Boşluktaki̇ “Değer”

Servet Kızılay

İlginç olduğu kadar kayda değer bir görüş var: “kötülük, mutlaka onu üretene geri döner. Yani kötülük, kendi dairesini tamamlamadan, başladığı noktaya geri dönmeden, asla durmaz”. Burada kötülük, fırlatılınca havada dönüp gelen Bumerang’a benzetilir. Belki İyilik de böyle bir harekete sahiptir fakat ortaya çıkardığı etkileri bakımından aynı şekilde benimsenip ele alınamaz. ‘Pandora’nın Kutusunu Açmak’tan bahsedenler ise genelde kötülüğün yayılmasını, her yere ulaşmasını kastederler  fakat kötülüğün dairesel değil Lineer yani doğrusal hareketinden yola çıkarlar. Şayet bunu doğru kabul edersek, kötülüğü üretenler, ondan hiçbir zaman etkilenmez. Kötülük hep diğerleri üzerine yapışıp kalır. Peki kötülük nasıl Bumerang gibi dönüp geri gelebilir ki?!  

İnsanı bir ekonomik varlık olarak tanımlayanlar, niceliksel akıllarıyla herşeyi ‘kâr-zarar, kullanma-atma’ vb, arasına sıkıştıranlar, bir refleks taşır. Bunlar  kendi dışındakilerin meseleyi aynı şekilde görmelerini istemezler ve  arzu etmezler, hele hele pratikte . Zirâ çok uzun süre ürettikleri kötülüklerin, sadece diğerleri için geçerli olduğunu varsayarlar. Bugün ise, bazıları için eskiden kârlı olan şeyler, dışarıda bırakılanların da talep ettiği, peşinden koştuğu şeyler. Mesela; İnsanlar, vatan millet için ölüme gitmeden önce “ben ne kazanacağım, bunda kârım ne?!” diye biliyor. Bütün manevi değerler, zorunlu olarak maddi değerlerin önünde tartışmaya açılıyor. Kaçınılmaz bir süreç olan iktisadi belirleyicilik, kendini en kesin ve mutlak olarak dayatıyor. Oysa eskiden kendilerine maddi şeyler devşirenler ve dünyayı hesap kitap üzerine tartanlar, gündelik kullanımda diğerlerine manevi değerleri bırakmıştı. Şimdi şehirlisi-köylüsü, okumuşu-cahili herkes onlar gibi hesap kitap üzerine “değer” oluşturma peşinde. Buna kısaca niceliksel düşüncenin egemenliği diyebiliriz. Demek ki; devletin kullandığı yaygın söylem ve kavramlar (“vatan, millet, bayrak”) boşluktaki değerler ya da boşluğa düşmüş değerler.

Günümüzde Türkiye dahil bütün bölge ülkelerinin en büyük sorunu, devletleri yönetenler ya da iltimaslı zümreler için geçerli olan araçsal aklın (hesabın kitabın, faydanın zararın) geriye kalanlar için geçerli kılınmak istenmemesinde. Diğerlerinin bundan ısrarla uzak tutulmasında. Zirâ çok iyi biliniyor ki; bu düşünce tarzı herkese yayıldığında, yaygınlaştığında, para ya da daha büyük çıkarlar olmadan tek kişi bile hareket etmeyecektir. Kaldı ki “vatan millet için ölsün”. Ekonomik, kültürel ve sosyal sermayeye sahipleri, diğerlerini olabildiğince dışarıya atma, farklılaştırma, dışarıda tutma eğilimindeler. Lakin bir sorun var: Bu kötülük, bu Bumerang, bir kere atıldı. Ayrıca Müslüman ülkelerin paradigma değişimlerini karşılamakta zorluk çekmesi ve bunda ayak diretmesi büyük felaketleri beraberinde getirdi.  

