Canların Cinsiyeti: Alevîliğin kadın-erkek eşitliği söylemine eleştirel bir bakış

Canların Cinsiyeti: Alevîliğin kadın-erkek eşitliği söylemine eleştirel bir bakış

Canların Cinsiyeti kitabının yazarı Nimet Okan, diğer feminist(!) söylemler arasından sıyrılarak; sessiz, mütevazi ama derinlikli bir şekilde Türkiye’de kendi inanç sistemine sosyolog bir feminist bakışıyla analitik eleştiriler getiriyor . Canların Cinsiyeti kitabı, yıllar sonra bu alanda bir ilk olmanın değerini alacak…  (Hatice İskenderi)

Nimet Okan

Kitabınız Alevîliğin kadın-erkek eşitliği söylemine eleştirel bir bakış getiriyor. Saha çalışmasının örnekleri ve yaşanmışlıklarıyla… Ciddi bir emekle yazıldığı şüphesiz. Alevîliğe; kendi içinde bir eleştiri getirmek ve gerçeklerle yüzleşmek, sağlıklı düşünmemiz için önemli. Ben bu yönüyle kitabınızı çok değerli buldum. Siz bu konuda ne söylersiniz?

Öncelikle teşekkür ediyorum değerlendirmeleriniz için… Bu çalışma, Hocam Prof. Dr. Tayfun Atay’ın danışmanlığında yaptığım ve 2014 yılında savunduğum doktora tezinin kitaplaşmış halidir. Sanıyorum bu tez; Alevîlik’te kadının dinsel, toplumsal ve kültürel konumunu sorunsallaştıran, alan araştırmasına dayalı ilk eleştirel çalışma. Kitap, bu açıdan önemli. Ancak bu coğrafyada Alevîlik dendiğinde, Tahtacılardan Dersimli Alevîlere, Nusayrîlere kadar çok geniş bir yelpaze akla geliyor. Dolayısıyla yaptığım alan araştırmasının sınırlarını belirtmek istiyorum. Kitap, diğer Alevî topluluklar tarafından da çok bilinmeyen Anşabacılılar’la ilgilidir.

Anşabacılılar; Tokat, Sivas, Yozgat ve Amasya’da yaşayan, Hubyar Sultan Ocağı’na bağlı Alevî/Sıraç bir topluluktur. Bu toplulukla ilgili yaptığım alan araştırmasını iki farklı yerleşim biriminde (köy/kent) gerçekleştirdim. Araştırmanın birinci aşaması Sivas’ın Yıldızeli ilçesine bağlı Topulyurt Köyü’nde yaptığım katılımlı gözleme dayanıyor. İkinci aşama ise 1970’li yıllarda Topulyurt Köyü’nden, İstanbul’a ve Kocaeli’ne göç eden Anşabacılı aileleri kapsamaktadır. Bu süreçte ayrıca Sivas’ın bir diğer Anşabacılı köyü olan Yağlıdere köylüleriyle de görüşmelerim oldu.  

Çalışma süresince Alevîlikteki dinsel statüleri açısından farklılık gösteren 41’i kadın, 16’sı erkek olmak üzere toplam 57 kişi ile görüşme yaptım. Bu görüşmelerden 58 saatlik kayıt, bununla birlikte tabii ki sayfalar dolusu alana dair not ve çok sayıda fotoğraf elde ettim. Oldukça hacimli bir veri oluştu.  Bütün bu çalışmadan elde ettiğim verileri değerlendirirken, Anşabacılı kadınların yaşam deneyimleri üzerinde yoğunlaştım. Ancak bu deneyimlerin pek çoğunun Anşabacılı olmayan diğer Alevî kadınlar tarafından da deneyimlendiğini düşünüyorum. Hatta bu iddiamı biraz daha genişletirsem, Anşabacılı kadınların hikâyelerinin hem dinsel hem etnik kökeni farklı olan birçok kadının hikâyesiyle örtüşen tarafları vardır.

