Demokrasi, Ahlak ve Kürt hareketi – Fikrikadim

Demokrasi, Ahlak ve Kürt hareketi

Hukuk ve demokrasi arasındaki ilişki siyaset teorisinin en önemli ve belki de en çetrefilli alanlarından biri. Hukuk cebri araçlarla desteklenen bir kontrol aracıdır ve bu nedenle neyin yapılıp yapılamayacağını belirler.  Diğer taraftan demokrasi, çoğulculuk ve bireyin özgürlüğü arasındaki ilişkiyle ilgilenir.  Bu yönüyle bakıldığında demokrasi ahlaki değerler içerir ve sübjektiftir zira toplumların siyasal değişimleri kültürel gelişimleriyle orantılıdır. Hukuk ise siyasi irade tarafından yapılır ve toplumun bütün katmanlarında uygulanır, devletin iradesini yansıtır ve tüm diğer normlardan, sosyal kurallardan daha üstün olduğunu ilan eder.

Hukuk kabul edilmiş kurallar anlamında “kamusal” özellik taşır. Bu nedenle hukukun çiğnenmesi halinde uygulanacak ceza bellidir ve önceden tahmin edilendir. Elbette keyfi tutuklama ve hapis cezaları bu tanımlamalarımızın dışındadır zira diktatörlük özelliği arz eder.

Her ne kadar kanunlar adaletsiz ve haksız görülseler de uygulandığı kişiler üzerinde bağlayıcı kabul edilirler. Bağlayıcılık sadece uygulanan bir emir olmayıp aynı zamanda itaat edilmesi gereken ahlaki bir iddiayı da içerir. Bu nedenle demokrasi ‘bir hukuk devleti olmak’ zorunluluğunu içerir.

Demokrasi toplumsal ve kültürel yaşam için üreten bireyin varlığını talep eder. Değerlerini tüketen bir toplumun demokrasi, hak ve adalet talebi olamaz.  Üreten birey içinse özgürlük gerekir. Özgür birey; hiyerarşik yapılanmaların etkisinde kalarak şekillenmiş ideolojik algılarını merkeze taşıyan, iktidarı siyasal bir seferberlikle ele geçirmeyi amaç edinmiş özne değildir. Merkezi, toplumsal beklentiler üzerinden değiştirme ve dönüştürme amacında olandır. Bu yönüyle iktidar ahlakını, siyasetini tartışmaya yönelirken yeni bir siyasal ve kültürel anlayışı da merkeze taşır. Böylece, demokrasi merkeze bireyi taşırken toplumsal katılımı, çoğulculuğu ahlaki sorumlulukla ele alınmasını sağlar. Zira ahlak toplumsal değerlerin bütünü olduğu gibi bireyin var olma hakkını da koruyan bir imkân sunar. Ahlak ve demokrasi arasındaki ilişki son kerte de cumhurun siyasette belirleyici rol almasının bir sonucudur denebilir.

Devlet düzeni ve onu ayakta tutan siyasal ideoloji ve bürokratik yapının dayandığı iki temel unsur vardır. En başta cumhur ve ona paralel olan hukuk. Hukuk devletin varlığını ve işlerliğini sağlarken cumhur/halk, devleti var kılan nedenin kendisidir. Devlete güvenini kaybetmiş cumhur içinse hukuk sadece baskı ve zorbalığın muktedirlerce meşrulaştırma aracıdır, böyle amaçlanmasa da.

Çözüm sürecinde Kürtlerin devletle sorunu işte tam burada başlamaktadır. Yani devlete, yönetenlere inancı kalmamış bir halkın hukuka inanmaması… Siyasal Kürt hareketinin bugün barış sürecinde inanmadığı, inanamadığı şey; hakları, talepleri hukuki bir kazanımla sonuçlansa da siyasal bir kazanım olmadan kaybedildiği inancıdır. Zira Kürtler için siyasal kazanım hukuki kazanımların önündedir. Çünkü Kemalizm’in 90 yıllık politik ve ideolojik tutumu da bu yönde olmuştur. Devlet siyasal/ideolojik tercihini hukukun önüne koyarak kanunları baskı kurmanın bir aracı olarak kullanmıştır. Kısaca hukuk, devletin vatandaşlarını eşitleyen değil sopalayan gücüne dönüşmüştür. Böylece hukuk yasa nosyonunu üstlenmiştir.

Kürtler için artık siyasal kazanım; devletin yanında bir paralel devlet olabilme başarısıdır. Evet, ülkenin Kürtleri, Türkiye’den ayrılmak istemiyorlar ama devletle de bir arada içli dışlı yaşamakta istemiyorlar. Özerkliğin gerçekleşmesi için savaşıyorlar. Çünkü bu onlara gelecekte bir devlet olabilme imkânını sağlayabilir veya sağlayabileceğine olan inançları… Bir halkın devlet talebi haklılık veya haksızlık üzerinden tartışılamayacağından bu talebin gerçekçi olup olmadığını tartışmak gerekir.

