Ben Rasûl’ün dinini tecdit ettiğimi söylüyorum – Fikrikadim

Ben Rasûl’ün dinini tecdit ettiğimi söylüyorum

Murat Kapkıner; bizim ağabeyimiz, büyüğümüz… O bir dönemin İslamcı gençleri için fikirleri, yazdıkları ve şiirleriyle öncüydü. Okuduğu şiir kasetleri paylaşılamazdı. Şiir gecelerinde onun katıldığı salonlar hınca hınç dolar, gençler onunla tanışmak için sırada beklerdi… Çıkardığı Varide Dergisi sadece bir edebiyat dergisi değildi. Özellikle üniversite öğrencileri için bir kaynaktı. Murat Kapkıner’le dünü, bugünü konuştuk. Daha da konuşacağız. Bu bir başlangıç niyetine… 

(Söyleşi: Hayati Esen)

Murat Kapkıner artık yaşı kemale ermiş büyüğümüz. Söyleyecekleri olan bir bilge… Bugün kendisine baktığında ” Gardaşlar Allah için, ben şunu yaptım. Yahu siz de onu kesin yapmalısınız!” diyeceği şey nedir?

Evet sevgili Hayati! Yaş kemale erdi. Koyun ömrü kadar ömrüm var-yok. “’Gardaşlar şunu yaptım.’ diyebileceğin bir şey var mı bu yaşta?” diyorsun.

Biliyorsun, bugün bilinen anlamıyla, tevazu riyadır. Tanrı bizi uzak etsin. Övünmenin bir nev’i ,tahdis-i nimettir. Bu bağlamda övünmekten korkmam. İmam Rabbani’den sonra bu din tecdit görmedi. (Bilmiyorum, yaklaşık 400 yıl sonra) Büyüklerin himmetiyle, Cenab-ı Hakk ( elbette izni kadar) beni buna müyesser kıldı (Paranoid şizofreni (!)). Ama milletin pek suçu yok; ortalık mehdiden geçilmiyor. Ben, mehdilik iddiasında bulunmuyor, Rasûl’ün dinini tecdit ettiğimi söylüyorum. Yazdıklarımın tamamı gözden geçirilirse benim müddei olmama gerek kalmaz. Yaptığım değil; bana yaptırılan bu.

“’Ben şunu yaptım. Siz de kesin şunu yapmalısınız!’ diyeceğin bir şey var mı?” diyorsun: “Benim ömür boyu yaptığımı yaparak, başkalarını değil; kendi nefislerinizi teşrih masasına yatırın.” demek isterdim.

“Ben müceddidim.” diyorsun. Tamam… Yazdıklarını insanlara referansta verebiliriz ama insanlara gidin okuyun demekten başka somut bir örnek verebilir misin?

30 yaşından beri hiçbir tefsirde, hiçbir yerde olmayanı yazdım. En son daha 15 günce iki peygamberin karısının oruspu/zinakar olduğunu yazdım. Delilleriyle… Buyrun bakın, kimse söylemiş mi? 1400 senedir kimse söylemiş mi bunu? Benden somut bir örnek istiyorsan, okusunlar. Ben bunları söyleyebildim. Delilleri ortada, apaçık doğru… Bir daha söylüyorum sadece 10-15 gün önce yazdığım bir yazı değil, otuz yaşından beri ne yazdıysam özgündür…

(Rasim Özdenören , Murat Kapkıner)

ozdenoren_kapkiner1

 

Başka bir örnek; “Nefislerinizi öldürün…” hurafesi… Nefis risalesinde bunu yazdım. Kardeşim bu ayet yani nefislerinizi öldürün: “Birbirinizi öldürün demektir.” diye. Yoksa sufilerin kastettiği manada değil. Tamam tasavvufta verilen mana başka ama önemli olan ayet ne diyor, Kur’an ne diyor, ilim ne diyor… Biz de dervişiz. Tamam, elimize gözümüze bulaştırmış olabiliriz. Ama ayet ne diyor, ona bakmak lazım. İnsan şeyhin yanına ilim için gitmez. Mesela, Nuri Efendi’ye el bağladım ama ilim için el bağlamadım. Kimi zaman o bana sorardı: “Murat Bey, bu ayete ben böyle mana verdim. Sen ne dersin?” diye. İnsan şeyhinin yanına marifet için, neşv’ü-nema için, irfan için gider. Yani şeyhe ilim için gidilmez. Kitaplarda en iyisi var. Yine Şeyhim Avni Efendi -sen de bilirsin- aynı zamanda o klasik alimdir ama ben onun da yanına o ilim için gitmedim.

İslamcı bir şairsin ve yazarsın. Belki bunu kabul etmiyorsun, hiç sormadım. Ama ben seni İslamcı olarak tanıdım. Bugün baktığında eskiye nazaran iyi veya kötü ne değişti?

