Dersim Modern Kerbela – Fikrikadim

Dersim Modern Kerbela

Başbakan Ahmet Davutoğlu, Nevşehir’de Hacı Bektaş-ı Veli etkinliğinde konuştu. ‘Buraya bir siyasi konuşma için gelmedim, destur almaya geldim, manen Hacı Bektaş-ı Veli’den’ diyen Davutoğlu, Osmanlı’dan günümüze çoğulcu toplum yapısını ve kültürleri olumsuz etkileyen ‘tek tipçi’ anlayışı eleştirdi.

Yanlış yorumlanmış bir çağdaşlaşma adına 2. Mahmud dönemi Osmanlı ordusunda Bektaşi ocaklarının lağvedilmesini eleştiren Davutoğlu, ‘Bektaşi geleneğinin sürmesi bizim gücümüzdü, o geleneğin terk edilmemesi lazımdı’ dedi. Etnik ve mezhep temelli her türlü ayrımcılığın yanlışlığına vurgu yapan Başbakan, ‘Irkçılık Türk ırkçılığıysa da yanlış Kürt ırkçılığıysa da. Bu topraklar bunu tanımadı’ ifadesini kullandı.

Biz özür diledik şimdi sıra onlarda 

Tek parti CHP iktidarının 1937-1938 yıllarında on binlerce Alevi vatandaşı öldürdüğü Dersim katliamına değinen Davutoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başbakanlık görevi sırasında devlet adına bütün Alevilerden özür dilediğini hatırlatarak, ‘Bu, zihniyet değişimine işaret eder. Cumhuriyet tarihinde hiç kimse buna cesaret edemedi. Hiç kimse o dönemlere ait yanlışları açıkça söyleyemedi’ dedi. Davutoğlu, bir de çağrı yaptı: ‘Şimdi samimiyet ve açıklık vaktidir. O dönemde o zulmü yapan tek parti döneminin takipçileri olduğunu düşünenler de çıkıp özür dilemeliler. Biz diledik. Çünkü o katliam kime karşı yapılmış olursa olsun gerçekten bir Kerbela idi. Modern bir Kerbela idi. Biz ona açık yüreklilikle karşı çıktık. Bir tek canın, bir tek tenindeki tek bir tüy zarar görecekse bizim için her makam ve her mevki boştur. Aşık Mahzuni eminim yaşıyor olsaydı, bize teşekkür ederdi.’

Bu kadeşlik bölünmez

‘Muharrem aşı bölünebilir mi? Bölünmez. Nasıl muharrem aşı bölünmezse gönüller de bölünmez. Bu kardeşlik de bu topraklarda hiçbir zaman bölünmeyecek. Ehl-i Beyt’e hürmet bakımından Alevi-Sünni ayrımı olamaz. Kim ki Kerbela’yı unutur, insanlığı unutur. Kim ki Kerbela’da zalim ile mazlum arasındaki mücadeleyi kendi hayatının ilkesi addetmez, insanlık vicdanından kopar. Biz, hepimiz Hazreti Hüseyin’in yolcularıyız. Din adına cinayet işleyenler ister ‘IŞİD’ formuyla olsun ister ‘Esed’ rejimi formuyla olsun, hepsi Hüseyin makamının karşısında yer alır.’

Onlarca, yüzlerce Alevi Bektaşi klasiğini yayınladıklarını ve bunu sürdüreceklerini bildiren Davutoğlu, ‘Bir başbakan olarak değil, bir dost ve akademisyen kimliğimle söylüyorum; bütün Alevi menkıbenamelerini, bütün gelenekleri, geleneksel kültürü yazılı kültüre aktarıp yeni nesle tanıtmak lazım. Tanıtmak lazım ki Alevilik ve Bektaşilik bu toprakların asli unsurudur, öz unsurudur, marjinal bir unsuru değil, asli geleneğin içindedir’ dedi. Davutoğlu, şu açıklamaları yaptı:

‘Tanıtmak lazım ki başkaları Alevilik Bektaşilik geleneği üzerinden bir takım yanlış kanaatlere, Ali’siz, Hüseyin’siz, Ehli Beyt’siz, Hoca Ahmet Yesevi’siz bazı çizgilere kaymasınlar. Hacı Bektaş-ı Veli’yi herkese okutmak lazım, Alevi Sünni ayrımı yapmadan ki Hacı Bektaş-ı Veli ne Alevi’dir ne Sünni’dir, Hacı Bektaş-ı Veli her şeyden önce bir Ehl-i Beyt yolcusudur ve insanı kamil yolunda bir insandır. Burada Din Kültürü ve Ahlak derslerine kısaca girmek istiyorum. Eğer herhangi bir mezhep, din bu derslerde tahkir ediliyorsa, gerçekten bu dersleri kaldıralım. Aşağılanıyorsa, kötüleniyorsa, ötekileniyorsa; ‘şu mezhepten olan dinin dışındadır, dine mensuplar şöyledir’ işte o anda nefret kültürü doğar. Ama ben isterim ki her Sünni Hacı Bektaş-ı Veli’yi okusun, her Alevi’de Emir Sultan’ı Mevlana Celaleddin-i Rumi’yi okusun. Bunda bir yanlışlık olduğu kanaatini taşımam.’

Davutoğlu, Nevşehir programının ardından geldiği İstanbul’da AK Parti Küçükçekmece ilçe kongeresine de katıldı. Davutoğlu burada yaptığı konuşmada, “Milletin her ferdine ulaşabilen, herkesin yüreğine dokunabilen, herkesin derdiyle dertlenebilen tek parti; AK Parti’dir. Bakın onlar muhalefette ama hiçbir heyecanları yok” dedi.

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

2 adet yorum var.

  1. Halit dedi ki:

    KERBELA’YI DOĞRU OKUYABİLMEK !

    Aşkın adıdır Hüseyin/Lezzet tadıdır Hüseyin
    Bilmeyenler Araf’’tadır / Arif tacıdır Hüseyin

    Halit Özdüzen
    Araştırmacı- Yazar

    Hafızaları tazelemek bakımından Kerbela’da yaşanan tarihi olaya kısaca değinilecek olunursa:Hz. Ali’nin şahadetinden sonra Hilafet Makamına seçilip, daha sonra -bazı haklı nedenlerle- bu görevden feragat eden İmam Hasan’a, Muaviye verdiği söze rağmen, yönetimin başına oğlu Yezid’i getirmiş ,O da zulmüyle babasını gölgede bırakmıştı!… O yıllarda Ehlibeyte biraz daha duyarlı ve muhip olan Kûfe halkı, İmam Hüseyin’den yardım isterler. Hz. Hüseyin ‘askeri ve ekonomik gücünün kısıtlı olduğunu’ bildirirse de Kûfeliler: “Bunları sağlayacaklarını, malları ve canlarıyla destek olacaklarını, ortadaki zulme ancak kendisinin son verebileceğini “ belirterek, ısrarla yardım isterler. İmam Hüseyin halkın duyduğu ızdırap ve yakarışları karşısında , kayıtsız kalmayarak Kûfe’ye doğru yola çıkarken, bazı Sahabiler önünü kesip, alıkoymak isterlerse de: “ Ben bu zulme direnmediğim taktirde, ilerde Müslümanlar beni örnek göstererek , zalim yönetime direnseydi , Hüseyin direnirdi diyerek, o yönetimi kabulleneceklerinden korkarım” diye onları geri çevirir!… Hazırlıklar Yezid’in casuslarınca Medine’den Kûfe ve Şam’a rapor edilir. Yezit önce Kûfe’ye yakın adamlarını göndererek, “Hz. Hüseyin’e mektup yazanların sindirilmesini veya satın alınmasını, bu da mümkün olmazsa ortadan kaldırılmalarını” ister. Estirilen terör ve katliamlar sonrası, Yezid’in adamları kısa sürede hedeflerine ulaşırlar. İmam Hüseyin bunlardan habersiz Kûfe yollarındadır. Bağdat’a yakın Kerbela çölünde, Yezid’in askeri güçleri büyük bir orduyla Fırat’ın önünü tutarak, yolları keserler. Hz.Hüseyin ve dostları, Yezit Ordusunun karşısında sayıca az olmanın yanında, savaşa hazır da değillerdir. Yezid’in komutanları Hz. Hüseyin’den, “teslim olup, Şam’da Yezid’e bağlılık yemini etmesini” isterler; haklı olarak bunu kabul etmeyip direnince, kundaktaki çocuğu ve kendisine sadık 72 kahramanla beraber Kerbela’da hunharca Şehit edilir.( 10 Ekim 680 /10 Muharrem H. 61) Bu vahşet, tarihe “Kerbela Faciası” olarak geçmiştir. Olayın sonrasında “içlerinde yaşlı Sahabe ve Tabiinlerin de yaşadığı Medine üç gün üç gece yağmalanarak, o güzide insanlar ‘aşağılanmak’ istenir”!…

