Günlük hayat ve kutuplaşma söylemi – Fikrikadim

Günlük hayat ve kutuplaşma söylemi

Süleyman Seyfi Öğün / YeniŞafak

Türkiye’de siyâsetin kutuplaşması, yakın zamanlarda entelektüel bir şikâyet konusu oldu. Entelektüeller sık sık kutuplaşmanın, siyâsetin sürdürülebilir olmasına engel oluşturan bir olgu olduğunu dile getiriyorlar. Tahlillerine, Türkçülük, Kürtçülük ve İslâmcılık üzerinden Türkiye’de siyâsetin bölünmüş olduğu; bu akımlardan herbirine, en az bir partinin karşılık geldiği tespitini de ekliyorlar. Keskin “ötekileştirme”lerle yüklü olarak yürütülen “kimlik siyâsetleri”nin varlığı da bir başka kanıt olarak ileri sürülüyor.

Bu tahlil ve tespit, ilk bakışta çok doğru gözüküyor. Kategorik değerlendirmeler her zaman için şık ve rahatlatıcıdır. Lâkin derinlikleri ve kapsayıcılıkları her zaman tartışmalıdır.

Unutulmaması gereken bir husus, siyâsal bölünmelerin ne kadarının “aşağıdan” geldiği, ne kadarının ise siyâsal seçkinlerin “yukarıdan”  üretildiği ile alâkalı olduğudur. Böyle bakıldığında, eğer siyâsal kutuplaşma “aşağıdan” gelen hissiyatların bir fonksiyonu olup siyâsal seçkinlerin söylemini şekillendiriyorsa ortada hakîkaten de vahim bir durum vardır. Buna ilâveten, eğer siyâsal entelektüel söylem, tabanda görece varolan, husûmet yüklü  “ötekileştirici” söylemi kaşıyor yâhut keskinleştiriyorsa, bu durum da siyâset sınıfının sorumsuzluğu olarak değerlendirilebilir. Entelektüellerin uyarıları burada kıymetlidir. Önce bu ihtimalleri tartışalım.

Türkiye’de siyâsal söylemin keskinleşmesinden siyâset sınıfının tek başına sorumlu tutulmasının eksik ve haksız olacağını daha önceki bazı yazılarda vurgulamaya çalışmıştım. 1990’larda entelektüeller, artık siyâsal-ekonomik yapıların aşıldığını; bunun yerine siyâsal-kültürel bakışın egemen olduğunu alenen ilân ediyorlardı. Türkiye tahlillerinde artık sınıfsal değil; kültürel ayrışmalara dönük bakış etkin olmaya başlamıştı. Kürt siyâseti, Alevîlik, lâiklik-dindarlık çekişmesi, kadın-erkek ayırımı, eşcinsellerin hakları, kültürelleştirilmiş doğa savunuculuğu bir anda gündemi doldurdu. Bundan ne bekleniyordu ki? Biz o zamanlarda da, her türlü eleştiriyi göze alarak, kültür-siyâset eşlenmesinin; yâhut kısaca kimlik siyâsetlerinin tek başına hiç de hayırlı sonuçlar getirmeyeceğini; postmodern kabileleşmelere ve kan davalarına yol açacağını söylüyor ve yazıyorduk. Şimdilerde; ”Neden böyle oldu? Türkiye’de siyâset neden kilitlendi, kutuplaştı?”, diye yazan insanların kısm-ı azamının, o günlerde kimlik siyâsetlerinin demokratikleşmeyi derinleştireceğine gözü kapalı inanan kişiler olduğunu hayretle izliyoruz. Demem o dur ki, siyâsetin kimlik siyâsetlerine indirgenerek kilitlenmesini sâdece siyâset sınıfının sorumluluğunda görmek son derecede eksiktir.  Bu, eş derecede, hatta fazlasıyla entelektüel dünyâmızın sorumsuzluğuyla da ilişkilidir.  Bu bana; ya, dünyâsal ölçekleri kuramayan tutkulu bir yerelcilikle; yahut yerelliği ıskalayan köksüz bir evrenselcilikle târihsel düşünebilme yeteneğini kaybetmiş bir entelektüel dünyânın iç büzüşmesini ve basitlemelerle yetinmesini düşündürüyor.

Siyâsetin gerçekliği, onun öznel olarak oluşturulması ve nesnel temelde oluşması arasında bölünüyor. Siyâset sınıfı olarak adlandırılan zümre, bu iki gerçeklik arasında bir mühendislik geliştiriyor. Buna da kısaca “siyâsal mühendislik” deniyor. Eğer mühendisliği yapılan siyâset, her türlü nesnellikten kopuk ise hayâtta karşılığını alamayacaktır. Daha mühimi, hayâtın nesnel taraflarını izlemekte zorlanan kadroların,  kendi oluşturdukları adalarda kendi özdeşleriyle yalnızlaşmasıdır. Türkiye’de olup biteni de buraya oturtmak mümkündür. Türkiye’nin batı sahillerindeki kentlerde; haydi mahalle, mahalle sayalım; Beşiktaş’ta, Kadıköy’de, Karşıyaka’da inşâ edilen bir gerçeklik var. Siyâseti öznel taraflarından kavrayan; nesnelliğini ıskalayan bir gerçeklik bu. Esenler, Bayrampaşa, Güngören hakkında hiçbir bilgisi olmayan bir dünyâdan bahsediyoruz. Kutuplaşmanın esas mahreci de zâten bu. Nesnellikten kopuk bir öznelliktir kaçınılmaz olarak kutuplaşma doğuracak olan. İç yakınlaşmalar dışarıda kocaman dünyâlar bırakıyor. AK Parti düşmanlığı, onu uzun bir süre iktidarda tutan nesnel gerçekliğin ne olduğunu anlama konusunda muhalefeti körleştiriyor. 

Benzeri durumlar kutuplaşmanın diğer tarafları için de geçerli. Ezcümle; Türkçüler bilmeli ki, Türkler kendileri gibi düşünmüyor. Kürtçüler iyi bilmeli ki, Kürtler onların duyduklarını artık duymuyor. İslâmcılar iyi bilmeli ki, Müslümanlar onların istediği bir İslâmi hayâtı istemiyor. Hayât akıyor. Günlük hayât son sözü söylüyor. Kutuplaşma söyleminin anlattıkları, onun içerdiklerinden öylesine farklı ki…..

YAZAR HAKKINDA

fikrikadim.com sitesinin görüllü editörü
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Yorumlara kapalıdır.

Bir yorum bırak