Bu talebin siyasal Kürt hareketi ne bakıldığın da gerçekçi olmadığını 6-7 Ekim ayaklanmasında gördük. Kürtlerin sözcüsü olduğunu iddia eden silahlı ve siyasal yapılanın örgütlediği, yetiştirdiği bireyler, sokakta insan avladılar. Hem de kendileri gibi Kürt olan insanları. Liberal çetelerin ve onların uluslararası uzantılarının geliştirdiği anti-İslam, Müslüman düşmanlığı üzerine kurulu bir söylemin kendi topraklarındaki gönüllü savaşçıları olarak…

Kurmayı arzu ettikleri düzende kendilerine benzemeyenleri linç etme ve yok etme üzerine kurulu siyasal söylemin sonucunda gerçekleşti bu tutum. Bu eylemi planlayanlar, gerçekleştirenler, Kemalist düzenin 90 yıl boyunca demokrasi yorumundan başka bir görüntü vermediler. Onlar için demokrasi; kolektif Kürt siyasal aklının; bireysel var oluşu öteleyen, toplumu tek tipleştiren, merkezi otoritenin ideolojisini dayatan ve bunun için sokaklarda da kan dökmekten dahi geri kalmayan bir duruş… Göstererek de anlatmış oldular.

Demokrasi söylemiyle siyasal meşruiyetini kazanmış, hatta Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde %10 gibi bir oy oranıyla geleceğin siyasal hareketi olabilme ihtimalinin kapısını aralayan hareket, devleti, iktidarı siyasi çatışma ve seferberlik gösterisiyle ele geçirme, küçük düşürme anlayışına yenik düşmüştür. Bu Kürtlerin her türlü hakareti yaptıkları Kemalizm’in Kürt versiyonudur.

Siyasal destekçilerinin haricinde bugün çok sert tepkiler alan sürecin başlatıcıları kavgayı, çatışmayı sürdürerek korku salacaklarını düşünüyorlar. Oysa Anadolu insanı bu kavgacı çatışmacı, savaşçı tutumu çok iyi biliyor ve tanıyor. Elbette uluslararası güçlerin Ortadoğu’da Türkiye’yi bir bataklığa çekmek için sürdürdüğü çabayla uyum içerisinde olması ise üzerinde durulması gereken çok önemli bir sorun.

Güvenlikçi politikalara yenilmiş bir hükümetin, sivil siyasetin önünün kesilmesiyle takip edecek karmaşanın, 28 Şubat post modern darbesinin bir benzerinin gerçekleşmesi imkânlarını hazırlayacağı umulmaktadır. Böylece iktidara gelenlerin kendilerine bahşedilen iktidar nimetini liberal çetelerin beklentileri doğrultusunda hareket ederek Türkiye’nin Ortadoğu’da bir savaşa sürüklenmesi hedeflenmektedir.

Peki, bu mümkün olabilir mi?

-Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve fikrikadim’in editöryel politikasını yansıtmayabilir-

YAZAR HAKKINDA

Fikr-i Kadim Yayın Yönetmeni (Yazarın diğer yazılarını okumak için lütfen isme tıklayın.)
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

3 adet yorum var.

  1. Ömür Çelikdönmez dedi ki:

    bekleyip göreceğiz üstad…

  2. Abbas dedi ki:

    Ben Kürtlerin kazançlarını evvela siyasi zemine dayandırmak istediklerini,zira Kemalzim’den canlarını n çok yandığını kabul ediyorum. Ancak Kürt ve Türkleri bir arada tutan o kadar çok bağ var ki. Tarih,Din ve konjonktür hemen aklıma geleni. Bu bir, ikinci olarak hükümet bence güvenlik öncelikli politikalara istekli değil. Lakin Kürt Kemalistler bunu zorluyor. Ama dediğim gibi. Bizler tek
    tek yok oluruz. Yani Batı’nın piyonu. Birlikte ise yepyeni bir dünya kurabiliriz… Ah şu Batı’ya güvenmeyi bırakıp birbirine güvenmeyi Müslümanlar bir öğrenebilse.

  3. Doktor dedi ki:

    Bu halkın feraseit ve dirayeti bütün oyunları bozar. Modern dünyada herşey çıkar üzerine kurulduğu için bunu anlamakta zorlanıyorlar ve yaptıkları tüm planlar bu halk tarafından boşa çıkartılıyor

Bir yorum bırak