Full romantik, biraz müzikal, sonu dramatik: “AŞK SANA BENZER” – Fikrikadim

Full romantik, biraz müzikal, sonu dramatik: “AŞK SANA BENZER”

551587Orta dereceli okullar sömestr tatiline girince tiyatro ve sinema salonlarına nur yağmış. Her zaman boş salonlarda izlediğim filmleri bu hafta dopdolu bir salonda izledim. Yolda bir çocuk tiyatrosunun önünden geçerken salonun dağılma anına denk geldim. Anneleri çocuklarının ellerinden tutmuş tiyatroya getirmişler, oyunu izledikten sonra dağılıyorlardı. İğne atsan yere düşmeyecek bir kalabalıkla karşılaştım. Bu şu demek oluyor: Tatil günlerinde tiyatro ve sinema salonları ful çekiyor. Sektör adına sevindirici bir durum.

Bu hafta izlediğim “Aşk Sana Benzer” filminin yapımcıları BRK’S Production ve Taff Pictures olup özellikle Taff Pictures çok üretken bir firmadır. 2014 yılında gösterime giren filmlerine bir göz atarsak şunları görüyoruz:

1-Kadın İşi Banka Soygunu, Ocak’ta;

2-Dabbe-5 Zehr-i Cin, Eylül’de;

3-Unutursam Fısılda, Ekim’de (Burada değerlendirmesini yapmıştık);

4-Çallarla Dans-3 Sıfır Sıkıntı, Aralık’ta.

2015’te gösterime giren ve girecek olanlar ise şöyle:

1-Aşk Sana Benzer, Ocak’ta; (Gösterimde)

2-Magi-Tüm İnsanlar Lanetlidir, çok yakında;

3-Güvercin Uçuverdi, Mart’ta.

Görüldüğü gibi sinemayı ciddiye almış ve islim tutturmuş bir firma ile karşı karşıyayız. Üretkenliği için Firmayı tebrik ediyorum. “Aşk Sana Benzer”in konusu hakkında, Firmanın resmi web sitesinde şu bilgiler yer almaktadır:

“Ali, Ege’de bir balıkçı kasabasında aile yadigârı restoranı kaybetmemek için büyük bir mücadele vermektedir. Bir gün nereden geldiği, nereye gideceği belli olmayan bir kız gelir kasabaya: Deniz.

Geçmişinden kaçan Deniz ve Ali arasında büyük bir aşk başlar. Kasabanın sakinleri dondurmacı Nebahat, manav Ayhan, balıkçı Yaşar, Saadet ve Yusuf Baba bu büyük aşkın şahididir.

Egenin sıcak türküleri tadında bir aşk yaşanırken, Deniz’in geçmişi onların mutluluğunu gölgelemek üzere hazırda beklemektedir.”

Üç paragrafta özetlenen filmin konusunun ilk paragrafında yer alan “Ali’nin baba yadigârı restoranı kaybetmemek için büyük bir mücadele verdiği” gibi bir durum filme yansımış görünmemektedir. En azından izleyicide öyle bir kanaat oluşmamaktadır. Aksine Ali’nin restoranı gayet güzel çalışmaktadır.

Deniz’in bir geçmişinin olduğu bilgisi ancak filmin ilk 1 saatlik bölümü tamamlanırken, çok mutlu bir anında geçmiş bir olayı aniden anımsayıvermesi şeklinde ve siyah-beyaz görüntüyle perdeye gelmektedir. Bu durum daha öncesinden hiçbir hazırlığı olmayan seyirciyi “ne oluyoruz” aptallığına sokmaktadır. Öyle ki, bu hatırlama sahnesi olmadan hemen önce ben dedim ki film bitti, çünkü mutlu son gerçekleşti. Birazdan özetleyeceğim kısımda da okuyacağınız gibi gerçekten de film orada bitti ama filmin süresi kısa kaldı. Yaklaşık 110 dakikalık sürenin tam yarısında idik. Başkasını bilemem ama benim içimden şöyle geçti: Deniz’in geçmişi hikâyesini sanki filmin kısa kalan süresini normal bir film süresine kadar uzatmak için birdenbire akledip senaryoya eklemleme ihtiyacı duyuvermişler.

