Gül: Her şey daha iyi olabilirdi – Fikrikadim

Gül: Her şey daha iyi olabilirdi

11. Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye’de son 2-3 yıllık durgunluktan sonra yeni bir hamle ihtiyacının çok açık şekilde ortada olduğunu söyledi ve ekledi: Ülkenin bugünkü durumu, diğer ülkelere nispeten iyi. Fakat her şey bugünden daha iyi olabilirdi.abdullahgulAFP_f5139b202194caa3333cb59968372902

Financial Times Türkiye Zirvesi’nin kapanışında konuşan 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 7 Haziran’da yapılacak genel seçim sonuçlarıyla ilgili değerlendirme yaptı. Gül, Türkiye’de 12 yıllık AK Parti iktidarı döneminde yapılanların “gayet iyi” olduğunu belirterek şöyle konuştu:

“Ülkenin bugünkü durumu, diğer ülkelere nispeten iyi. Fakat her şey bugünden daha iyi olabilirdi. Bu bir gerçek. Ülkenin durumunu daha da iyi halde görmek mümkündü. Burada soğukkanlı bir şekilde bakarsak, 12 yıllık kesintisiz bir iktidar dönemi sonunda ilk yılların reformcu heyecanının, dinamizminin ve performansının yavaşlamasını da doğal görüyorum. Bütün demokratik ülkelerde bununla karşılaşabiliriz. Dolayısıyla önemli olan, ülkeyi yönetenlerin bunu görüp yeni bir hamle yapma ihtiyacını hissetmeleri… Özellikle son 2-3 yıllık durgunluktan sonra yeni hamle yapma ihtiyacı çok açık bir şekilde ortada. Türkiye’yi yeni bir yörüngeye oturtmak için roketleri tekrar ateşlemek gerekir. Nasıl 2000’li yılların başında ülkeyi yeni bir yörüngeye oturtup, bütün bu reformcu süreci yaptıysak, şimdi artık roketleri tekrar ateşlemenin zamanı geldi. Bunu Türkiye’nin muhakkak yapması gerekir. Buna muhakkak ihtiyaç var.”

“Tahminim, muhalefet daha güçlü olacak”

Gül, seçimin bunun için fırsat olduğuna işaret ederek, “Seçimlere gitmek için iki aydan kısa bir süre var. Herkes kendisini seçime ve seçim sonrasına göre hazırlıyor. Tabii ki halkın iki ay içerisinde nasıl karar vereceğini bilemeyiz. Açıkça söyleyeyim, benim tahminim şu; muhalefet partilerinin Meclis’te daha güçlü olacaklarını tahmin ediyorum ama tek parti iktidarının, hükümetin devam edeceğini öngörüyorum” dedi.

“Yeni başlangıç şart”

Risk ve tehditleri gözönüne alarak seçimden sonra güçlü ve yeni bir başlangıç yapmanın Türkiye için elzem olduğunu vurgulayan Gül, “Son yıllardaki bütün kayıpları ancak bu şekilde telafi edebiliriz. Gerek iç meselelerden çıkan çeşitli konular gerek dışarıdan gelen çeşitli meseleler epey enerjimizi tüketti. Bu gayet açık. Dolayısıyla seçimden sonra yeni bir başlangıç şart” diye konuştu.

Abdullah Gül, bunun için önce siyasi iklimin normalleştirilmesi ve kutuplaşmanın bitirilmesi gerektiğini belirtti:

“Aslında çok da zor değil bu; söylemle bile yapılabilecek şeyler bunlar. Söylemlere dikkat etmek, kullanılan dili buna göre değiştirmek ve yeni bir iklimin oluşturulmasının hedeflenmesi gerekiyor seçimden sonra. Belirsizliklerin giderilmesi, ülkenin tüm aktörlerinin artık belli bir noktaya odaklanmasının muhakkak sağlanması gerekiyor ki bunu muhakkak ülkeyi yöneten hükümet yapacaktır. Bu sinerjinin ortaya çıkması için, bu iklimin oluşturulmasının esas liderliğini hükümet yapacaktır. Bütün bunlar sağlanırsa inanıyorum ki son yıllarda kaybedilenler kazanılabilir; Türkiye’de yeni bir dönem yaşanabilir.”

“Ümitliyim”

Gül’e göre, Türkiye’de seçimlerden sonra da istikrar devam edecek. 

“Yeni bir döneme başlayacağız. Ben ümitliyim. Seçimlerin neticesinin nasıl olacağını kesin bir şekilde söyleyemeyiz şüphesiz ama istikrarın devam edeceği kanaatindeyim sayısal açıdan. İstikrar şüphesiz ki sadece Meclis çoğunluğu demek değildir, bunun çok ötesi vardır ama tabii ki bu birinci şarttır. Son dönemlerde geçirdiğimiz şeylerin geçici olmasını arzu ederim. Yeni bir başlangıcın yapılabileceğini ve Türkiye’nin tekrar çok iyi bir atmosfere gireceğini ümit ediyorum.”

