Davutoğlu'ndan güvenli bölge açıklaması – Fikrikadim

Davutoğlu’ndan güvenli bölge açıklaması

Başbakan Ahmet Davutoğlu, El-Cezire Türk televizyonunun başta IŞİD’in Ayn el-Arab’ı (Kobani) ele geçirmeye çalışması olmak üzere bölgedeki gelişmelerle ilgili sorularını yanıtladı.

”Türkiye, Ayn el-Arab’a şu ana kadar neden askeri müdahalede bulunmadı” sorusu üzerine Davutoğlu, “Eğer gerçekten bir müdahaleye ihtiyaç varsa bütün uluslararası toplum hep birlikte sadece Ayn el-Arab’a değil Suriye’deki bütün zulümlere müdahil olması lazım” dedi.

Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Aslında Suriye’de olaylar bugün başlamadı. Sadece Ayn el-Arab’da da başlamadı. Suriye’de 3,5 yıldır masum insanlar, siviller, kadınlar, çocuklar zalim bir rejim tarafından katlediliyor. 300 bine yakın insan şehit edildi, katledildi, 4 milyonu aşkın insan mülteci. Bunun 1 milyon 600 bini Türkiye’de. İçeride 10 milyonu aşkın insan yerinden edilmiş durumda ve bütün şehirler hemen hemen yıkılmış durumda. IŞİD, rejimin bu saldırıları karşısında savunmasız kalan Suriye halkının ortaya çıkardığı güç boşluğunda bir zemin buldu. Ve bugün maalesef Suriye halkı bir taraftan zalim bir rejimin diğer taraftan da acımasız bir şiddet ve terör örgütünün şiddet ve baskısı altında. Türkiye, bu krizin en başından itibaren önce Suriye rejimini bu zulümden engellemeye çalıştı iyi ilişkiler üzerinden, bu olmayınca da uluslararası toplumu sivil halkı korumaya davet etti.”

O zaman bu davete icabet etmeyen ve Türkiye’nin de bu mücadeleye müdahil olmasını istemeyenlerin şimdi bir anda Ayn el-Arab’daki gelişmeler dolayısıyla Türkiye’nin devreye girmesini istediklerini aktaran Davutoğlu, “Bizim Suriye konusunda çok açık bir prensibimiz var. Suriye’de hangi etnik ve mezhebi kökenden olursa olsun, ister Arap, ister Kürt, ister Türkmen, ister Sünni ister Nusayri, ister Hristiyan bütün kardeşlerimiz, dostlarımız herhangi bir yardıma ihtiyaç hissettiklerinde Türkiye yanlarında olmuştur” diye konuştu.

Türkiye’nin geçmişte Arap, Kürt ve Türkmen 1 milyon 600 bin kişiyi kabul ettiğini, Halep’te, Azzaz’da, Tel Abyad’da, Rasul Ayn’da, İdlib’de, sınır boylarımızda bir ihtiyaç hasıl olduğunda elinden geleni yaptığını, Ayn el-Arab konusunda da aynı yardımı sergileyerek 200 bin Kürt kardeşini Ayn el-Arab’dan bir hafta içinde kabul ettiğini kaydeden Davutoğlu, “Bütün Avrupa’nın 3,5 yıl içinde kabul ettiği Suriyeli mülteci sayısı bizim 3 gün içinde kabul ettiğimizden daha az” dedi.

Davutoğlu, şunları söyledi:

“Dolayısıyla gönlümüzü ve yüreğimizi açtık Suriyeli kardeşlerimize. Ama Türkiye’nin herhangi bir savaşa müdahil olması, tek başına müdahil olması nihai çözüm getirecek bir durum değil. Eğer gerçekten bir müdahaleye ihtiyaç varsa bütün uluslararası toplumun hep birlikte ve sadece Ayn el-Arab’a değil Suriye’deki bütün zulümlere müdahil olması lazım. Çünkü nihai kertede Suriye’de IŞİD terörü dışında da IŞİD ortaya çıkmadan önce yani geçen sene… IŞİD 2013 Mart’ında ortaya çıktı, ondan önce de yüz binlerce insan öldürüldü, kitle imha silahları kullanıldı, Scud füzeleri kullanıldı ve insanlar Suriye’den kaçmak zorunda kaldılar. Bizim mesajımız çok açıktır, insani yardım konusunda hiçbir sınır tanımayız, bila hudut insani yardım yaparız ve yaptık, yapmaya da devam edeceğiz.