Film çok güzel bir Ege sahil kasabası sabahında Deniz’in gelişi ve yürürken Ali ile karşılaşmasıyla başlıyor. Deniz değilse de Ali için bu durum bir “ilk görüşte aşk” durumudur. Hemen ismini söyleyip tanışma faslı gerçekleştiriyor ama Deniz tanışmaya pek istekli görünmemektedir. Zorla da olsa adının Deniz olduğunu söyledikten sonra etkilenmemiş bir pozda devam ediyor. Az ilerde dondurma dükkânına satış elemanı arayan Nebahat’ın yerine geliyor. Nebahat kısa bir sınavdan sonra Denizi işe alıyor. Bundan sonrası artık bildiğimiz âşık-maşuk ilişkileri o güzel mekânlarda devam ede gidiyor. Ali’nin kötü hatıraları sebebiyle satılığa çıkardığı Çakırkoy’da ahşap bir yalısı vardır. Deniz’i oraya getiriyor. Deniz burayı çok beğenince oraya yerleştirme kararı alıyor. Ana-babası olmadığından kendisi de orada kalmaya başlıyor ama bu birlikteliğe bir ad koymak açısından görkemli bir deniz düğünüyle evleniyorlar. Nikâhlarını arkadaşı Yaşar Kaptan kıyıyor. Hayat olması gerektiği gibi gayet güzel ve mutlu devam ederken filmin ilk bir saati geçmiştir. İşte tam bu noktada devreye Deniz’in geçmişi olduğu anlaşılan ve Deniz tarafından kendini savunurken kurşunla yaraladığı ve öldüğünü sandığı eski kocası mı, sevgilisi mi olduğu net olarak anlaşılamayan Aykut (Selim Bayraktar: Muhteşem Yüzyıl’ın harem ağalarından Sümbül Ağa) çıkageliyor. Olaya bakar mısınız: Baştan beri masum ve saf görüntülü kızımız meğer bir katil!

Filmin senaryosu Bedia Ceylan Güzelce’ye ait olup senaristin uzun metrajlı ilk senaryosudur. Belki de bu nedenle olsa gerek senaryodaki abukluklar sırıtıyor. Mesela Deniz’in geçmişi daha erkenden bir kaç giriş sekansıyla perdeye yansıtılabilirdi. Sonra Deniz’in adının Defne olduğu önceki kocası ya da sevgilisi tarafından ifade edildi. Anlaşıldı ki Defne kendini bu kasabada Deniz olarak tanıtmıştır. Ancak evlilik öncesinde veya sırasında bir kimlik cüzdanı olması ve isminin oradan çek edilmesi gerekmez miydi? Deniz’in de âşık olduğu düşünülürse gerçek adını sevgilisine söylemesi ve geçmişiyle ilgili karanlık nokta bırakmaması gerekmiyor muydu? Geçmişi net olarak bilinmeyince Ali’yi birdenbire terk edip gitme girişiminde bulunması da seyirci tarafından anlaşılamadı.

Filmde rol alan oyuncular:

Ali: Burak Özçivit

Deniz: Fahriye Evcen

Aykut: Selim Bayraktar (Deniz’in eski sevgilisi ya da kocası=kötü adam)

Yusuf Baba: Yavuz Bingöl (Bölge insanı için bir inzivadaki abdal, bilge kişi)

Nebahat: Birsen Dürülü (Dondurmacı)

Yaşar Kaptan: Kaya Akkaya

Pansiyoncu: M. Şamil Kafkas

Saadet: Burçin Işık

Olayın cereyan ettiği Ege kasabası görsel açıdan çok güzel bir yerdir ve bu güzellik tüm film boyunca perdeye yansımaktadır. İnsanın izlemekten doyamayacağı mekânlar, uzak arka-plan manzaralar görüntüye geliyor. Özellikle bölgenin bilgesi Yusuf Baba’nın inzivaya çekildiği dağ başının panoramik manzaraları dikkat çekmektedir.

Filmin yönetmeni birçok dizi ve uzun metrajlı filmde imzası bulunan deneyimli isim olan A. Taner Elhan’dır. Onca film deneyimine rağmen böyle zayıf senaryolu bir filme imza atmasını yadırgamadım desem yalan olur. Bu zayıf senaryoya rağmen mekân, müzik, aktör ve aktrisleri hatırına yine de izlenebilir bir film ortaya çıkardığı için tebrik ediyorum.

Filmin müzikleri bu alanda uzmanlığı tartışılmaz olan Fahir Atakoğlu tarafından hazırlanmıştır. Film boyunca uygun yerlerde Fahriye Evcen’in o güzel sesinden müzik aletli ya da aletsiz türküler dinliyoruz. Yavuz Bingöl de kendi çalıp kendi söylediği birkaç parçasıyla filmin müzik dünyasını zenginleştiriyor. Bütün bu görsel ve işitsel şölenin sonunda film maalesef film mutlu bir son ile bitmeyecektir.

Sonuç olarak: Full romantik, biraz müzikal, sonu dramatik “Aşk Sana Benzer”, Muhteşem Yüzyıl’ın “ülkücü bıyıklı”, Malkoçoğlu’su Burak Özçivit’in yakışıklılığı ile Yaprak Dökümü dizisinin Necla’sı Fahriye Evcen’in göz alıcı güzelliğinden hoşlananların ailecek izleyebileceği pembe dizi tadında bir filmdir. Her şeye rağmen bir emek ürünüdür, emeği geçenleri kutluyorum.

*BU MAKALEDE YER ALAN FİKİRLER YAZARA AİTTİR VE FİKRİKADİM?COM'un EDİTORYAL POLİTİKASINI YANSITMAYABİLİR.

YAZAR HAKKINDA

Tahsin Varol, sinema yazılarını fikrikadim.com'da paylaşmaktadır. Yazarın diğer yazılarına ulaşmak için isme tıklayın
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Yorumlara kapalıdır.

Bir yorum bırak