Bir Dogma Olarak Güvenlik Politikaları – Fikrikadim

Bir Dogma Olarak Güvenlik Politikaları

Servet Kızılay

Avrupa’da  bilim ve ilim adına Dogma’ya amansız bir savaş açılmıştı fakat Dogma; bilimsel  olmaktan öte, son derece stratejik bir kavram olarak işlev gördü. 16 yüzyıldan beri daha sistematik olarak işlenen bu kavram altında, Din üzerine yıkılan ve adeta şeytanlaştırılan olumsuz anlamlar üretildi. Dogma’nın kilise otoritesiyle eş anlamlı hale gelmesi, aslında onun stratejik hareketini açıkça gösteriyordu. Bugün hiçbir dogmaya inanmadığını hatta ondan kaçtığını söyleyen modern insan bile, Ortaçağ hakkında anlatılan hikâyelere inanıyor. Ateşe attığı insanlara; “şayet masum ise yanmaz, ama cadıysa yanar!” diyen bir Kilise olduğu zannediliyor. Kısacası; Dogma-dogmatizm, Bilimin Tanrıya mutlak zafer kazandığı arenada çok yönlü, çok kullanılışlı, bir araç oldu.

Dogma(tizm) üzerine damgalanan tüm olumsuz anlamlar, ondan kaçmak için yeterli gerekçeler sunuyordu fakat insanlar bundan kaçarken gerçekten özgürleşiyor muydu? “Bağnazlıktan”, “tutuculuktan”, “yobazlıktan” uzaklaşıyor muydu? Buna hemen evet demek kolay değil. Kitle iletişim araçları, dünyanın üniforma -tek tipe- kavuşması..vb şeyleri burada düşünebiliriz: İnsanlar giderek yapay zekaya dönüştü. Niceliksel akıl, genişleyip tüm insanlar için geçerli hale geldi. Böyle bir zamanda Dogmatizm’in modern zihin için çok gerilerde kaldığı iddiası, ancak mutlak bir inanç ya da ironi olabilir. Uwe Pörksen “Modüler Dilin Zulmü” adlı kitapta Plastik Kelimeler aracılığıyla insanların nasıl aynı şekilde biçimlendiğini, algıladığını irdeledi. Dilin bir lego gibi kuruluşunu ve kurduklarını gösterdikçe, yağmurdan kaçarken doluya tutulan bir insanlıkla karşılaştık. Oysa bu insanlık her fırsatta Dogma’dan yani karanlıktan esaretten kurtulduğunu, gururla öne sürüyordu.

Güvenlik Politikalarının Dogma(tizm) ile ilgisi ne?

Şayet Dogma’ya, Dogmatizme, Dogmatiklere yüklenen ve herkesçe kabul edilmiş kesin bir anlam varsa ve bu anlam doğru aynı zamanda geçerli ise; o halde, Güvenlik politikaları bu anlamları en iyi temsil eden bir şeydir. Zirâ O, insanlara kendini kabul ettirirken aynı zamanda esir alır. Güvenlik Politikaları kendi doğrularını; eksiksiz, en kesin, hiçbir şeyin dışarda kalmadığı, esnemediği kısacası mutlak bir hakikat ve zorunluluk olarak dayatır.

Güvenlik Politikaları, Dogmatizm’deki a priori ilkeler gibi temelde bulunan değişmez ve değiştirilmez ilkelerden hareket eder. Mesela; İnsanların korunma güdüsünü, kendi yaptığı ya da yapacağı güvenlik politikalarının devamı ve meşruiyet temeli sayar. Güvenliğin insan için esas olması tezinden hareketle, onu insanlara zorla dayatma mecburiyetini ve gücünü kendinde bulur.

Güvenlik Politikalarını deney yoluyla gözlemleyemeyeceğimiz gibi sınayamayız da. Onun ürettiği ve önümüze koyduğu şeyleri; inceleme, araştırma yahut tartışma ihtiyacı hissetmeden almamız gerektiği dikte edilir. Zaten ona karşı böyle bir lüksümüz de yoktur.

Güvenlik Politikalarının kötü sonuçları ve başarısızlığı (geçersizliği) ne kadar bilgi ve belgeye dayanarak ortaya konarsa konsun ona inananlar tıpkı Dogmatikler gibi tepki verirler.  Yani bilgi ve belgeleri kabul etmezler yahut yok sayarlar. Buyüzden bu coğrafyadaki şiddetin- savaşların hiçbir sorunu çözemediği anlatılamaz. Hatta bu bölgede savaşan bütün devletlerin neye karşı savaşmışlar ise tam tersi sonuçlar aldığı gösterilemez. Bütünlük adına yapılan tüm savaşlar parçalanmayla; bağımsızlık ve özgürlük adına yapılan tüm şiddet biçimleri daha fazla bağımlılıkla (savaş endüstrisi ve ürünleri de dahil ) neticelendiği izah edilemez.

Nerde başladığı ve nerede bittiği belli olmayan bir güvenlik tanımı bulunmasına rağmen insanlara sanki apaçık bir Tanrı sözüymüş gibi konuşur. Burada da durmaz daha ileri gider. Dinin bile yapmadığını yapmaya çalışır: Kendini ve doğrularını kutsarken, teklif değil tehdit eder ve en önemlisi emreder. Yani güvenlik politikaları içindeki doğrular, ona maruz kalanlar için aynı zamanda bir emirdir. Carl Schmitt modern devletlerin kendini teolojik bir formla yeniden konumladığını söylemişti. Lakin Teolojik anlamda iradenin ve inancın güvenlik politikaları kadar sınırlandırıcı olduğu çok rahat söylenemez. Güvenlik politikalarında seçme, irade, karar askıya alınır. Bunu yapmamız için ortada gerekçeler ve mecburiyetler olduğu hatırlatılır. O halde geride kalanların yapılması gereken şey, savaşa en iyi stratejilerle çıkmak, en iyi silahlara sahip olmak ve gücümüzü iktidarımızı göstermektir.

Hem Güvenlik politikaları hem de Dogma(tizm) insanda belirli şartlanmalar, belirli tepkiler, çıkarırlar fakat güvenlik politikaları en akıl almaz vahşeti ortaya çıkarmakta Dogmatizm’den daha ileri gider. Mesela; I.ve II. Dünya savaşlarında Din’in rolünden bahsedemeyiz. Din kesinlikle çoktan susmuş, çoktan kenardaydı.

Normal şartlar altında kabul edilemez şeyler, Güvenlik politikalarının telkinleri altında zorunlu şeylere dönerler. Öyle ya; hangi güç, hangi  klasik dogma, hangi inanç, hangi anlayış 900 bin kişiyi- sıradan halkı (çoluk çocuk) satırlarla sokak ortasında katlettirebilir ki ve en felaketi bunu güvenlik adına meşrulaştırabilir ki?

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.

Bir yorum bırak