Biyolojik çeşitlilik ne kadar korunuyor? – Fikrikadim

Biyolojik çeşitlilik ne kadar korunuyor?

Itri Levent Erkol

Itri Levent Erkol

Dünya’da bulunan 34 biyolojik çeşitlilik sıcak noktasının üçü Türkiye’de kesişiyor. Bunun başlıca nedeni ise ülkemizin coğrafi konumu ve özellikleri. Bu, aynı zamanda yaklaşık 11 bin bitki ve 80 bin hayvan türüne ev sahipliği yapmasının da sebebi. Deniz seviyesinden 5137 metre yüksekliğe kadar uzanan farklı yapıdaki yer şekilleri ve mikro iklim özellikleri beraberinde çok zengin bir bitki örtüsü çeşitliliğini de getiriyor.

Türkiye sınırları içerisinde bulunan 11 bin bitki türünün yaklaşık üç bini endemik, yani yalnızca Türkiye’de görülebiliyor. Bunların tamamı küresel ölçekte dar yayılışlı. Yani dağılım alanları 50 bin km2’den az. Yüzde 68’inin yayılış alanı ise 500 km2’den bile daha az. Ayrıca endemik bitkilerimizin yüzde 70’i kırmızı liste ölçütlerine göre tehlike altında ve en az üç bitki türü hali hazırda yeryüzünden tamamen yok olmuş durumda.

manyas03_1 (1)Türkiye gerek karasal gerekse sucul ve denizel omurgasızlar bakımından da oldukça zengin. Karasal omurgasızlarla ilgili detaylı envanter çalışmaları henüz tamamlanmadı ama gündüz kelebekleri, kızböcekleri ve yusufçuklarla ilgili tatmin edici akademik çalışmalar var. Türkiye’de bulunan 380 gündüz kelebeği ile ilgili yapılan bir çalışmada 25 yeni endemik, 21 yeni yarı-endemik kelebek türü tespit edildi. Başka bir çalışma ise Türkiye düz kanatlılar faunasının yaklaşık yarısının endemik olduğunu gösterdi. Denizel omurgasızların durumu ise deniz kurtları, yumuşakçalar ve kabuklular dışında pek bilinmiyor.

Türkiye’de bulunan 694 balık türünün 252’si Dünya Koruma Birliği’nin (IUCN) kırmızı listesinde bulunmakta. İç su balıklarının 61’i endemik, 59’u dar yayılışlı, 18’i ise tek nokta endemiği. Alburnus akili türünün ise yeryüzünden tamamen yok olduğu düşünülüyor.

Yapılan çalışmalar Türkiye’de 164 amfibi ve sürüngen türü olduğunu gösteriyor. Bu türler arasında 10 amfibi ve 17 sürüngen türü endemik.

Türkiye, sunduğu farklı bitki örtüsü tipleri, habitatlar, iklim yapısı ve topoğrafik yapı ile zengin bir kuş çeşitliliğine de ev sahipliği yapmakta. Türkiye’deki 476 kuş türü yaşıyor. Küresel düzeyde değerlendirildiğinde bu türlerden üçü kritik olarak tehdit altında, beşi tehdit altında, sekizi hassas ve 17’si nesli tehlikeye düşebilir statüsünde.Ulusal düzeyde ise 23 tür kritik olarak tehdit altında, 26 tür tehdit altında, 51 tür hassas ve 15 tür nesli tehlikeye düşebilir statüsünde

Türkiye’de bugüne kadar 169 memeli türü belirlendi. Bu türlerin 9’u endemik, 14’ü küresel ölçekte nesli tehlike altında, 11’i nesli tehlikeye düşebilir statüsünde. Memelilere ilişkin ulusal düzeyde bir kırmızı liste çalışması malesef henüz yapılmadı.

Yüksek biyolojik çeşitliliğe sahip olan bu kıymetli coğrafyada, yukarıda sayılan değerler farklı hukuki dayanakları olan çeşitli statüler ile koruma altına alınmaya çalışılmış. En azından 7 – 8 yıl öncesine kadar. Orman ve Su İşleri Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından 2013 yılı içerisinde “Türkiye’nin Korunan Alanları Bilgi Sistemi” Projesi kapsamında gerçekleştirilen çalışmada, ülkede karasal korunan alan büyüklüğünün 5 milyon 647 bin 568 hektar olduğu bildiriliyor. Bu alanın ülke yüzölçümüne oranı yüzde 7,24. Maalesef bu rakamlar korunan alanlara ilişkin gerçek durumu göstermiyor.