Bu çalışmanızda, araştırma yaptığınız Anşabacılılar topluluğunu seçmenizin özel bir sebebi var mı?

Anşabacılılar tesadüfen seçilmiş bir Alevî topluluk değil. Alevî topluluklar arasında ismini bir kadından alan tek topluluktur. Alevî inancında, kadının önemli bir yeri olduğu iddiasını güçlendirmek üzere öne çıkarılan kadın figürlerden birisi olan “Anşa Bacı”, 1800’lü yıllarda yaşamış; kocası Veli Baba’nın ölümünden sonra posta oturarak cem yürütmüş; topluluk üzerinde iktidar kurabilmiş bir kadın karakterdir. Anşa Bacı’nın, topluluk nezdinde bu kadar değer kazanmasının nedenleri vardır. Anşa Bacı’nın bir kadın olarak Osmanlı yönetiminin kovuşturmalarına karşı koyabilmesi, bu nedenle topluluk üzerinde kazandığı güç ve gösterdiğine inanılan kerametleri Anşa Bacı’yı efsanevî bir kadın karaktere dönüştürmüştür. Dolayısıyla Anşabacılılar, önderlerinin bir kadın olması nedeniyle diğer Alevî topluluklara göre Alevîlik’te kadın-erkek eşitliği argümanını daha güçlü bir biçimde savunmaktadır. Bu nedenle Anşabacılılar’ın, kadın-erkek eşitliği argümanının tartışılması için uygun bir topluluk olduğunu düşündüm.

Kitabı okuduğumda, Alevîlikteki kadın-erkek eşitliği söyleminin sözde kaldığını, özde öyle olmadığını anladım. Aslında dünyanın neresine bakarsak böyle olduğunu görüyoruz. Tabii ki kimi toplumlar bu söyleme yaklaşmış, öncü durumda; kimileri yaklaşamamış durumda. Araştırmalarınız ışığında Alevîlik’te kadın ne ifade ediyor, kadının bir varlık alanı var mı?

Ben sorunuzun başındaki ifadeyi tersyüz etmek istiyorum. Aslında Alevîlik’te “özde” eşitlik ideali vardır. Böyle bir ideal, özellikle Alevî tasavvuf metinleri incelendiğinde görülecektir. Örneğin şu dizeler, bu idealin yüzyıllar öncesinde dile gelmiş halidir.

“Erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde

Hakk’ın yarattığı her şey yerli yerinde

Bizim nazarımızda kadın erkek farkı yoktur

Noksanlık eksiklik senin görüşlerinde” (Hacı Bektaş Veli)

Bununla birlikte, eşitlik iddiasını güçlendirmek üzere Alevî inancına içkin olan bazı özellikler vurgulanmaktadır. Örneğin; cem ritüeli sırasında kadınlarla erkekler, aynı mekânı paylaşmaktadır. Cemde; Yol’a gönül verenlerin, “can” olarak yani cinsiyetlerinden, nefislerinden sıyrılarak ibadet ettikleri kabul edilir. Yine Alevî anlatılarında; Fatma Ana, Kadıncık Ana ya da Anşa Bacı gibi önemli kadın şahsiyetler öne çıkmaktadır. Kısaca Alevîlik’te kadının tabii ki varlık alanı vardır. Ancak yukarıda bahsettiğim eşitlik ideali yaşamda karşılık bulamamaktadır. Şöyle ki bu çalışmada Alevîlikteki kadın-erkek eşitliği söylemine ilişkin temel eleştiri, “olması gerekenle” “olan” arasında bir ayrım gözetilmeksizin, topluluk tarafından eşitlik iddiasının sorgulanmadan kabul edilmesine yöneliktir. Canların Cinsiyeti kitabı, Alevîlik’te kadının idealize edilen varlık alanını, bizzat kadınların deneyimleri üzerinden tartışmaya açmaktır. Çünkü eşitlik üzerine yapılan bu vurgu, Alevî kadınların yaşadıkları eşitsizlikler üzerinde adeta bir örtü olarak işlev görmüş; yıllardır eşitsizlikleri görünmez kılmada etkili olmuştur. Alevî kadınların gündelik yaşamları, bu iddianın aksini ortaya koyan deneyimlerle doludur. Kısaca, Alevî kadının hikâyesini farklı kılan şey, yaşanmışlıklarıyla örtüşmeyen bu eşitlik iddiasıdır.

