Buğday Filmi / Sinema eleştiri

Gönderim Tarihi: Kasım 25th, 2017
13Okunma
Tabiattan kopuş, hakikatten kopuştur. 

Hayat

dört şeyle kaimdir, derdi babam

su ve ateş ve toprak.

Ve rüzgâr.

Ona kendimi sonradan ben ekledim

pişirilmiş çamurun zifirî kokusunu

ham yüreğin pütürlerini geçtim

gövdemi âlemlere zerkederek

varoldum kayrasıyla Varedenin

eşref-i mahlûkat

nedir bildim.”

İnsanın kendini hayata, hayatı kaim kılan elementler arasına dahil etmesi gerekliliğini bu şekilde ifade ediyor şair. Hava, su, ateş ve toprak, insanın onlarla bağını kurabildiği müddetçe cömert davranıyor; insanın onlardan kopuşuyla, hayattan kopuşu arasında fark bulunmuyor. İnsanın en şerefli varlık olduğu bilgisine erişebilmek ilahi bir iyilikle/hidayetle birlikte tabiatla irtibatını sürdürerek yaşamasını gerektiriyor. Bütünün parçası insan, fazlalık olarak kalmamak için buna muhtaçtır. Buğday, bu ana eksen üzerine oturuyor.

 

Pos- apokaliptik film olarak Buğday, -yönetmenin de röportajlarda ifade ettiği gibi- Hz. Musa ile Hızır arasında geçen kıssadan hareketle kurgulanmış; fakat filmin bütününe yön çizen ve çokça sözü edilecek bu kıssanın dışında farklı kıssalardan da yararlanıldığını söylemek mümkün. Özellikle insanın tabiat karşısında duruşunun nasıl olması gerektiği betimlenirken Hz. Musa’nın Tuva Vadisi’nde mukaddes bir yerde bulunduğu bildirilerek emredildiği gibi ayakkabılarını çıkarması ve yanan ağaca yaklaşması belirgin bir şekilde perdeye yansıtılıyor. Filmde rüya içinde anlatılan bu olayda ağaçtan gelen sesleri anlamadığını ifade eden Profesör, insanın hakikat karşısındaki tutumunu özetliyor. Anlatılan distopyada insan, artık ilahi buyrukları anlayıp kavrama yetisinden de mahrumdur. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın Hz. Musa’ya çalıdan/ağaçtan seslenildiği bildirilir. Asıl can alıcı nokta bu seslenişte işaret edilen hakikattir: “Ey Musa; bil ki ben, bütün âlemlerin Rabbi olan Allah’ım.” Problemin temel kaynağı yaratıcı rolüne bürünmek isteyen insandır ve ona hatırlatılan budur.

Bilgi sonsuzdur. Sonsuz bilginin kaynağı, rasyonalistlerin düşündüğü gibi sınırları tayin edilmiş akıl, empiristlerin dayanağı deney ya da başka bir şey olamaz. Bu nedenle bilimsel bulunmadığı gerekçesiyle yok farz edilen, daha doğrusu modern bilimin yasalarınca kabul görmeyen bilgi doğruluk değerinden mahrum değildir. Filmde, tezleri bilimsel bulunmayan fakat gerçekte sonsuz bilgi kaynağıyla irtibatını “sıradan” insanlardan daha ileri düzeye taşıyan karakterle bütünleşen ifadeler bilgi kaynağı olarak vahyi işaret ediyor.

 

Asit yağmurları, mutasyona uğramış canlılar, kendiliğinden tutuşan sentetik tohumlar… Her biri doğasının dışına taşınmış tabiat olayları olarak kendilerinden sakınma imkanını da ortadan kaldırmış durumdalar. Filmin ana fikriyle çelişen belki de tek sahne bu sığınak arayışında ortaya çıkıyor. Artık kendisinden hiçbir fayda umulamayacak modern bir araç olan otobüsün hurdaya dönüşmüş haliyle insanı asit yağmurundan koruma işlevi görmesi filmin hakim mantığıyla tezat içinde. Bu metaforla sunulmak istenen düşünce ne olursa olsun, otobüs hurdasının gördüğü koruyucu işlevin gerisinde kalacaktır.

Tüketime endeksli bencil ve müsrif bir topluluğun, en nihayet daha absürt şartlara bağlı ilkelliğe dönüşmekten kurtulamayacağı, filmin önemle temas ettiği düşünceler arasında görülüyor. Filmde, mağaralardan biraz daha farklı tasarım içinde, enjektörden ne işe yaradığı tanımlanamayacak araçlara kadar tuhaf bir pazarın/panayırın kurulduğu yaşam alanlarının insanlığın bugünkü aymaz serüveninin neticesi olabileceği vurgulanıyor.

Filmin finaline doğru saldırganlığıyla ortaya çıkan “karanlık” eğilimlerin sembolizasyonunda Teşkilat-ı Mahsusa arması yerine farklı, hatta Hz. Musa’nın uyarmak için gönderildiği kavmi simgeleyen öğeler kullanılsaydı elbette bütünlük boyutuna daha da katkı sağlanmış olacaktı.

Siyah-beyaz karelerden insanın iç ve dış yolculuğuna kadar düalist örgünün hakim olduğu Buğday’da denebilir ki büyük ve ciddi bir emek var. Hemen her görüntünün mükemmel ve etkileyici özelliği gerçek bir seyirlik tat doğuruyor. Yönetmenin insanlık adına kaygıları estetik duyarlılığını gölgede bırakmaksızın, yani kaba düşünce hamlelerine dönüşmeden perdeye aksediyor.

Buğday, zihinlerde öğütülmeyi bekleyen bir film. Bilginin kaynağına ve bilgiye erişim yolunda tatbik edilmesi gereken metotlara kadar işaretler içeren bu film metafiziği kavramaya çalışanlara yeni açılımlar sunma amacı güdüyor. Tabiatüstü gücün dışında hiçbir müdahalenin beklenilen sonucu veremeyeceğinin altını çizen Buğday, izleyen her insanın idrakine, tabiatta aksesuar hükmünde hiçbir şeyin bulunmadığı, yeryüzünde fazlalık aranılacaksa tabiatla bağlarını yok hükmüne indirgemiş insana bakmanın yeterli olacağı fikrini kazıyacaktır.

Abdullah Çevik  / Kaynak Site: Sinefesto

Yazar Hakkkında
Fikr-i Kadim

Yorum yaz

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.