Ama Suriye’ye müdahale konusunda her şeyden önce uluslararası toplumun entegre bir strateji geliştirmesi lazım. Sadece Ayn el-Arab’a dönük değil, Suriye’nin bütününe dönük bir strateji geliştirmeden sadece Kürtleri değil, Suriye’nin bütün halkını korumaya dönük bir strateji geliştirmeden, sadece IŞİD terörüne karşı değil, rejime karşı da zalim bir rejime karşı da ortak bir strateji geliştirmeden bir çözüme ulaşmak çok zor. Dolayısıyla tek bir bölgeye tek boyutlu bir müdahalenin ve tek bir taraftan gelecek müdahalenin faydadan çok zarar getirebileceğini düşünüyoruz.”

Ayn el-Arab’ın sadece Suriye için değil Türkiye için de özel stratejik öneme sahip olduğu ve güvenlik çıkarlarının Ayn el-Arab’ın IŞİD’in eline geçmesinin engellenmesini gerektirdiği yönündeki soruya karşılık Davutoğlu, sınırlarda IŞİD’in hakim olmasını Türkiye için bir stratejik risk ve tehdit olarak gördüklerini dile getirerek, “Sadece Ayn el-Arap değil bizim için Azez, İdlib, Lazkiye, Cerablus ve Rasulayn’ın da bütün o sınır, 911 kilometrelik sınırımızın her bir santimetresi stratejik değerdedir. Tabii ki Ayn el-Arab’ın IŞİD’in eline düşmesini istemeyiz. Ama bunun için herkesin elini taşın altına koyması gerekir” yorumu yaptı.

Böyle bir müdahalenin olması için, sivillerin güvenli alanlarda barınabilmesini sağlayacak güvenli bölge ilanını gerekli gördüklerini ve yine IŞİD’e karşı verilen mücadele sonrasında rejimin hava bombardımanından sivil halkı korumak için de bir uçuşa yasak bölge istediklerini aktaran Davutoğlu, “Hepimiz tabii ki Ayn el-Arab’daki olaylara üzülüyoruz ama bugünlerde dahi kimse Suriye rejim uçaklarının Halep’i bombaladığından bahsetmiyor, kimse Suriye rejiminin zulmünün devam ettiğinden bahsetmiyor” dedi.

Davutoğlu, IŞİD’in çıkmasının temel sebebinin Suriye rejiminin acımasızca sürdürdüğü baskı politikaları olduğunu aktararak, buna karşı direnen ÖSO ve ılımlı muhalefet güç kaybettikçe Suriye rejiminin desteklediği IŞİD’in güç kazandığını ve dolayısıyla Türkiye’nin stratejik çıkarının yeni bir Suriye kurulması olduğunu dile getirdi.

Aksi takdirde bugün IŞİD’in tasfiye edilmesinin yarın başka bir örgütün ya da rejimin IŞİD’in yerini doldurması sonucunu doğuracağını belirten Davutoğlu, “Bizim için temel mesele, dünyanın da meselesinin bu olduğu kanaatindeyim. Yeni bir Suriye’nin bütün etnik ve mezhebi, dini gruplarıyla herkesin eşit vatandaş olduğu, yeni bir Suriye’nin doğuşu konusunda Suriyeli kardeşlerimize yardım etmemiz şarttır” diye konuştu.

”Talep ettiğiniz tampon bölgenin şekli nasıl olacak ve alanı ne kadar” sorusuna Davutoğlu, “Biz hiçbir zaman tampon bölge ifadesini kullanmadık, bizim kullandığımız güvenli bölge. Tampon bölge dediğinizde askeri bir anlam taşıyor ve sanki bir ülkeyle başka bir ülke arasında bir geçiş bölgesi gibi görülüyor. Hayır bizim Suriye’nin veya hiçbir dost ülkenin toprağında gözümüz yok” yanıtını verdi.

Dünya basınının ”güvenli bölgeden” değil ”tampon bölgeden” bahsettiği yönündeki değerlendirmeye de açıklık getiren Davutoğlu, şunları söyledi:

“Bizim kastettiğimiz güvenli bölgedir, yani öyle bir bölge olsun ki, BM teminatı altında ya da uluslararası koalisyonun teminatı altında, insanlar oraya sığındıklarında hava bombardımanından ve kara ordusunun bombardımanından emin olsunlar. Bunu ne için istiyoruz; şu ana kadar Türkiye’ye dönük mülteci akınının en önemli kaynağı Suriye rejiminin hava bombardımanıdır. Bizde şu anda 1 milyon 800 bine yaklaşan mültecinin 1 milyon 600 bini Suriye rejiminden kaçarak geldi, 200 bini IŞİD’den kaçarak geldi. Dolayısıyla bu rakamlara baktığımızda eğer IŞİD tasfiye olmuş olsa dahi Suriye halkının üzerindeki tehdit bitmeyecek.”

