Çanakkale “zorla” geçilmez: “Son Mektup” – Fikrikadim

Çanakkale “zorla” geçilmez: “Son Mektup”

Tahsin Varol

Tahsin Varol

“Yüzyıl önce… Çanakkale’den Son Mektup” afişiyle piyasaya çıkan film, Çanakkale deniz ve hava muharebelerinin yapıldığı ve kazanıldığı tarihin tam 100’üncü yılında gösterime girdi. Bu filme gitmeden önce Kemalist eğitimin yüklediği bilgilere sahip sıradan biri olarak, izleyeceğim sahnelerin daha önceki benzerlerinde olduğu gibi Çanakkale Zaferi’nin Mustafa Kemal ağırlıklı kara savaşlarına odaklanmış bir yapım olacağı tahminindeydim. Yanılmışım.

50031318 Mart 1915 Çanakkale Zaferinin 100. Yıldönümü vesilesiyle Kültür Bakanlığı tarafından desteklenen yapımlardan biri olan “Son Mektup”, Çanakkale muharebelerinin kara cephelerinden ziyade deniz ve hava cephelerinde neler olduğuna yoğunlaşmış bir film. Çanakkale savaşında Osmanlı Hava Kuvvetlerinin yer aldığını ben hatırlamıyordum mesela. Aynı şekilde Deniz Kuvvetlerinin yaptığı faaliyetler de öyle. Bu filmde işte bu karanlıkta bırakılan (aslında Kemalist zihniyetin 80 yıldır bile isteye flu bıraktığı mı demeliyiz) alanlara ışık tutulmaktadır.

Kültür Bakanlığı destekli deyince aklınıza belgesel içerikli bir film gelmesin. Kesinlikle öyle değil. Tarihi drama türü olan filmde tarihi olaylar gerçekçi bir biçimde, aşk, korku, merhamet ve cesaret duygularıyla birlikte ele alınmaktadır. Hava Yüzbaşı Salih Ekrem ile hemşire Nihal arasında giderek aşka dönüşen karşılaşmalar da filmin arka planında yer alıyor.

Çanakkale savaşında önceleri sadece bir adet olan çift kişilik tayyare(hani şu altlı üstlü birbirine paralel, aralarında 1-2 metre mesafe olan çift kanatlı uçaklar) daha sonra Almanya’dan gelen diğeriyle birlikte 2’ye çıkıyor. Birini Yüzbaşı Salih Ekrem Bey kullanırken diğerini de Alman bir subay kullanıyor. Alman subay daha sonra ayrılıyor. O tayyareyi de kendi tayyaresi düşüp parçalanan Salih Ekrem Bey alıyor. Tayyareler saldırı amaçlı olmaktan ziyade keşif amaçlı kullanılıyor. Elbette düşmanların da 10 kadar tayyaresi mevcut ve her keşfe çıkıldığında onlarla karşılaşılması ve bu gün bilinen anlamıyla “it dalaşına” girilmesi kaçınılmaz oluyor. Tayyarelerde saldırı amaçlı silahlar henüz bulunmadığından pilotlar hem tayyareyi kullanıyor hem de birbirlerine yaklaşarak tabanca ile ateş ediyorlar. Savaş anında tabanca yerine küçük bombalar, aşağıdaki hedefin üstüne gelindiği anda el ile bırakılıyor. Düşman uçakları yaptıkları sortilerle Türk mevzilerini bayağı hasara uğratıyorlar. O zamanlar uçaksavar makineliler olmadığından düz makineli tüfekler ve piyade silahlarıyla düşürülmeye çalışılıyor. Aynı şekilde iki Osmanlı tayyaresi de savaş anında birkaç sorti ile düşman gemilerine ciddi hasarlar veriyor.

Adedi az ama yaptığı iş büyük olan sadece tayyare değildir. Aynı şekilde onlarca düşman gemisine karşılık Osmanlı’nın bir tek Nusrat Mayın Gemisi vardır. Düşmanın toplu saldırıya geçmesinden önce Çanakkale Boğazı’nın en uygun yerlerinin mayınlanması gerekiyor. Bunu da Geminin kumandanı Kaptan Yüzbaşı Hakkı Bey hasta haliyle yerine getiriyor. Gökyüzünde Ay’ın olmadığı koyu karanlık bir gece vakti, düşman gemilerine hissettirilmeden devasa büyüklükte mayınları döşüyor. Bu sahneleri daha önce ne bir filmde ne de bir belgeselde görmüş değilim. Gerçeğinden hiç farkı olmayan müthiş sahnelerdi.

