Bir Nefeste Dede Korkut'u Seyretmek – Fikrikadim

Bir Nefeste Dede Korkut’u Seyretmek

Geçenlerde devlet tiyatrosunun oyunlarından “Bir Nefes Dede Korkut” oyununa oğlumla  gittik. İyi ki de gitmişiz. Bazen tiyatroya ailemden birini veya bir arkadaşımı götürürken ödüm patlıyor. Oyun kötü olacak ve sıkılacaklar, diye. Bu yüzden tiyatroya kendim gitmeyi tercih ediyorum. İnanın böylesi daha güzel. Kafan rahat oluyor. Oyuna daha iyi odaklanıyorsun. (Zaten gidecek birilerini bulmak zor. Evdekiler tiyatro deyince kaçıyor. Arkadaşların da tiyatro deyince hep işi oluyor. Böyle olunca zorunlu bir tekillik halinin hiç de fena olmadığını zamanla yaşayarak anladım. Ama ara sıra oğlumu, onun sevebileceği oyunlara götürmeye çalışıyorum. O havayı solusun. Çocukluğumuzda gittiğimiz bu yerler film karesi gibi aklımızda kalır. Bize kattığı şeylerin değerini o zamanlar anlamayız. Büyüdükçe iyi ki de bunları yaşamışız, diye düşünürüz.

Oyun, Zeytinburnu Kültür Merkezi’nde gösterimdeydi. Marmaray’dan kültür merkezine mesafeyi Google, 20 dakika gösterince ve hava da güzel olunca yürüdük. Zeytinburnu’ndaki geniş 58. Bulvar Caddesi epey kalabalıktı. Her semtin bir yüzü var. Burası; Kadıköy’de, Taksim’de yürürken karşılaştığın insanlardan farklı.  Üsküdar ve Fatih de karşılaştıklarımdan farklı. Trafiğe kapalı olan kısımdaki karşılıklı bankalarda oturan yaşlı insanlar, büyük ihtimal 1960 ve 70’lerden sonra İstanbul’a taşradan gelen insanlar. Şimdi ikinci kuşak çocukları ve üçüncü kuşak torunları var. Güneşli havayı görünce kendilerini bankalara atmışlar. Koca metropolde yaşlı olmak nasıl bir şey? Bazılarının arasında koyu bir sohbet var. Sanırım, sık sık buraya geliyorlar ve birbirlerini tanıyorlar. Burası onların yalnızlıktan kaçış noktası olmuş. Adı konulmamış bir toplanma merkezi. Bu koca şehirde yaşlılıkla başa çıkmanın yolunu böyle bulmuşlar. Bu yaşlıların çoğu ilkokul mezunudur veya değildir. Çoğu da işçi ve esnaf olarak ekmeklerini kazanmışlardır. Bugünkü İstanbul’da emekleri var. Şimdi hayatın ona verdikleri koca şehrin bir bankında oturmak. Yürüyenler ise genelde gençler. Buradaki gençler yine tekstil veya işyerlerinde çalışanlar. Onlarsa hafta sonunda gençliklerinin imkanları dahilinde tadını çıkarıyorlar. Bu gençler ya buradaki yaşlıların torunları veya  Ortadoğu , Asya, Afrika’dan gelen göçmenler. Her semt kendine ait moda tabiriyle gettosunu yaratıyor.

Kültür merkezine ulaştığımızda seyircilerin daha çok çocuklardan oluştuğunu gözlemledim. Dede Korkut olunca böyle olacağını düşünmüştüm. Ama oyun bize ters köşe yaptı, ilerde anlatacağım gibi. Çocuklardan önce büyüklerin gitmesi gereken bir oyun. Salon  dolu olmadığı için ilk sıra boş kalınca öne geçtik. Yalnız salon görevlilerinden orta yaşlı bir kadın görevli zehir hafiye gibiydi.İçeri su dışında yiyecek almıyoruz, diye uyarıda bulundu; elimizdeki meyve suyunu işaret ederek. Cep telefonlarını neredeyse toplatacaktı. Aklıma Hababam Sınıfı’nın Külyutmaz hocası geldi. Koltuklar arasında dolaşıp telefonlara el atacak, zannettim. En son kapılar kapanırken yanındakilere “ Çok çocuk var. Telefonları açabilirler, dikkatli olalım!” sözleri duyuldu. Aman Allahım, bir gram sanat aşkı olanı da öldürür, bu abla. Yine de Külyutmaz gibi şirin bir tarafı vardı.

Ön sırada eli bastonlu yaşlı bir teyzenin yanına oturduk. Oyun başlamadan başladı. Eski Türk kültüründe yol gösterici kam olan kadınlar vardır. Ellerindeki bastonlarıyla yere vurur ve yol gösterirler. Kendisi, bana bunu anımsattı.Yaşlı teyze, ben ve oğlum; üç kuşak Dede Korkut izlemeye koyulduk. 