“Sorumluluk herkesin”

Seçim kampanyalarının ve seçime gidiş sürecinin de Türkiye’ye yakışır şekilde olması gerektiğini belirten Gül, “Seçim öncesi meselelerin seçim sonrasına nakledilip, seçim sonrasını esir almasına fırsat vermemek gerekir. Bu çok önemli. 1950’den beri Türkiye’de yapılan seçimler düzgün olmuştur; ufak tefek bazı sıkıntılar olmuş olsa bile… Hiçbir zaman seçim meşruiyetine gölge düşmemiştir, gayet düzgün yapılmıştır. Bu sefer de böyle olacağına inanıyorum. Bunun için herkese çok görev düşüyor. Seçim heyecanında ister istemez yapılan bazı yanlışları minimum yapmak gerekir. Bu tip şeyler her ülkede olur. Sorumluluk herkesin, bütün siyasi partilerin üzerindedir” ifadelerini kullandı.

Parlamenter sistem vurgusu

Gül, “Türkiye’deki başkanlık sistemine ilişkin itirazınızı muhafaza ediyor musunuz?” sorusuna ise şu yanıtı verdi:

“Aslında ben cumhurbaşkanı olduğum dönemde de bana bu tip sorular sorulduğunda, Türkiye Cumhurbaşkanının yetkilerinin çok olduğunu söylemiş bir insanım. Çünkü yetkilerin hepsi 1980 Anayasası’na göre dizayn edilmişti. Bunların bir parlamenter sisteme çok yakışmadığını cumhurbaşkanı iken söylemiş bir insanım. O bakımdan gayet berrağım. Ben parlamenter sistemin iyileştirilmesinin daha doğru olduğunu önce de söyledim. Fakat bir başkanlık sisteminin demokratik olmadığını söyleyemeyiz. Bir şartla; nasıl ki parlamenter sistemin noksanlarından Türkiye çok çekmiştir; öyle olmuştur ki Türkiye’de hükümetlerin yetkisi paylaşılmıştır, gölge kabineler olmuştur ve neler neler olmuştur. Şimdi eğer bir başkanlık sistemi söz konusu olursa, burada çok daha dikkatli olmak gerekir. Denge ve frenlerin çok açık bir şekilde yazılmış olması gerekir. Yani gelişmiş demokrasilerdeki, hukukun gerçek anlamda evrensel olarak üstün olduğu ülkelerdeki gibi eğer başkanlık sistemi söz konusu olursa, ona da ‘demokratik değildir’ diyemeyiz. Fakat benim tercihim, Türkiye için doğrusu, parlamenter sistemin daha da iyileştirilmesi.”

“Partiler arası diyalog” 

Türkiye’nin seçimlerden sonra yeni bir başlangıç yapması gerektiğini kaydeden Gül, “Yeni reform süreci için yasal düzenlemeler gerekecektir. Bunların normal bir siyasi ortam içinde diğer partilerin katılımıyla yapılması çok önemli. Burada katılımı sağlayabilmek için partiler arası diyalog öne çıkmaktadır” dedi.

Siyasi, ekonomi ve diplomasi alanında yapılacak önemli noktalar olduğuna işaret eden Gül, şöyle konuştu:

“Önce Anayasa, sistem ve kuvvetler ayrılığı tartışmalarını muhakkak seçimden sonra bir şekilde bitirmek lazım. Halkın iradesi ortaya çıktıktan sonra bunları neticelendirmek ve zihinleri Türkiye’nin gerçek ihtiyaçlarına seferber etmek lazım. Şüphesiz ki hukuk devletini evrensel ilkeler çerçevesinde güçlendirmek her şeyin temeli. Bunun için yapılacak düzenlemeler, tek bir siyasi parti veya çoğunluğu olan bir hükümet tarafından değil, diğer partilerin katılımı sağlandığı oranda kalıcı olur. Katılım ne kadar çok gelişirse, yapılan her şey o kadar içselleştirilmiş olur.”

“Şeffaflaşma paketi hemen çıkarılabilir”

Abdullah Gül, şu anda şeffaflaşma ve rant konularıyla ilgili Meclis’e sevk edilen bir paket olduğuna değinerek, bunun Meclis’ten büyük bir destekle hemen çıkarılabileceğini söyledi. 