Düşman komutanları Osmanlı Gemisinin mayın döşediğini tahmin ediyorlar ama karanlık gecedeki olayı keşfedemedikleri için yerlerini tespit edemiyorlar. Sonra bu mayınlardan biri düşmanın bir büyük gemisini batırıyor, bir kaçını ağır yaralıyor. Ayrıca aldıkları ağır hasarlara rağmen Anadolu ve Rumeli tabyalarından açılan obüs ateşleriyle de 2 zırhlısı daha batırılıp, 4 büyük zırhlısı da ağır yara alan düşman gemileri Çanakkale Boğazı’ndan tamamen geri çekilmek zorunda kalıyorlar. Tarih 18 Mart 1915’tir.

son mektup sinemaÇanakkale Savaşı birbirinden ayrı iki evreden oluşuyor: Birincisi, düşmanın “kısa zamanda geçer, İstanbul’u teslim alırız” dediği Çanakkale Boğazı’nı gemilerle geçmek ve bu geçiş için verilen deniz (ve kısmen hava) savaşıdır. İkincisi ise, düşmanın, birinci seçeneğini gerçekleştirebilmekten ümidini keserek, Gelibolu’ya çıkarma yapıp, İstanbul’a karadan ulaşmak için yapılan savaşlardır. İlk evrenin Osmanlı’nın zaferiyle bitiş tarihi 18 Mart 1915’tir. Bu evrede Mustafa Kemal yoktur. Mustafa Kemal ikinci evre olan Gelibolu çıkarmalarına karşı yapılan Anafartalar ve Conk Bayırı savaşlarında görülecektir.

Teknik açıdan son derece başarılı bir filme imza atmış Yapımcı (Sepya Film), Yönetmen ve Müzik ustası Özhan Eren. Daha önce “120” adlı tarihi filmi de Özhan Eren yapmıştı. Obüslerin patlamaları, tayyarelerin it dalaşları, Nusrat Mayın Gemisinin mayın döşeme sahneleri, düşman gemilerinin mayına çarpışları sonucu batışları, düşman gemilerinin top atışlarından isabet alarak yanış ve batışları, cephe gerisinde Çanakkale Askeri Hastanesi’nde yaşananlar, arka planda yer alan o zamanın aksesuarları ve yazıları sıfır hatalıdır. Filmdeki “Son Mektup” isimli müzik parçasını Yonca Lodi seslendiriyor.

Filmde rol alan başlıca aktörler: Tansel Öngel (Pilot Yüzbaşı Salih Ekrem Bey), Nesrin Cevadzade (Nihal Hemşire), Bülent Şakrak (Nusrat Mayın Gemisi Kaptanı Yüzbaşı Hakkı Bey), Hüseyin Avni Danyal (Doktor Yüzbaşı Ragıp Bey) ve Barbara Sotelsek (Doktor’un eşi ve Başhemşire)dir.

Filmin yapımcı firması Sepya Film’in resmi web sitesinde filmle ilgili olarak şu bilgilere yer verilmektedir: “Tayyareci Salih Ekrem Yüzbaşı Osmanlı’nın ilk pilotlarından bir genç subaydır. Eşini küçük kızı Gülmelek’in doğumunda kaybetmiştir. Şubat 1915’te İngilizler donanma ile saldırıya başlayınca Salih Ekrem de Gülmelek’i babaannesine emanet ederek İstanbul’dan ayrılır ve “ilk uçaklardan biri olan” tayyaresi ile Çanakkale’ye gider. Hava keşfi yaptığı günlerden birinde, Nihal isminde genç bir hemşirenin de olduğu Türk sıhhiyeci grubuna iki İngiliz uçağı saldırınca Salih yardıma koşar. Çatışmada kendisi de ağır yaralanır ama Nihal hemşire ile birlikte Fuat isminde bir küçük çocuğun kurtulmasını sağlar. Kimsesiz bir çocuk olan Fuat, Nihal hemşirenin, Tabip yüzbaşı Ragıp’ın, Erika hemşirenin ve Nusrat’ın kaptanı Hakkı yüzbaşının kanatları altına sığınır… Herkes “Küçük Gazi” Fuat’ı uzaklardaki kendi çocuklarının yerine koyarak korumaktadır.  Fuat, harbin bütün şiddetiyle sürdüğü günlerde Salih Yüzbaşı ile Nihal’in daha da yakınlaşmalarına vesile olacak, Nihal’in vazife gereğince İstanbul’a dönmesi ile bu beraberlik, “mektuplarda dile getirilen” büyük bir sevdaya dönüşecektir.”