Dede Korkut Hikayeleri’ni artık daha çok önemsiyorum. İnsanın yaşı ilerledikçe özüne dönüyor. Kendi değerlerine sarılmak istiyor. Bize ait değerlerden uzaklaşmışız. Bunun biraz da yanlış politikalarla da ilgisi var. Politika derken yalnız siyasi partilerin yaptığı politikalardan bahsetmiyorum. Toplumun kendi içinde oluşturduğu her türlü politikadan bahsediyorum.Sanki kendini milletini tanımak, sahip çıkmak ırkçılık oluyormuş gibi düşünce oluşturuluyor. Oysa insan nereden, nasıl geldiğini bilmeli. Bildikçe de başka milletlere ve etnik kökenlere saygı duymalısın. Bu kendini bilme ve tanıma kendine hayran olmaya dönmemeli . İşte bize olanlar ya kendini üstün görüp diğerlerini aşağı görme tarzında veya faşist olma korkusuyla kendini tanıma sürecinden imtina etme şeklinde oluyor. Yani olması gerekeni yine ıskalıyoruz. 

Bir Nefes Dede Korkut, adı gibi bu sorunlarımıza nefes olup hayat verecek bir oyun. Eski Türk çalgıları kopuz, ney, davul başlayan oyun tütsü kokuları eşliğinde bizi yüzyıllar öncesi topraklarımıza götürüyor. Oyuncuların dansla beraber iple çektikleri örtünün içinde aslında geçmişten gelen değerlerimiz vurgulanımş. Bu örtünün içinde hamur yoğurulup ekmek yapılan tekne, elek gibi malzemeler var. Bir de daha sonra seyirciyi de oyunun içine katan ipler. Bu iplerle Dede Korkut’la aramızda unutulan bağları tekrar hatırlatıyor. Masal anlatıcısı, eski Türk kültüründe şifacı olarak bilinen kadın olan kamlığı temsil ediyordu. Bir yandan anlatırken bir yandan ekmeği yoğurması oyuna  hem bir dinamik hem bir gerçeklik katmıştı. Masallar anlatılırken bir yanda ellerindeki odunlarla anlattıkları insanları, yaşamları tasvir etmeleri, o sopaları ritmik bir şekilde kullanmaları ve seyircinin yadırgamadan bunu izlemesi, oyunun başarılarından biriydi. Sonraki masalda, yine ipliklerle masalın anlatımını güçlendirmeleri, o ipliklerin seyircileri de tutturarak oyuna dahil etmeleri ve bütün bunları yaparken oyundan kopmamaları başka bir başarısıydı.

Masallarda, kendi içimizdeki iyi insanı ortaya çıkarmanın yolları vurgulanıyordu. Hayatta bencilliğin, aç gözlülüğün, böbürlenmenin fayda getirmediği aksine insanın kendisine zarar verdiği temaları işleniyordu. Oyun, bunu anlatırken bizi yargılamadan yapıyordu. Burası önemli çünkü ders vermeye çalışan değil gönül almaya çalışıyordu. Başlarda söylenen “ Biz fark etmesek de Dede Korkut’dan  bazı değerleri hala yaşatıyoruz…” cümlesi benim hoşuma gitti. Gerçekten farkında olmadan geçmişi yaşatıyoruz. Masallarımızı genelde ninelerimize veya annelerimiz anlatır. Bu şifacı, kam kadından gelen bir kültür olmalı. Oyunda hamur yoğurulup en son ekmek yapılıyor ve seyircilere dağıtılıyor. Bu durum yine seyirciyi içine alan bir anlardan biriydi. Ekmeğin birbirimize bağlayan bir bağ olduğu, yuvamızı şenlendirdiği, anlatıyordu. Hala da ekmek bizim için önemlidir. 

Dede Korkut Hikayeleri bizim özümüz. Geçen sene yeni bir hikaye keşfedildi. Basın da yer aldı. Genelde televizyonda çizgi film halinde veya komedi tarzında filmleri yer alıyor. Daha değerini bulamamış. Tiyatrosunun yarı dolu salonlarda izlenmesinin bunun bir göstergesi. İleriki dönemde bence ilgi artacak. Aslında fantastik tarzda filmleri doğru ve kaliteli işlenirse geniş kitlelere ulaşmasını sağlar. 

Bir Nefes Dede Korkut’un zamanla kapalı gişe oynamasını temenni ediyorum. Daha önce dediğim gibi salon yarı yarıya boştu. Ama oyun; oyuncusuyla, hikayesiyle, koreografisiyle, dekoruyla dolu bir salonu hak ediyordu. Hikâyeler, oyuna sağlam adapte edilmiş; Eski Türk kültürü ve Dede Korkut’la ilgili ayrıntılara özen gösterilmiş. Arka planda bu işe çok kafa yorulduğu ve çok emek verildiği belli oluyordu. Tiyatronun bütün özelliklerini başarıyla kullandılar. Oyuncular; enstrümanları çaldılar, dans ettiler, objeleri kullanarak oyuna kattılar, seyirciyi oyuna dahil ettiler ve bütün bunları yaparken oyunun temposunu düşürmediler. Çok beğendim ve beğendiğimi her yerde söyleyeceğim. Hatta yakın zamanda tekrar izleyeceğim. Büyüklere, küçüklere, herkese bu oyunu gönül rahatlığıyla tavsiye ederim.

*BU MAKALEDE YER ALAN FİKİRLER YAZARA AİTTİR VE FİKRİKADİM?COM'un EDİTORYAL POLİTİKASINI YANSITMAYABİLİR.
  Sosyal   Medyada   Paylaşın

YAZAR HAKKINDA

Fikr-i kadim sitesi yazarı ve yayın editörü. / dunyadakianadolu.com sitesi kurucuları arasında
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.

Bir yorum bırak