Fikir, vatan kurtarır mı?

Servet Kızılay

Vatanın acil kurtarılması çağrısı, 19 yüzyılın en yaygın dile getirilen temennisiydi. “Bize filozof değil demirci lazım!” sözü, ‘yani bilimsel keşifleri öncelemek, tıpkı Batı’nın yaptığı gibi teknolojik aletler üretmek hatta onları bu konularda geçmek gerektiği’ reçete olarak  ortaya atılmıştı. Düşüncenin boş lakırdı olduğu ta o zamanlardan kalan şeyler. Onca yıl üzerinden geçmesine rağmen genel eğilim ve anlayış pek değişmedi. Arada küçük bir fark ortaya çıktı: ‘Sanayileşmeye geçmek’ yerini, dijital gelişmiş teknolojiler alanına bıraktı. Ağır sanayi istemeyi, ülkeyi bunlarla donatmayı, bugünlerde kimse dile getirmez fakat ilerleme- kalkınma ortak bir ülkü olarak aynı hedef oldu.

İşin ironisi, bilim ve teknolojide atılım yapmak ve ülkenin kurtulmasını buna bağlamak da bir fikirdi. Maddi alanda hamle yapmanın bir kurtuluşa vesile olacağını düşünmek, bunun temelinde yatan tasarıydı. Osmanlının gelişen savaş endüstrisi karşısında ağır yenilgisi bu ve benzeri fikirleri (tasarıları, projeleri ) destekleyen kanıtlar olarak öne sürüldü.

Modern dünya tablosu’nun ortaya çıkmasında Batı’nın geçirdiği düşünsel paradigmaları ve onun insanlık tarihi açısından getirdiği dönüşümleri, burada tartışmaya gerek yok. Uzun ve sıkıcı şeyler.

Bizleri ilgilendiren şey; “vatanı kurtarmanın yolunun fikirden değil pratikten özellikle savaş pratiğinden ancak geçebildiği”, şeklindeki genel ve hakim kanı. Anlaşılan o ki; ülkemizde yalnızca halk-medya-siyaset değil akademiler, üniversiteler, entelektüeller, yazar -çizerler de aynı düşünce (kanaat) etrafında toplanmış vaziyette. İş, pratiği öncelemeye geldiğinde hele hele bu savaş pratiği olunca fikrin- düşüncenin- aklın yetersiz ve çaresiz kaldığı herkesçe onaylanmış halde. Yahut savaş pratiğinin kendi mantığını ve fikrini ortaya çıkardığını bunun da sorunları halletmenin en net yolu olduğu, kesin kabul görüyor.

“Bekâ sorunu” olarak varlığın düşünceden evvel gelmesi, siyasetin kategorisi içinde bizlere sunulan tek seçenektir. Lakin bu seçeneğin tek olması, ne kadar nesnelliğe ve kesinliğe sahiptir? Buna kararı kim veriyor? Her devlet ve siyaset aynı şeyleri kendi siyasal tarzlarını sürdürmek için isteyemez mi? Mesela; ABD kendi Bekâsı için sadece Irak’ta 1.5 Milyon İnsanı katletti. 11 Eylül onlar için bir “Bekâ sorunu” haline getirilmişti. Devletlerin yok edilme ya da parçalanma tehdidi olarak öne sürdüğü kaçınılmaz tez ‘Bekâ sorunu’nun kendi maddi çıkarlarıyla ve stratejileriyle bu denli içice geçmiş olduğu bir siyasal düzeyde; kök ile dalı, bütün ile parçayı, öz ile ilintiyi nasıl ayıracağız?

Ülkemizde yeterli koşullar, uygun şartlar olmadığı iddia edilerek (nedense bu koşullar ve şartlar hiçbir zaman uygun olamaz) fikirlerin-düşüncelerin rahatlıkla rafa kaldırılmasında bir sakınca görmeyenler, aynı zamanda bizlere Batılı değerleri kabul ettirmeye çalışan kişiler ve kurumlar olması büyük talihsizlik. Özgürlüğü Demokrasi gözümüze sokan ana akım ve genel medya’nın savaş stratejilerini haritalarla televizyon ekranlarında göstermesi, bizleri ikna etmek için aynı şeyleri tekrarlayan “propagandist düşünürleri” çıkarması, vb şeyler ne denli bir çıkmazda yol arandığını gösteriyor.

Doğrunun ve tek gerçeğin savaşta ya da savaş yoluyla geleceğini düşünen Şark devletleri, kaderin bir cilvesi olarak tam da kendi iddialarının karşısına düştü ve tam tersi sonuçlara katlanmak zorunda kaldı ve halen kalıyor. Tabii ki; savaşta insana düşünce değil silah tank top gereklidir fakat savaşı yapmanın, öldürmenin- ölmenin gayesi, hiçbir zaman o araçlarda bulunamaz. Savaşın tek dorusu ve gerçeği, yıkımlar ve ölümlerdir. Fikirler farklı farklı doğruları ve gerçekleri gösterir.

Şimdi gelelim asıl soruya; fikir, vatan kurtarır mı?

Bu soruyu cevaplamak, bir anlamda savaşılan hedef için neler yapıldığına bağlı. Bu ülkede akademiler, üniversiteler, entelektüeller 40 yıl boyunca Kürt meselesine bir çözüm aradılar bulamadılar mı?  Fikir çaresiz kaldığı için mi savaş kaçınılmaz kurtarıcı oldu? Bölge ülkeleri hangi meseleleri, insan hakları, özgürlük, adalet, hak-hukuk, eşitlik, siyasal eşit katılım ve benzeri şeylerle -silahtan daha zor olan yollarla- çözmek istediler? Diyelim ki; bu kavramlar evrensel değil ve geçerliliği yok. O halde bu kavramlar üzerinden değil de daha başka formüle edebilecekleri silah dışında yollar bulabildiler mi?

Fikir, vatan kurtarır mı? Sorusunun değişik bir cevabı ve sağlaması belki şudur: Bu soruyu iddia sahibi devlet(ler)in iktidarların bizlere söylemesi. Mesela; devlete bağlı stratejik kurumlara, akademilere, üniversitelere; kendisinin de içinde bulunduğu hangi bölge ülkesinin sorunları savaş ve şiddet yoluyla çözebildiği, şayet çözebilmiş ise bunun hangi oranda çözebildiği, bu yöntemin sorunları çözmede kalıcı mı geçici mi olduğu? ..vb soruları kapsayan raporların hazırlatabilir. Bu ve benzer raporların- çalışmaların sunacağı göstergeler ve sonuçlar, fikrin vatan kurtarmaya yarayıp yaramadığını test etmemizi ve buna ikna olmamızı sağlayabilir. Ne de olsa çıkarlarımızın, gözlemlerimizin, deneylerimizin, istatistiğin söylediği şeyleri, ölümlerden- yıkımlardan daha fazla işitecek ve görecek kulaklarımız ile gözlerimiz var.

Yazar Hakkkında
Servet Kızılay

Yorum yaz

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.