Davutoğlu, emin bölgeler ilan edilerek, bu emin bölgelerde Suriye halkının kendi topraklarında bulunabileceğini, bütün ihtiyaçlarının yine Türkiye tarafından karşılanabileceğini ve Türkiye’nin bundan hiç çekinmediğini vurgulayarak, “Ama artık Suriyeli kardeşlerimizin Suriye topraklarında kalmasını, kendi toprakları içinde gelecek inşa etmesini istiyoruz. Her türlü yardımı yine yapalım. Kastettiğimiz tampon bölge askeri bir tanımlama değil, insani bir güvenlik bölgesi ama askeri bakımdan koruma altına alınmış bir güvenlik bölgesi. Bunun belirli yerlerde derinliği farklı olabilir diğer yerlerde farklı olabilir ama kesinlikle insani olacak” diye konuştu.

Güvenli bölgenin sınırları

Güvenli bölgenin sınırları ile ilgili ise Davutoğlu, “Biz bunun belli yoğunluklu nüfusların olduğu yerlerde… Mesela Halep’in kuzeyinde olması lazım. Çünkü Halep’te hem rejim saldırıları var hem IŞİD saldırıları var. Halep’le Türkiye sınırları arasında olması lazım. İdlib’in Türkiye sınırlarına yakın yerlerinde, aynı şekilde Lazkiye’nin kuzeyinde, yine Haseke’de belli bölgelerde ve şu anki Cerablus bölgesinde, Ayn el-Arab’da. Bütün bu kuşakta yerleşim merkezlerinin olduğu alanlara göre derinliği değişebilir” dedi.

Bunu Türkiye’nin mi yoksa BM’nin mi belirleyeceğine ilişkin soruya karşılık da Davutoğlu, şunları kaydetti:

“Birleşmiş Milletler’in belirlemesi en doğru olanıdır. Uluslararası meşruiyeti güçlü olur. Ama Birleşmiş Milletler eğer bu konuda karar alamıyorsa ki biz 3,5 yıldır Birleşmiş Milletler’in karar almasını bekliyoruz. Hiçbir karar alamıyor Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, belli vetolar sebebiyle. O zaman Suriye’ye müdahale konusunda oluşan uluslararası koalisyon ve gönüllüler koalisyonu bu konuda belli kararlar alıp havadan koruma sağlayabilir. Bunun örneği de Irak’ta 90’lı yıllarda yaşandı. Irak’ta 90’lı yıllarda Birinci Körfez Savaşı’ndan sonra uzun bir süre belli bir paralelin kuzeyi ve güneyi emin bölge ilan edildi ve Saddam’ın saldırılarına karşı korundu.”

Türkiye’nin böyle bir koruma alanı oluştuğunda her türlü katkıyı vermeye hazır olduğunu dile getiren Davutoğlu, böyle bir koruma alanı yokken tek başına Türkiye’nin müdahalesini istemenin bütün bu riski tek başına Türkiye’nin üstlenmesini istemek olduğunu dile getirdi.

“Türkiye’nin burada vurguladığı hususun, hangi strateji uygulanacaksa uygulansın bu stratejinin bütün Suriye’yi kapsaması gerektiği, geçici ve tek boyutlu olmaması, tek bir bölgeye veya şehre inhisar etmemesi olduğunu” aktaran Davutoğlu, “Nasıl Kürtlerin ki kardeşlerimizdir, korunma hakları var, aynı şekilde Ayn el-Arab’daki Kürtlerin, Çobanbey ya da Bayırbucak’taki Türkmenlerin, İdlib’deki Arapların ve Afrin’deki Kürtlerin de korunmaya ihtiyacı var” değerlendirmesinde bulundu.

Sadece bir noktaya ve sadece IŞİD’den gelen tehdide teksif olunursa bunun meseleye sadece geçici bir çözüm olacağını aktaran Davutoğlu, “Biz artık Suriye’de kalıcı bir çözümün zamanının geldiğini ve geçmekte olduğunu düşünüyoruz” diye konuştu.

*BU MAKALEDE YER ALAN FİKİRLER YAZARA AİTTİR VE FİKRİKADİM?COM'un EDİTORYAL POLİTİKASINI YANSITMAYABİLİR.

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Yorumlara kapalıdır.

Bir yorum bırak