    Bir tarihi vakayı veya sosyolojik olguyu doğru okuyabilmek için, yeterince tarih bilgisi yanında, insan psikolojisi ve ondan da öte Ruh ve Nefsi tanımak gerekmek-tedir.Aslında Rabbi tanımanın şartı da, Nefsi bilmekten geçmektedir. Yüce Resul “Men araf” Hadisinde “ Bir kimse ki nefsini bildi, Rabbini bildi”” derken, bu ince noktaya işaret etmiştir. Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de Hz. Yusuf’un dilinden mealen “ Nefsimi temize çıkarmıyorum.Çünkü nefis aşırı şekilde kötülüğü emreder.”( Yusuf 12/53) Ayetiyle nefsin kötülük yapması için insanı alabildiğince zorladığını belirtmiştir.

    Rabbimiz İnsanı Yeryüzüne gönderirken: Ruh, Rahmani akıl, kalp ve sezgi (his) gibi duygu boyutlarıyla maverayı algılamaya yönelik donanımlarla bezemiş; nefsini ve bedenini ise, “dünyevi aklı ve kuşkularıyla yaşayacağı ortamın şartlarına uyum sağlayacak şekilde yaratmıştır.” Ulvi duygularında insani yön ağır basarken, biyolojik fonksiyon ve sufli duygularıyla hayvani bir yapıya bürünmüştür. Bir başka anlatımla, varlığının bir bölümünü hayvani dürtüler,diğer bölümünü Rah-mani değerlerle bezemiştir. Kur’an’da “İncire ve Zeytine and olsun. Sinâ Dağı’na and olsun. Bu güvenli şehre (Mekke’ye) and olsun ki, Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık. Sonra onu, aşağıların aşağısına indirdik. Ancak, iman edip salih ameller işleyenler başka. Onlar için devamlı bir mükâfat vardır.” (Tin 95/1-6) Bu Ayetleri tefsir alimlerinin bir kısmı “aşağıların aşağısı kıldık” şeklinde de yorumlamışlardır. İnsan “aşağıların aşağısı” bu sufli aleme indirilip,kendisine “ hayvandan da aşağı” sıfatı ve Nefsi Emmare kiri yüklenince zaten aşağılık bir yapıya dönüşmüştür ki; Hikmete yönelik terminolojide buna “İnsan-ı Hayvan” denilmektedir.

    Bu tasniften Rabbimizin yarattığı özel insanlar istisnadır. Bunlar, Resul ve Nebiler yanında, Allah (C.C.)’ın kiri giderdiği/gidereceğini bildirdiği Ehlibeyt ve bu kirden temizlenen Sıddik, Şahit ve Şehitlerdir. Bu seçkin insanlar yaşadıkları çağlarda insanlara rehber ve önder oldukları gibi, sonraki nesillere de örnek olmuşlardır. Yüce Allah Kur’an’da Müminin zıddı olarak kafir ve münafıklardan da bahsetmektedir. Kafirin kötülüğü açık olduğu halde, münafık içinde bulunduğu şartlardan yararlanmak için küfrünü gizleyerek, Müslümanların yaptığı iyi ve güzel eylemleri taklit etmekte; fırsatını bulduğu anda da küfrünün gereğini yerine getirmektedir. Münafık deyimi, Nefsi Emmare’nin ve Şeytan’ın tamamen kölesi olmuş, kafirden daha aşağılık konumdaki insan-i hayvanlar için kullanılmaktadır. Kerbela Faciası ancak bu perspektiften bakıldığında anlaşılabilecektir; yoksa ömrü boyunca insanlara iyilik ve güzellikle yaklaşmış bir zatın ve çocuklarının kanının içilme yamyamlığını, hangi hayvan ve hayvan-i kavimler kabullenebilir!