Alevî inancında cemler önemli bir yere sahip. Çeşitli amaçlarla yapılan cem çeşitlerinde bahsetmişsiniz. Bu cemlerde yapılan ritüellerin tarihsel ve ahlakî dayanakları var. Özünde kimseye zarar vermeden, insanca yaşamayı amaçlıyor. Ahlâklı olmak hep ön planda tutuluyor. Tabii siz konunuz gereği, erkek-kadın eşitsizliğini ortaya koyan durumları örnekliyorsunuz. Benim en çok dikkatimi çeken Görgü cemlerinde evli çiftlerin görgüleri alınırken aslında eşinden şikâyetçi kadınların rahatça kendilerini ifade edememeleri oldu. Bir fırsat veriliyor fakat verilmiş gibi mi yapılıyor?

Görgü cemlerinde, Yol’a bağlı kişiler cemaat önünde sorgulanmaktadır. “Döktüğünü doldur, ağlattığını güldür, yıktığını yap, baş kaldır, dâr gel, doğru söyle” diyerek başlayan bir ibadet biçiminde, kadınların da varsa sorunlarını dile getirmesi gerekir. Ancak erkek hâkimiyeti, kadınların yaşamı üzerinde o kadar belirleyici ki kadının cemde kocasından şikayetçi olması; erkeğin kendisini topluluk karşısında “acz” içinde hissetmesine neden olabilmektedir. Çünkü erkek dediğin, sorunun evde çözer! Aksi halde, kadın şikâyetinin karşılığını evde türlü biçimlerde ödemek zorunda kalabilir. Yani, yine aynı noktaya geliyoruz. Olması gerekenle olan arasındaki makas çok açık. Çünkü maalesef, kadın-erkek eşitliği Alevî yaşam biçiminin vazgeçilmez bir özelliği olduğu iddia edilse de ataerkil ilişkilere göre şekillenen cinsiyetler arası asimetri, Alevî kadınların yaşamlarının her alanında göze çarpmaktadır.  Aslında bu durum çok şaşılası bir durum değildir. Çünkü Alevîler içinde yaşadıkları toplumdan yalıtık bir topluluk değildir. Ataerkil ilişkiler, Alevîlik’te cinsiyetler arası ilişkiler üzerinde hâlâ belirleyicidir.

Göç ve kentleşmenin Alevî yaşamına etkilerine de değiniyorsunuz. Alevî kadınlar için olumlu yansımaları olmuş mudur?

1970’lerde kente göç eden Anşabacılılar, yaşadıkları kentlerde hemşerileriyle bir arada olmayı tercih ederek aynı mahallelerde ikâmet etmişler. Bugün de yine aynı mahallelerde yaşamaya devam ediyorlar. Hemşerilik ilişkileri, kadınların yaşamı üzerinde köydekine benzer bir toplumsal denetime neden olsa da kentte; sağlık, eğitim ve iletişim olanaklarına görece daha kolay ulaşılabilme, meslek edinme fırsatına sahip olabilme, iş yaşamına katılım ya da sivil toplum kuruluşlarıyla, siyasal örgütlenmelerle temas kurabilme olasılıklarının varlığı ve belki de belirtmediğim daha birçok nedenden dolayı kadınlar “Bu dünyada, ben de yaşıyorum.” diyebiliyorlar. Nitekim Anşabacılı kadınlar, özellikle kız çocuklarının okuması konusunda çok istekliler. Gündelikçi olarak çalışan Anşabacılı kadınların, binbir zahmetle okuttukları kız çocukları, bugün profesyonel mesleklere doğru yönelmiş durumda. Bu sonuç, yaşanan onca soruna rağmen kentleşmenin, Anşabacılı kadınların yaşamları üzerindeki olumlu etkisini göstermesi açısından kayda değerdir.