Film’den çıkıp eve yöneldiğimde cep telefonumda kayıtlı Abdüssamed’in hatmini kaldığım yerden kulaklıkla dinlemeye başladım. Tevafuk oldu ki, dinlemeye başladığım sayfa 71. Sayfaydı ve bu sayfada şu ayetler okunuyordu:

“Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın. Bilakis onlar diridirler; Rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar. Allah’ın, lütuf ve kereminden kendilerine verdikleri ile sevinçli bir halde arkalarından gelecek ve henüz kendilerine katılmamış olan şehit kardeşlerine de hiçbir keder ve korku bulunmadığı müjdesinin sevincini duymaktadırlar. Onlar, Allah’tan gelen nimet ve keremin; Allah’ın, müminlerin ecrini zayi etmeyeceği müjdesinin sevinci içindedirler.” (Âl-i ‘İmran 169-171)

Çanakkale Savaşı’nın gerek Deniz ve Hava ve gerekse Kara cephelerinde savaşarak şehit ve gazi olan tüm geçmişimizi küçük, büyük ayırt etmeden rahmet ve minnetle yâd ediyorum. Bu tarihi anma günlerinde “o mübarek şehit ve gazilerin aziz ruhları şad olsun” diyorum.

Filmin değişik sahnelerinde duygularınıza hâkim olamadığınız ve gözlerinizin yaşardığı anlar olacaktır. Yukarıda aktardığım ayeti kerimeler çerçevesinde inanıyoruz ki onlar Rabbimizin katında nimetler içerisindedirler. Tarih bilincimizi yeniden oluşturmak ve tüm neslimizin de o bilinçle yetişmesini sağlamak için bu film herkes tarafından ailecek izlenmelidir, diye düşünmekteyim.10/8.

*BU MAKALEDE YER ALAN FİKİRLER YAZARA AİTTİR VE FİKRİKADİM?COM'un EDİTORYAL POLİTİKASINI YANSITMAYABİLİR.

YAZAR HAKKINDA

Tahsin Varol, sinema yazılarını fikrikadim.com'da paylaşmaktadır. Yazarın diğer yazılarına ulaşmak için isme tıklayın
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

3 adet yorum var.

  1. Ömür Çelikdönmez dedi ki:

    mahşeri sahneleri tekrar gözümüzde canlandıran muhteşem tasvirler ve bilgiler için teşekkürlerimi sunuyorum

  2. Betül dedi ki:

    Film güzel bir film. Ama son dönem de yayın ın olan yani Atatürk’ün yaptıklarını unutturma çabasına yönelik olarak tarihi yeniden yazma amacına hizmet için çekilmiş…

  3. Tahsin Varol Tahsin dedi ki:

    Ömür Çelikdönmez’e yorum katkısı için teşekkür ederim. Betül Hanıma da sadece şunu hatırlatmak isterim: Çanakkale Savaşları iki alanda olmuştur. 18 Mart 1915 tarihinde DENİZ SAVAŞI yapılmıştır ve düşman olduğu gibi püskürtülmüştür. İŞBU DENİZ SAVAŞININ HİÇBİR MERHALESİNDE MUSTAFA KEMAL YOKTUR. Mustafa Kemal Gelibolu yarımadasındaki KARA SAVAŞLARI için gönderilmiştir. Gelibolu’ya geliş tarihi de DENİZ ZAFERİNİN sonrasında 24 Nisan 1915’tir. Kemalistler şimdiye kadar mekteplerde Çanakkale savaşlarını sanki hep M.Kemal yapmış gibi beyin yıkamışlardır. Kara savaşlarında da yine 7 cephe vardır. Bunlardan sadece 2 adedi M.Kemal’in cephesidir. M.Kemalin cephelerinde kazanılırken diğer cephelerde kaybedilmiş değildir. Üstelik tüm cephelerin komutanı da M.Kemal değil, Alman General LİMAN VON SANDERS’tir. Kara savaşlarını kazanan komutan odur.
    İşte şu anda yapılan bu beyin yıkamaların yıkanmasıdır. HERKESE HAK ETTİĞİNİ VERMEK ADALETTİR. Aksi zulümdür. Kemalist zihniyet, tarih öğretisinde bu millete zulüm etmiştir. Yani M.Kemal’i hak ettiğinin çok çok ötesinde bir yere taşımıştır. Şu anda yapılmaya çalışılan işte bu zulmü gidermeye çalışmaktır. Elbette Kemalist rejimin beyin yıkamasına maruz kalmış insanlarımızın bir kısmı sizinki gibi itiraz ileri sürebilirler. Yazımın sonunda ben DENİZ ve KARA tüm savaşlarda şehit ve gazi olanlara RAHMET diledim.Buna M.Kemal de dahildir.

Bir yorum bırak