    Bayram : İnsanın en sevdiği şeyi, Allah yoluna kurban ederek, O’na yakınlaş-manın sevincidir. Bu sevinci en çok hak edenler, nefislerini ve canlarını Allah yoluna feda ederek Hakk’a kavuşan şehitlerimizdir . Şehitlerin en uluları ise Uhud Şehidi Hz Hamza ve Kerbela’daki Şehitler Şahı İmam Hüseyin’dir. Yer yüzünde bu gün İslamiyet diye bir din,vatan diye bir coğrafya parçası,gökte dalgalanan ay-yıldızlı bayrak varsa, bunu onlara ve onların izlerinden yürüyen yüce şehitlerimizin kanlarına borçluyuz!…

    İçimizde; “Sıffin Olayında Muaviye, Kerbela Olayında Yezid ve Emeviler haksızdı; ancak olaylar onlarca yüzyıl önce gerçekleşti, günümüzde Muaviye -Yezid ve Emevi var mı ki, Kerbela’yı yad ederek gündemde tutalım” diyerek, olayın dini ve sosyolojik boyutunu basite almaya çalışan -kelimenin en hafifiyle- gafiller bulunmaktadır.Tıpkı dün, “Emevi saltanatı başımıza Allah’ın takdiridir” diyerek, kader inancını ekseninden saptıranlar gibi!…

    Bayramlarda neşelenmek Müslüman’ın ne kadar hakkıysa, Muharrem matemi de ta ruhlarından gelen hüzünle ödevleri olmalıdır; aksi taktirde Ümmet/Millet olmanın “ kıvançta ve kederde ortaklığının” anlamı olmaz!…İslam Tarihindeki Kerbela yad edilmeyecekse, hangi olay yad edilip matem tutulacaktır?!… Yezid’e gelince:Elbette Yüce Allah’ın vaadi gereği soyu ebter olmuştur;bu dünyada hor-hacil oldukları gibi öbür alemde de rezil ve rüsva olacaklardır!…

    Men Araf İlminde Ruh nasıl İmam Hüseyin’le temsil ediliyorsa, Yezid’de Nefs-i Emmare’yle temsil edilmektedir.Şuurlu Müslüman Kerbela’yı enfüs ve afakında sürekli yaşamaktadır.Hakkı temsil eden Ruh Hüseyin’i, Nefis Yezid’iyle sürekli boğuştuğu gibi… Bazen olay ve mekan isimleri değişse de, zalimle mazlumun mücadelesi ilk insandan beri hep devam etmektedir!…O kadar zalimane olmasa da tarihsel Kerbela olayı öncesinde de,sonrasında da Kerbela olayları yaşanmıştı!… Tıpkı günümüzde yaşandığı gibi!… İsimler değişip bazen Kabil-Habil, bazen Nemrud-İbrahim olarak anılsa da, günümüze gelinceye kadar, hep Hüseyin’le Yezid karşı karşıya gelmiştir! Yezid’in yerini başka bir zalim emir alırken, Emevi’lerin yerini de yeni barbar ve zalim kavimler almıştır!… Bugün İmam Hüseyin ve Yezid’i ararsanız, Filistin’de,Irak’ta, ve Suriye’dedir
    O gün yezidin askerleri “Allahu Ekber ” diyerek müminleri katlettiler ,şimdi de Beşer ve İŞİD askerleri tekbir getirerek Müslümanları ve masum insanları katletmektedir.. O yezitle bu yezitler arasında bir fark var mıdır?.
    Aksini düşünenlere sormak gerek:Müslümanlar kimden dayak yemektedir; bu ırzına geçilen kadınlar kim ve hunharca katledilen çocuklar kimin çocuklarıdır ?!…O gün o zalimleri, bu günde bu zalimler nasıl mazur görülebilir. İslam’a lekeyi kim temizleyecektir

  2. Halit dedi ki:

    Son satırda yer alan ” sürülen” kelimesi sehven yer almamıştır. Doğrusu “İslam’a sürülen lekeyi kim temizleyecektir.” olacaktır. düzeltir özür dilerim

Bir yorum bırak