Kitabınızın, Alevî kadınların yaşayışını ele almasından mülhem Sünnî kadınlar hakkında da böyle bir çalışma yapılmasının, çok katkılar sağlayacağını düşünüyorum. Alevî ve Sünnî kadınlara, kadın-erkek eşitliği yönünden baktığımızda ne gibi farkları ve ortak paydaları bulunur?

Ortadoğu’da ve Türkiye’de İslamcı kadın kimliğinin, feminist bir perspektiften okunması; İslami yaşam tarzına yönelik feminist eleştiriler bir süredir yapılmakta. Aslında yeni olanın, Alevî kadınların yaşam biçimlerine yönelik eleştirilerin dile getirilmesi olduğu söylenebilir. Çünkü yıllardır dillerden düşürülmeyen “Alevîlik’te kadın-erkek eşittir.” iddiası, bu iddianın sorgulanması önündeki engelin ta kendisi olmuştur. Eşitlikten dem vurulan bir yerde, eşitliğin sorgulanması abesle iştigâl anlamına geleceğinden, bu alana el sürülmemiştir. Bu geç kalmışlık duygusu içinde, Alevî kadınların yaşamlarının dinsel, siyasal, ekonomik, toplumsal ve kültürel boyutlarının feminist bir bakış açısıyla ele alındığı çalışmaların artması temennimdir. Bu kitap, bu isteğimin küçük bir çıktısı olarak değerlendirilebilir.

Alevîler, kadın-erkek eşitliği iddiasını çoğunlukla Sünnî gelenek üzerinden dile getirdiler. Örneğin, Alevîlik’te Sünnî gelenekte olduğu gibi çok eşlilik yoktur. İbadet sırasında, kadın ve erkek aynı mekânı paylaşır. Alevîlik’te boşanma, Sünnî gelenekte olduğu gibi tek taraflı olarak erkeğin isteğine bağlı gerçekleşemez. Yani cemde topluluğun boşanma konusunda ikna edilmesini gerektirir ki bu durum da Alevîlerce boşanmanın kadın lehine zorlaştırılması olarak değerlendirilir. Gerçi bu değerlendirme, feminist açıdan ayrıca tartışılmaya muhtaçtır. Ama bu genel çerçevede; Sünnî İslam’ın aksine Alevîlik, kadın-erkek eşitliğini ulaşılması gereken bir hedef olarak görmektedir.  Ancak hedefi belirlemiş olmak, hedefe ulaşıldığını garantilemez. Nitekim Alevîlik’te kadının konumuna bakıldığında, dini ibadetin kurallarından gündelik yaşamın ince ayrıntılarına kadar pek çok kadın deneyiminin, eşitlik söylemiyle çeliştiği görülebilmektedir. Bu nedenle şunu söylemeliyim ki ister Alevî kadın ister Sünnî kadın olsun, yaşamın her alanının ataerkil zihniyet kalıplarıyla sınırlandırılan yönüne karşı uyanık olmalıdır. Çünkü Alevî ve Sünnî kadınların, kadın olmaları dışında paylaştıkları bir başka alan daha vardır ki bu, cinsiyet kimliklerinin dinsel kimlikleri üzerinden tanımlanmış olmasıdır.  Yalnızca kadın değil, Alevî kadın ya da Sünnî kadın olmak cinsiyetler arası asimetrik ilişkilerin sorgulanmasını zorlaştırabilir.

Kitabınız sadece kadınlara karşı sosyolojik değerlendirmeleri değil; Alevîliğin tarihsel gelişimi, inanç sistemi ve uygulamaları hakkında da bilgi veriyor. Toplumda Alevîlik’le ilgili yanlış bilinen ve çarpıtılan düşüncelere karşı ne yapılmalı sizce? Hem bu konuda bilimsel çalışmalar yapmış hem de bu inancın mensubu olarak söyleyecekleriniz vardır.