Bir Bumerang Olarak “Eşitlik”Kavramı:

Eşitlik, niceliksel -araçsal aklın en önemli kavramlarından. Fransız devrimi ile birlikte iyice siyasallaştıktan sonra hakkında nerdeyse bir külliyat oluşturulmuş bir kavram. Her yönüyle ele alınmış bir kavram. Lakin burada niceliksel akla rağmen eşitlik kavramının eşitsizliğini neden devam ettirdiğini soralım ve neden halen bir Bumerang gibi dönmediğini, tek taraflı ilerlediğini irdeleyelim.

Eşitlik bunca çeşitli tanımlamalarına rağmen kökeninde oldukça keskin hatlar barındırıyor. Ya bir şeyi düşürme ya da bir şeyi yükseltme olarak fakat belirli bir seviyenin mutlak geçerliliğini varsaymak, kavramın içeriğini oluşturuyor. Eşitliğin her alanda kabul edilmediği bir gerçek. Mesela; iktisadi olarak bütün insanların aynı düzeyde olmasını istemek, deli saçması, ütopik bir şey peşinden koşmak ya da siyasal düzeyde Komünist değerlendirmeye yol açabilir. İktisadi alanda paranın değil kazanmanın koşullarını eşitliğe sokmak kabul edilen genel teori. Niceliksel düşüncenin kaçınılmaz bir fikri olarak eşitliğin, iktisadi alanda neden ilerleyemediği yahut ilerletilmediği, aynı hizaya getirilmek istenmediği, pek açık değil (kendi tutarlılığı bakımından). İktisadi alanda eşitliğin olamaması normal bir durum sayılırken başka alanlarda da normal olarak değerlendirilmesi hele hele bizim gibi ülkelerde bunun sistemleşmesi, çok şaşırtıcı.

Şimdi; yaklaşık 150 yıldır Batılı düşünceyi ve değerleri benimsemiş, bu değerleri topluma yer yer dayatmış olan kimseler, iş kendi aleyhine dönünce, niceliksel aklı hemencik bir kenara atmayı tavsiye edebiliyor ve seve seve bunu yapabiliyor. Lakin artık çok geç; Bumerang fırlatıldı…bundan böyle  bizler de onların yaptıkları hesaptan pay almayı ve dolayısıyla bu niceliksel aklın sonuçlarını onlara göstermeyi, isteyebiliriz. Belki ekonomik-kültürel-sosyal sermayeden yeterince pay almışlar kişileri ve zümreleri, sınırlara götürebiliriz. Barışta eşit olmayanların savaşta eşit olabileceğini hatırlatabilir hatta zorlayabiliriz. Evet! Ekonomik olarak(sermaye birikiminde) eşitlik, sevimsiz ve geçersiz bir şey kabul ediliyor fakat diğer alanlara bunu yaymaya niceliksel akıl ve onun kategorileri pek sıcak bakmıyor. Eşitlik kavramı, bir savaş anında barışta eşit olmayanları da eşit olmaya zorlar: “Aynı cephede aynı koşullarda aynı şeklide herhangi bir iltimas olmaksızın savaşacaksan savaş iste!” der. “senin de çoluk çocuğunun ölmesini, evinin yıkılmasını, hayatının mahvolmasını, canının ve malının üzerine zar atılmasını göze alıyorsan, burada da eşit olacaksan, savaş iste!” der ve neden böyle şeylerde ısrarla eşitlenmediğini sorar, söyler hatta emreder. Bu türlü şeyler, eşitliği kullananların  işlerine gelmez.

Niceliksel aklın ürünü olarak eşitlik kavramı, her türlü felakette de geçerliliğe dayanır. Aynı hizada kalmayı talep eder ve bunu bizlere öğretir. Bu anlamda olumludur. Olumsuz olan tarafı ise, niceliksel düşüncenin sonuçlarıyla yüzleşmektir. Yani fırlatılan o Bumerang’ın dönüp geri gelmesidir.

Yazar Hakkkında
Servet Kızılay

Yorum yaz

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.