutum ise hayat alanlarından birine odaklanarak bir kurum ya da sektörde meydana gelen dönüşümleri konu edinir. Eğitimde, ailede, siyasette, iktisatta meydana gelen dönüşümler bir sosyal kuruma odaklanan çalışmalara; endüstride, ticarette, madencilikte ya da tarımda meydana gelen dönüşümler ise bir sektöre odaklanan çalışmalara örnektir.

Dile getirdiğimiz bu iki yönelim ve bunların somutlaştığı tutum biçimleri açısından bakacak olursak bu yazı, bütünselci/yargılayıcı bir yönelimle değil partiküler bir yönelime temellendirilebilir. Amacımız köy, kasaba, şehir gibi yerleşme birimlerinde meydana gelen dönüşümler hakkında, derli toplu bir bakış açısı sunmak ve bu alanda orta boy büyüklükteki müdahale strateji ve yapılanmaları olarak TOKİ ve Kentsel Dönüşüm çizgisi çerçevesinde gerçekleşen ve gerçekleşmesi öngörülebilecek dönüşümlere ışık tutmaktır. Dolayısiyle, bu yazı, yerleşme sektöründeki dönüşümleri sorun edinen, bu sektöre odaklanan bir tutumun ürünüdür.

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir adet yorum var.

  1. Mustafa Everdi dedi ki:

    Modern gelişim endeksleri; nüfus büyüklüğüne bakar. Dünyanın gelişmiş ülkeleri nüfus büyüklüğüne göre 10 milyonu aşan kalabalık şehirleri sıralar. Bu kadar büyük nüfusu barındıran şehirlerin organizasyonu, ulaşım, su konut ihtiyaçlarını karşılayabilme başarısına göre endeksi yükselir veya düşer. Ancak büyük organizasyon düzenli işleyen ve ihtiyaçları karşılayan şehirlerle anlaşılır, göze görünür. İstanbul bu endekslerde yer alan büyük nüfusa sahip. Organizasyon ve düzen yönünden ne kadar başarılı, geleneksel olan modernleşmeye ne katabilir veya yeni gelişmelere terkederek çekilecek mi yerini, bir çalışma bilmiyoruz bu yönde. Bir cevabımız olması gerekir mi bilmiyoruz. Sosyolojik olarak bunları anlamak, geleneksel olanın modern yerleşim biçimlerinde kendilerini sürdürme imkanı var mı varsa nasıl olacak merak ediyoruz. Vehbi Hocam inşallah bu yönde bizi bilinçlendirir.

Bir yorum bırak