Türkiye’nin ekonomik büyümesini etkileyen en önemli meselenin eğitim olduğuna dikkati çeken Gül, “Eğitim meselesinin çok kapsamlı bir şekilde gözden geçirilip reformcu bir bakış açısıyla iyileştirilmesi gerekiyor. Yoksa büyük nüfus avantaj olacakken, yük olmaya başlar. Hükümet de bunun farkında” dedi.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, ilgili kurmaylarıyla birlikte 14 Ocak’ta “kamuda şeffaflık paketi” ni duyurmuştu. Pakette, Meclis’te grubu bulunan siyasi partilerin il başkanlarının bile TBMM’ye mal bildiriminde bulunması zorunluluğu, imar planlarında oluşan değer artışlarından doğacak olan gelir düzenlemesi bulunuyordu. Revize edilmesi için askıya alınan paketin yasal düzenlemesi seçim sonrasına kalmıştı.

“Türkiye’ye yakışmıyor”

İfade özgürlüğü ile ilgili tartışmaların da Türkiye’nin gündeminden tamamen çıkması gerektiğini belirten Gül, “Bu tip tartışmalar Türkiye’ye hiç yakışmıyor ve Türkiye’nin üstünde bir gölge oluyor. Bu konuda büyük bir özgüven içinde hareket edip, bunları tamamen Türkiye’nin ve dışarının gündeminden düşürmemiz gerekir” diye konuştu.

“Hukuk, kurumlar, atamalar…”

Gül, siyasi ve diplomasi alanında yapılması gerekenler için ekonominin de düzgün gitmesi gerektiğini belirterek şunları söyledi:

“Bunun için de sinerjimizi oluşturmamız, bütün aktörlerin belli bir noktaya yönelmesi ve Türkiye’nin her alanda gelişmiş, demokratik, hukuk normlarını muhakkak güçlü bir şekilde adapte etmesi gerekir. Türkiye’nin genç, dinamik ve girişimci nüfusu, potansiyeli düzgün kurallarla birleştiğinde çok büyük neticeler verecektir. Nitekim, AK Parti iktidarının ilk dönemindeki reform süreci bunun neticelerini göstermiştir. Benim hep öne çıkardığım yumuşak güç unsurlarının en önemli tarafı hukuktur, kurallardır, kurumlardır ve kurumlardaki liyakatli atamalardır.”

“Nispeten daha istikrarlı”

Abdullah Gül ayrıca, Türkiye’nin çevresindeki ülkelerdeki gelişmelere de değinerek, Türkiye’nin nispeten daha istikrarlı, güvenli ve sağlam olduğunu tespit etmek gerektiğini dile getirdi.

Çevresi birçok sıkıntı içindeyken Türkiye’nin daha istikrarlı olmasının esas sebebinin ülkede geçen dönemde yapılan reformlar olduğunu belirten Gül, “Ülkemiz küresel mali krizden ve civardaki siyasi ve askeri çatışmalardan bir ölçüde etkilenmiş olsa da, bu etki Türkiye’nin istikrar ve dengesini bozmadı” diye konuştu.

Gül, 2 milyona yakın mültecinin kısa bir süre içinde bir ülkeye gelmesinin sosyal, güvenlik, siyasi, mali ve kültürel açıdan büyük bir olay olduğuna dikkati çekerek, bütün bu büyük yüklere rağmen Türkiye’nin dengesinin ve istikrarının sağlam durduğunu savundu.

“Reformların karşılığını gördü”

Gül’e göre, Türkiye’yi bu kadar sağlam hale getiren de geçen dönemde yaptıkları köklü reformlar.

“Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) üyeliği statüsü ve 2001’le başlayan, daha sonra benim kurduğum 2002’deki hükümetle devam eden ve uzun bir süre reformcu nitelikte süren yapısal değişiklikler ülkeyi dışarıdan gelen şoklara karşı sağlam hale getirdi. Neticede Türkiye AB ile müzakerelere başlayan bir ülke oldu. Bunun için bir taraftan Kopenhag siyasi kriterlerini, diğer taraftan Maastricht ekonomik kriterlerini yerine getirmek hedeflerimiz oldu. Çok köklü reformlar yaptık, çok yapısal değişiklikler oldu. Onlar bugün Türkiye’yi hala götürüyor ve hala Türkiye’nin bu olumsuzluklardan minimum derecede etkilenmesini sağlıyor. Özellikle müzakere süreci içerisinde AB müktesebatını üstlenmeye başlamamızla, gerek Avrupa tarafından gerek bizden kaynaklanan yavaşlamalar olsa da, AB standartları birçok alanda artık uygulamaya girdi ve hayatımızın bir parçası haline geldi. Fakat biz burada en büyük getiriyi özellikle ilk 4-5 yıllık dönemde 2008 krizine kadarki büyümede gördük. Türkiye olağanüstü büyüdü ve bütün bu reformların karşılığını gördü.”

– Anadolu Ajansı –

*BU MAKALEDE YER ALAN FİKİRLER YAZARA AİTTİR VE FİKRİKADİM?COM'un EDİTORYAL POLİTİKASINI YANSITMAYABİLİR.

YAZAR HAKKINDA

fikrikadim.com sitesinin görüllü editörü
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Yorumlara kapalıdır.

Bir yorum bırak