Türkiye’nin karnesi zayıf

Her ne kadar, farklı statülerdeki korunan alanlar sayısal ve alansal olarak fazla gibi görülse de, örneğin Tabiat Parkları ihale usulü ile işletmecilere kiralanan rekreasyonel alan niteliğinde ve herhangi bir koruma çalışması içermiyor. Doğal Sit ve Özel Çevre Koruma Bölgeleri ise 4 Temmuz 2011 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan, 644 sayılı ve 645 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameler ile mülga Çevre ve Orman Bakanlığı’nın ikiye ayrılmasını takip eden dönemde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü’nün yerel teşkilatının zayıflaması sebebiyle neredeyse sahipsiz kaldı. Günümüzde aynı genel müdürlük tarafından yürütülen ve hiçbir bilimsel yaklaşıma ve gerçekliğe sığmayan yöntemlerle yürütülen sit alanları değerlendirme çalışmaları ile de sayıları gitgide azalacak. Tabiatı Koruma Alanı statüsü ile koruma altında olan bölgelerde bilimsel ve eğitim amaçlı faaliyetlerin dışındaki faaliyetlerin uygulanmasının yasak olması sebebiyle, alanlar karakteristiklerine uygun yönetim modelleri ile yönetilmiyor. Alanlar içerisinde yüzyıllardır yaşayan halk, geleneksel arazi kullanım yöntemlerini terk etmeye zorlanıyor. Hatta alanların sürekliliği için önem arz eden ekosistem rehabilitasyon ve restorasyon çalışmaları bile engelleniyor.

Su ve enerji politkaları tehdit ediyor

Zaten son yıllarda mevzuatta yapılan değişiklikler sonucunda, korunan alanlar içerisinde neredeyse her türlü yatırım mümkün hale getirildi. Taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelerin hükümlerine rağmen.

Aslında biyoçeşitlilik açısından korunması gereken alanların belirlenmesine ilişkin bilimsel bir metodoloji olarak Önemli Doğa Alanı (ÖDA) yaklaşımı, kaynakların en öncelikli alanlarda kullanılabilmesi için bir referans noktası. Bu yaklaşım Doğa Derneği’nin içerisinde bulunduğu dünyanın önde gelen doğa koruma kuruluşlarında görev yapan uzman bir ekip tarafından geliştirildi.Yapılan çalışmalar sonucunda 2006 yılında toplam 20 milyon 280 bin 149 hektar, yani Türkiye yüzölçümünün yaklaşık yüzde 26’sını kaplayan bir alan, 305 Önemli Doğa Alanı (ÖDA) olarak belirlendi.Bu 305 ÖDA’nın 178’i Önemli Kuş Alanı Kriterlerini de sağlıyor. Geriye kalan 127 ÖDA ise kuş dışındaki canlı gruplarından ÖDA ölçütlerine uygun.

ÖDA yaklaşımı sayesinde Türkiye’de doğa koruma mevzuatına ve uygulamalarına ilişkin gerçekci bir değerlendirme de yapabiliyoruz. 305 ÖDA arasından yalnızca 71 ÖDA’nın koruma statüsü bulunmakta, 176 ÖDA ise herhangi bir koruma statüsüne sahip değil. Korunan alan statüsüne sahip alanlar, ÖDA’ların yaklaşık yüzde 14’ü ve korunması gereken milyonlarca hektar doğal yaşam alanı resmi olarak koruma altına alınmıyor.Kağıt üzerinde koruma altında olarak görülen alanlar ise para ve rant için her geçen gün zarar görüyor.

ÖDA’lara yönelik tehditlerin değerlendirmesi için yapılan son çalışmalar gösteriyor ki barajlar, sulama ve drenaj projeleri, bir başka deyişle su politikaları, Türkiye’nin biyolojik çeşitliliğine yönelik en büyük tehdidi oluşturmaktadır. Tarım sektörü kapsamında sulama ve drenaj projeleri 225 ÖDA’yı; enerji sektörü kapsamında hidroelektrik santralleri ve barajlar ise en az 185 ÖDA’yı etkilemektedir. Su ve enerji politikalarına ek olarak madencilik, turizm ve kentleşme projeleri birçok ÖDA’da karasal ve denizel biyolojik çeşitliliğin kaybına sebep olmuştur ve olmaya devam etmektedir.

Biyoçeşitliliğe ilişkin tüm izleme çalışmaları, özellikle son yedi yılda dünyada doğa koruma karnesi bakımından en zayıf ülkelerden biri haline gelen Türkiye’nin şu an büyük bir biyolojik çeşitlilik krizi yaşadığını gösteriyor.

-Al Jazeera-

Sigara karşıtı önlemler işe yarıyor mu ?

Avustralya ile İngiltere sigara yasağı konusunda muhtemelen dünyanın en sıkı ülkeleridir. Halka açık yerlerde sigara yasağı, paketler üzerindeki sert uyarılar ve dükkanlarda tütün ürünlerini sergileme yasağı var. Şimdiyse standart ambalajlar hayata geçirilecek gibi. Geçtiğimiz ay da çocuklar arabadayken otomobillerde sigara içme yasağı kararı alındı. Bazı yerlerde meydanlar ve parklarda bile sigara içilmesini yasaklamaya çalışılıyor. Dokunulmaz […]

0 comments

YAZAR HAKKINDA

fikrikadim.com sitesinin görüllü editörü
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.

Bir yorum bırak