Düşüncelerimiz şekillenirken – Fikrikadim

Düşüncelerimiz şekillenirken

Ayşe Böhürler / YeniŞafak

Rusya’nın Afganistan işgali sonrasında ve İran devrimi ile başlayan kavşakta Amerika’nın bölgeyi kontrol etme politikasının birinci planı Sünni İslami grupları güçlendirmek olmuştu. Rus işgaline karşı savaşacak dini gruplar cihat misyonu ile güçlendirilmişti. Bu desteğin sonuçları da elbette hesap edildi. Tarikatlar, aşiret yapısı, mezhep taassubu ve katı gelenekçiliğin hakim olduğu Pakistan toplumunda ‘Selefilik’; sömürgeciliğin sonuçları, aşiretlerin ve zenginlerin yönetiminde bir devlet yapısının ortaya çıkması gibi bir sürü arka plan desteğiyle giderek güçlendi. Adaleti din ile tesis etme umudu özellikle genç kuşaklarda karşılık buldu. Pakistan’ın eski Adalet Bakanlarından Shahida Mini ile yaptığım bir röportajda, kendisi bana Pakistan’daki -Selefilik düşüncesine uygun eğitim veren- mevcut 25.000 medresenin Amerikalılar tarafından desteklendiğini, otuz yıl desteklenen bu yapıların şimdi politika değişikliği ile kapatılmak istendiğini, toplumun da buna tepki verdiğini söylemişti.

1980 sonrasında bu bölgelerde olan bitene ilişkin haberlerde ve kitaplarda hakim kavramlar ‘Siyasal İslam’ ve ‘İslamcılık’tı. 2001’deki 11 Eylül saldırısı ve 2007 Londra bombalamalarından sonra ‘siyasal İslam’ gibi daha yumuşak çağrışımları olan kavramlar terkedildi. Bu arada kavramların varlığın zihindeki hayalini şekillendirdiğini unutmayalım. Ana dönem kavramları da geçiş kavramları da hepsi özenle belleğimize kazındı. Geçiş döneminde fundamentalistler, ekstremistler tedavüldeydi. Şimdi ise cihatçıları ya da İslamcı teröristleri ve Selefiliği genel bir tanımla konuşuyoruz. Kelimeler hem olan bitene hem de algılarımıza yön veriyor.

Selefi düşüncenin öncüleri kabul edilen, İbn-i Teymiyye, Abdülvehhab, Mevdudi, Seyyid Kutub, Efgani, Abduh hatta Ahmet b. Hanbel tarihsel süreçlerden ve siyasal zeminlerden bağımsız ortaya çıkmadılar. Ahmet b. Hanbel iktidarın yaptıklarını meşrulaştıracak bir hadisi doğrulamadığı için parmakları ezilmiş bir İslam alimidir. İslam düşüncesinin bugün geldiği yeri tanımlarken neden-sonuç ilişkisinden bağımsız bir bakış geliştiremeyiz. Bu düşünceleri ortaya çıkaran sebeplere ve coğrafyalara bakmak zorundayız. Ancak buna bakarken nedenleri tek taraflı analiz etmek ve hep dış etkenlerle sınırlı tutmak sağlıklı bir bakış geliştirmemizi engelliyor. Tarihi zeminde siyasal akımları ve onları ortaya koyan dini düşüncelere bakarken içeride olan biteni de konuşmak zorundayız. İslami düşünceyi tartışmaya kapatan skolastik bakışın dini kaynaklı olup olmadığını konuşmadan bu konularda ilerleme kaydedemeyiz.

Selefilik elbette eşittir El Kaide ya da IŞİD demek değil. Selefilik bunu benimseyen terör örgütlerinin alt zeminini fikren beslemiş olsa da bu örgütlerin varlığını sadece dinle açıklamak yeterli olmaz. ‘Selefi düşüncenin özünde yer alan Kur’an’a ve Sünnete dönüş, bu iki kaynağı esas alma, selef-i salihine ittiba gibi vurgular sadece selefi harekete mahsus ve onun ayırıcı bir özelliği olarak görülmemelidir. Bu yaklaşım İslami düşünce geleneklerinde ortak paydadır ve hep var olmuştur. Söylemin İslam toplumlarında karşılık bulması, bir harekete dönüşmesini anlamak için, içinde bulunulan şartları, zeminin niçin böyle bir kabule uygun hale geldiğini de dikkatle incelemek gerekir. Müslümanların halet-i ruhiyeleri, istilalar, hayal kırıklıkları ve ümitleri, sosyal-siyasal yapıdaki kırılmalar, direnişe veya iktidara meşruiyet arayışları dahil birçok unsur bu tür hareketleri hazırlayan sebepler arasına girebilmektedir. Günümüzde, Kur’an ve Sünnete dönüş çağrısı etrafında öğretisi şekillenen Selefiliğin, Kur’an’daki ahkam ayetlerini literal okuması ve farklı yorumlara kapı kapatması, Sünnetten ilkeler ve evrensel bir mesaj çıkarmaya yanaşmayıp sarık, sakal, misvak, kısa paçalı pantolon gibi şekillerde yoğunlaşması, ne kadar iyi niyetli olursa olsun, yeni dünyada hem Müslümanlar nezdinde ihtilafa hem de din algısında ciddi sapmaya yol açmaktadır.’ (Ali Bardakoğlu İSAV 2013 /Selefilik Sempozyumu)

Bu arka plan okumasına günümüz koşullarını, değişen çatışma coğrafyasını ve batının şer ekseni politikalarını da ilave edebiliriz elbette. Ancak yine de kendinden olmayanı ötekileştiren, kendi dini düşüncesini mutlak kabul eden dini düşüncelerin geliştiği zeminlere ve İslam dünyasının dini düşüncede ne ürettiğine bakmadan konuşmak hiçbir sonuç ortaya çıkaramaz.

İslam toplumundan terör örgütü çıkartan dış etkenler kadar İslam düşüncesini donuk halde bırakan katı gelenekçi yapı da tartışılmalı. Günümüz Müslümanı hala hicretten sonraki üçüncü yüzyılda verilmiş fıkhi hükümler üzerinden İslam’ı anlamaya ve anlatmaya çalışıyorsa ve bunun üzerine bir taş konulmasına dahi izin verilmiyorsa çözümü yanlış yerlerde arıyoruz demektir. Amerika’yı suçlamak gerçekçi ve kolay. Ancak bu kendi irademizi ve aklımızı yok saymanın ötesinde çözüme bir katkı sağlıyor mu?

Yazının devamı

*BU MAKALEDE YER ALAN FİKİRLER YAZARA AİTTİR VE FİKRİKADİM?COM'un EDİTORYAL POLİTİKASINI YANSITMAYABİLİR.

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Yorumlara kapalıdır.

Bir yorum bırak