Dergi Fuarı – Fikrikadim

Dergi Fuarı

Ömer Lekesiz / YeniŞafak

Ömer Lekesiz / YeniŞafak

Sirkeci Tren Garı’ndaki Dergi Fuarı, bugün bitiyor.

“Derginin de fuarı olur muymuş” demeyin; gidin bakın; gencecik insanların standlar arasındaki meraklı dolaşmalarını, okur-yazar arkadaşlarıyla buluşma heyecanlarını, yeni karşılaştıkları bir dergiyi nasıl da özenle keşfetmeye çalıştıklarını görün, öyle karar verin.
Elbette, kitap fuarlarına bakarak, dergi fuarlarını henüz yeterince kanıksadığımız söylenemez. Zaten aralarında da önemli farklar var.
Bir kere kitap fuarları, son yıllarda butik yayınevleri için bir dağıtım imkanı sunmasının da etkisiyle canlandı.
Diğer bir söyleyişle butik yayınevleri İstanbul’dan Anadolu’ya açılmanın pratik yararlarını gördüklerinden, işi ciddiye almaya başladılar; daha eli-yüzü düzgün standlarla, satış tecrübesine sahip elemanlarla; yazarlarını oralara taşımalarıyla fuarlara “asılınca”, okur da fuarları bekler ve takip eder oldu.
Dergiler için durum böyle değil, çünkü onlar “zamanlı ürünler”. Her ay bir şehirde fuar yapılsa bile, çoğunluğunun gitmeye mecali yok.

Gerçekte 200-300 adet sattıkları halde, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın “en baba” desteğiyle yaşayabilen (Kitap-lık, Varlık vb.) dergiler de değiller ki, bitleri -devlet desteği sayesinde- biraz kanlanmış olsun.
Edebiyat meraklısı üç üniversite öğrencisi, okulunu bitirmiş ama işini henüz bulamamış iyi okur beş kafadar, sanat-edebiyat dünyasına söyleyecek sözleri olduğunu düşünen on yeni kalem sevdalısı… kafa kafaya verip, borç-harç bir dergi çıkarıyorlar. Bu yüzden uzun ömürlü de olmuyor çoğunluğu. Fakat onlardan birinin batıp, diğer bir ikisinin çıkması sayesinde, dergi ortamında bir süreklilik meydana geliyor. İşin güzel yanı bu, gerisi “ne bir konuştur ne de bin ah işit”e gelip dayanıyor.
Yeri gelmişken söyleyeyim: Dergilerinin çıkışını reklamla duyurma gücü olmayan, Platon’un Atlantis’inde mevzilenmiş bulunduklarından, kitap eklerinin editörlerine ulaşamayan dergici gençler, bu konuda “köşeli abiler”inden destek bekliyorlar ama onlar da kaç sayı çıkacağının hiçbir garantisi olmayan dergileri okurlarına ballandıra ballandıra anlatıp, sonra da onlara dergi yerine nal toplatmak istemedikleri için çok çekinceli davranıyorlar.
Hasılı çıkaranından okuyanına, reklamsızlığından desteksizliğine, daima aşkla yola çıkılışından üç sayı sonra tökezlenişine… dergicilik sorunlu ve hatta sakıncalı bir mesleğe dönüştüğünden, dergi fuarı sıcak satış, tanıtım, okura doğrudan ulaşma vb. imkanlarıyla makbul ve makul hale geliyor.
Son gününde yolunuz Dergi Fuarı’na düşerse şu dört derginin standına uğramanızı öneriyorum:

İTİBAR

İbrahim Tenekeci ve çevresindeki genç bir ekip tarafından aylık olarak çıkartılıyor.
Şiirden öyküye, eleştiriden nazariyat yazılarına, kitap tanıtımlarından en baba söyleşilere, çok yetkin bir edebi seçki görünümüyle İtibar, merkezdeki dergilerimizden biri olma niteliğini sürdürüyor.
Tenekeci, bizim dergilerin temel sorunlarından olan “vaktinde çıkmama” hususunu çalışkanlığı ve tecrübesiyle aşabildiği için, İtibar fuarsız da var olabilen bir dergi olarak mütevazılık edip orada yer alıyor.

KARABATAK

Şair ve yayıncı Ali Ural tarafından, iki ayda bir çıkartılıyor.
Ural da derginin “vaktinde çıkma”sı konusunda çok titiz.
Karabatak, iki aylık olmasının verdiği rahatlıkla “dosya” ve “röportaj” farkından içerik zenginliğini adeta garanti altına alıyor.
Röportaj yapılanların yaşça olgunluğu sizleri aldatmasın, Karabatak yazarlarının yaş ortalaması otuz beşi geçmiyor. Bu da onun “ağır” (okuru titreten) görünümüne rağmen dinamik bir dergi olmasını beraberinde getiriyor.

POST ÖYKÜ

Son zamanların en iyi tematik dergisi Post Öykü, iki aylık olarak Aykut Ertuğrul tarafından çıkartılıyor.
Aykut Ertuğrul’un adını zikrettiğimde önce “ğ”yi hatırlayacak olanlar, Post Öykü’nün de aynıyla çok meraklı, bıçkın ve muzip bir genç kadroya sahip olduğunu hemen anlayacaklardır.
Ne öyküler, ne ironik metinler, ne de körler usulü fil tanımlamaları bu dergide durdukları gibi durmuyorlar. Hepsi yeni bir arayışın, teklifin ya da en azından “bu da ne ya” dedirten bir ilginçliğin ürünü konumundalar.

İZDİHAM

Bülent Parlak’ın kendisine çok muti bir genç ekiple birlikte çıkardığı İzdiham ise İtibar’ın olgunluğuyla, Post Öykü’nün uçarılığı (ya da ele avuca sığmazlığı) arasında duruyor gibi görünen bir dergi.
Dolayısıyla biraz “güngörmüş delikanlılık” hakim İzdiham’da.
Evet, bu dört derginin standına uğramanızı tekrar öneriyorum.
“Diğer dergilerin ne günahı var, onlardan biye bahsetmiyorsun?” demeyiniz lütfen.
1-Yerim bitti,
2-Adlarını zikretsem de zikretmesem de tüm dergiler “benim”dir,
3-Dolayısıyla dergilerim eşittir ama bazı dergilerim daha da eşittir.

*BU MAKALEDE YER ALAN FİKİRLER YAZARA AİTTİR VE FİKRİKADİM?COM'un EDİTORYAL POLİTİKASINI YANSITMAYABİLİR.

YAZAR HAKKINDA

fikrikadim.com sitesinin görüllü editörü
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.

Bir yorum bırak