Öncelikle azınlıkta kalan toplumsal kesimlere yönelik totalleştirici, karalayıcı, yok sayıcı, ötekileştirici bakış açısından kurtulmak gerekir. “Alevî komşularım olunca onların ne kadar iyi insanlar olduğunu gördüm.” cümlesi, çok sık duyduğum bir deneyimin ifadesidir. Bu yaklaşım, sonuç olarak bir memnuniyeti ifade etse de aynı zamanda geçmişe yönelik bir pişmanlığı anlatmaktadır ve belki de bir utancı. Böylesi bir önyargıdan kurtulmak elbette kolay değil. Bilinçli bir çaba gerektiriyor. Ama bu kadar çok dinsel, etnik, kültürel çeşitliliğin var olduğu bir coğrafyada gösterilmesi gereken bir zorunluluktur bu çaba. Siyasetin dilinden medyanın diline, gündelik yaşamda kullandığımız dilden komşuluk ilişkilerine kadar hayatın çeşitli alanlarında bu çabayı görünür kılmalıyız.

Kendi adıma kitabınız sayesinde Alevîlik’le ilgili birçok şey öğrendim ve zihnimde yanlış oluşmuş algıları değiştirdi. “Neden aynı topraklar içinde bu kadar birbirimize uzağız?” diye düşündüm. Herkes kendi inancını yaşasın fakat bu kadar yabancı olmaya gerek var mı? Bu kadar uzak ve yabancı olunca boşluklar yanlış algılarla dolduruluyor sanırım. Bence bu kitap hem Alevî inancını anlatarak hem de kendi inanç sistemine feminist bir eleştiri kazandırarak önemli bir misyon üstlenmiş. Buna benzer feminist çalışmalar var mıdır bildiğiniz? Bu konuda yeni çalışmalarınız olacak mı?

Bu değerlendirmeleriniz beni mutlu etti, çok teşekkür ederim. Doktora tezimi savunduktan bir süre sonra Aralık 2014’te, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından “İnançta ve Toplumsal Yaşamda Alevîlik’te Kadın” konulu bir konferans düzenlendi. Konferansa katılan çok sayıda kadın akademisyen ve araştırmacı önemli bildiriler sundu. Bu bildiriler yakın bir tarihte kitaplaşacak. Bu alana önemli bir katkı sunan bu konferansın dışında, özellikle Alevî sivil toplum örgütleri tarafından, Alevîlik’te kadının konumunu değerlendiren yurt içinde ve yurt dışında düzenlenen konferans ve paneller oldu. Yüksek lisans düzeyinde yapılan akademik çalışmalar olduğunu biliyorum. Ben de, bu alana yönelik yeni çalışmalar yapmayı planlamaktayım.

YAZAR HAKKINDA

Fikr-i kadim sitesi yazarı ve yayın editörü. / dunyadakianadolu.com sitesi kurucuları arasında
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

3 adet yorum var.

  1. Mustafa inan dedi ki:

    Güzel bir söyleşi olmuş. Özellikle Aleviler arasında yaşanan kadın erkek ilişkisinin liberal çevrelerce “çok eşitlikçi çok adaletli, Alevilerde kadınlar daha özgür” gibi içi boş söylemleri gün yüzüne çıkarmış….

  2. Alev dedi ki:

    kitap dikkati mi çekti en kısa zamanda almayı düşünüyorum. Umarım beklentileri mi karşılar. iyi bir roman konusu olur gibi geldi…

  3. Hatice İskenderi Hatice İskenderi dedi ki:

    Bu ve buna benzer konuların adam akıllı tartışılması, ufkumuzun değişmesi ve genişlemesi gerekli. Edebiyata taşınması fikrini ayrıca beğendim. Ne güzel olur…

Bir yorum bırak

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.

Bir yorum bırak