ayşe böhürlerAyşe Böhürler / YeniŞafak

Kapadokya Üniversitesi, Alev Alatlı’nın derlemesi “Bize Yön Veren Metinler”in iki cildini yayınlandı.

İ. S. 750-2001 tarih aralığındaki düşün serüvenimize ilişkin metinlerin toplamı 6 cildi buluyor. Şu an yayınlanan ilk iki cilt Selçuklulara kadar olan süreci kapsıyor. Bu serinin önemi ise her biri farklı dillerde olan birçok metnin doğru ve yorumsuz bir tercüme ile derli toplu bir şekilde bir yayında yer alması. Bu haliyle bu kaynak eser, son dönemlerde yayınlanan üniversite yayınları içinde zirveye yerleşiyor.

Türk-İslam kültürünün hafıza belleğini oluşturan temel eserlerin dili olan Arapça ve Farsçanın yanı sıra Anadolu coğrafyasında yaşayan diğer toplumların Rumca, Ermenice, Kürtçe, Ladino, Yiddiş gibi dillerinin de dikkate alındığı bu çalışma, bize deryaya bir kılavuz ile dalma kolaylığını sunuyor. Göktürkler’den başlayarak İslam tarihi, temel ıstılahlar ve tartışmalar, din-şeriat-akıl ilişkisi, kader, varlık-yokluk meselesi gibi temel dinî meselelerden astronomi, coğrafya, psikoloji, fizik ve optik alanındaki metinlere kadar birçok konuda çığır ve yol açan metinleri güzel bir Türkçe ile bize aktarıyor.

Doğrusu kitabı sadece biraz karıştırabildim, okudukça sizinle paylaşacağım. Ancak bugünü, zihin haritamızın girintilerini-girdaplarını, “Niye oldu da böyle oldu?” sorularının cevaplarını, bilim üretemeyişimizin ve coğrafyamızdaki tutarsızlıkların nedenlerini, Batı’dan farkımızı, kapasitemizi, insan kaynağımızın ve kültürümüzün temel dinamiklerini anlama noktasında ana metinlerin elimizin altında tek bir kaynakta toplanmasını önemli bir kültür hizmeti olarak görüyorum. Başlıklara bile bakarken, kendimizi anlamayı kolaylaştıracak muhteşem bir kaynak ile buluştuğumuzu düşünüyorum. Bu kaynak eser umarım “devamlılık ve bütünlük” konusunda sorun yaşayan zihin dünyamızda aydınlanmanın kapısını açar.

Büyük bir emek ve zahmet gerektiren bu eserde titizlikte çalışan herkese, başta da Alev Alatlı’ya “Bize Yön Veren Metinler”in kapısından bugünün Türkçesiyle girme imkânını verdikleri için teşekkürü borç bilirim. Bu büyük zahmetin karşılığında ise bize düşen sadece gayret ve ciddiyetle okumak… Bu kitap ile Alev Alatlı bir fikri takip yapıyor ve medeniyetimize bir çerçeve çiziyor.

MÜLTECİLERLE YAŞAMAK

Nizip kampından bir çocuk:

“Abla senin annen var mı?”

“Var.”

“Peki baban var mı?”

“Var.”

Kamptan bir diğer çocuk arkadaşına kızıyor:

“Niye soruyorsun ki! Onlar burada yaşıyor, buradakilerin hepsinin anne ve babası var.”

Bu diyalog ekibimizden bir genç ile çocuklar arasında geçti. Bu hafta Suriyeli mültecilerin yerleştirildiği kamplardan birisinde bir gün geçirdim. Birçok farklı ülkede mülteci kampı görmüş birisi olarak izlenimlerim kısaca şöyle…

AFAD tarafından yönetilen kampların fiziki ve maddi koşulları dünya standartları açısından çok yüksek. Hatta kamp koşulları açısından, en iyileri arasında yer alıyor. Kamplarda çalışan personel de mülteciler ile bir dil kurmayı öğrenmiş.

Ancak çoğunluğunu kadın ve çocukların oluşturduğu bu kamplarda yaşayan insanların barınma, giyinme, yeme-içme gibi mecburi-hayati sorunlarının ötesinde sorunları mevcut. Özellikle bu koşullarda yetişen çocukların geleceği ciddi bir sorun. 

Kültürel çatışma ve farklılıklar, iki toplumun uyumu açısından ciddi bir sorun potansiyeli taşıyor.

Etrafı dinlerken bir an kendimizi Türkler konusunda ön yargılı Almanlara benzettim. Din birliği olsa da kültürel farklar, yaşam alışkanlıkları, algı farkları ayrımcı bakışın oluşmasını engelleyemiyor. Almanya’da Türkler ile aynı apartmanda oturmak istemeyen Almanları düşündüm ya da saat 8’den sonra gürültü yasağı gibi kuralların polis denetiminde benimsetilmesini. Almanların sokakta sohbet eden Türklere bakışı da farklı değildi.

Bu nedenle Suriyeliler için yardımdan ziyade kültürel uyum konusunda yapılacak çalışmalar bazı sorunların aşılmasını da kolaylaştırabilir.

Bölgedeki Suriyeli göçü yerli halkın milliyetçi duygularını güçlendirmiş. Kendilerini ayrıştırmak ve üstünlüklerini vurgulama isteği artmış. Milliyetçilik vurgusu daha da güçleniyor. Bu da bölgedeki çatışmaları daha çok derinleştirebilir.

Bizim mültecilerle yaşama tecrübemiz çok daha yeni. Bu tecrübesizliğe rağmen özellikle kamp bölgelerinde birçok sorun için çözüm yolları oluşturulmuş. Ancak bölgedeki tablonun kolay kolay değişmeyeceği düşünülerek uzun vadeli ve sürdürülebilir uygulamaları devreye sokmak gerekebilir.

Özellikle çocuklar için farklı bir strateji geliştirilmesi gerekiyor. Aile içi şiddet ve benzeri birçok konunun önlenmesine ilişkin çalışmalar kampların özelinde çocuk ve kadınları kapsayacak şekilde ele alınmalı.

Ve en önemlisi buradaki insanlara iş imkânları oluşturmak gerekiyor.

Tüm bunların sırtımıza yüklediği sorumluluk büyük. “Bize ne” deyip sırtımızı dönemeyiz.