Sonradan düşündüm. Kendi hakkımda hiçbir zaman ‘İslamcı’ ya da ‘Şeriatçi’ dememişim. Oysa, o yıllar sorsalardı, İslamcı değil belki ama şeriatçi olduğumu söylerdim. (İslamcı terimine başından beri soğuktum. İslam alınan satılan bir şey değildi). Şeriatçi için aynı soru sorulabilir. Şeriatçi olduğumu söylediğimi de pek anımsamasam da ‘kabul’ ediyordum. Şeriatçi olmak , o yıllar kurulu düzene karşı olmaktı.

“Ne değişti?” diyorsun. “Ya da sen nasıl değiştin.” demek istiyorsun. Ben değişmedim. 1980 yılındaki Mümin Murat kimse; artan, eksilmeyen imanıyla, şu an da O’dur.

O yıllar, Darbeci Kenan ve avenesi iki metre önümden geçtiği sırada ben dergi okuyordum. Yanımdaki arkadaşım: “Abi çok tuhafsın. Az önce önünden devlet başkanı, başbakan geçti. Görmüyorsun…” deyince, insiyaken: “Müşrikler, necisler (poxlar) ile işim olmaz.” demiştim. Ordu, benim terminolojimde işgal kuvvetleriydi.

“Ne değişti?” Ben değil, ülke gerçekleri değişti. Şu an için Cumhurbaşkanı benim başkanım, Başbakan benim başbakanım ve bu ordu artık işgal kuvvetleri değil benim ordum.

Dünde yaşamaya devam edip kendilerine yazık eden âlim, kanaat önderi arkadaşlarım var. Hâlâ bir şeriat devleti umudundalar ve dizlerini dövüyorlar. Şeriat devleti diye birşey olmadığını; aslolanın, mümin halkıyla barışık bir Başkan ve (ordu gibi) devlet organları olduğunu akledemediler. Oysa bütün, eski şeriat kitaplarına bakın; Dar’ül-İslam, şeriatin uygulandığı yerler olarak tanımlanmaz. Şöyle tanımlanır: “Müslümanların liderlerinin vaziyet ettiği ülke.”

“Şu an için Cumhurbaşkanı, Başbakan, ordu işgal kuvvetleri değil, benim…” diyorsun. Bu itaat kültürünün bir yansıması değil mi? İtaat kültürünü canlandırmıyor mu?

Asla ve kat’a! Niye, çünkü biz Tayyip Erdoğan’ın hatalarını sol basında ve sağ basında defaatle söyledik, yazdık. Yalnız başımızdaki insan mümindir, müslümandır. Söylemek istediğim bu. Tabiki yanlışlarını, hatalarını söyleyeceğiz. Ne itaat kültürü! T24’te, Taraf’ta eleştirilerimi görebilirler.weshinger_pastanesi_kapak_baski

Sana verdiğim cevaplara da bak, kimi yerler çok önemli, trajik ve hoş… Siz gençsiniz… Bak, bizim için bu devlet küfür devletiydi. Ordu işgalci bir orduydu. O gün için bu düşüncemiz haktı, doğruydu. Yıllarca “Bu ordu, işgal devletleri ordusu.” diyordum. Bugün öyle diyemiyorum. Bugün öyle değil… Ha yarın ne olur onu bilmiyorum. Belki yarın aynı şeyleri yeniden diyeceğim. Allah korusun! Bugün, devletle millet barışık. Ben bugünleri göreceğimi sanmıyordum ama görmeden öldürmedi Allah beni. Bugün başımızdaki Başbakan, Cumhurbaşkanı müslüman adamlar nihayetinde yönleri İslam…

Ama biz eleştireceğiz, eleştirmekten geri kalmayacağız.

Peki, İslami camiada eleştiri kültürünü yeterli görüyor musun?

Hayır hayır! Ne eleştirisi, ne kültürü… Ya onları katma. Ama bu halk her seçimde tam onikiden vuruyor. Eleştiriyi onlar yapıyor sırası geldiğinde…

Malatya İslamcılığının derviş olan kanadını temsil ediyorsun. Bir de rahmetli Abdülhamit Turgut vardı, derviş olan.  Ama Malatya İslamcılığı daha çok İslami camiada tasavvuf düşmanı bir akım olarak görüldü. Oysa baktığımızda Malatya’nın gerçek düşünce mimarları dervişler. Neden bunu kimseye anlatamadık?

phpThumb_generated_thumbnailBiliyorsun, ben ‘Çekmegilci’ denilen yanlış bir kapıdan girdim İslam’a. Ama başından beri tasavvufa, evliyaya, keramete, duaya icabete vs. İnanırdım. Salt hurafeyle savaşıyordum. Öyle bir gün geldi ki arkadaşlarımın, saydıklarıma gerçekten inanmadıklarını gördüm ve ilişkimi kestim. Nankör olmak istemem. Çekmegil’in (çoğu yerde olumsuz da olsa) Türk düşünce yaşamına katkıları oldu. Ama sen (Allah şefaatine nail eylesin) Abdülhamit ile beni Malatya tasavvufî düşünce havzasının mimarı olarak görüyorsun. Allah, hüsn-ü zannına göre muamele eylesin. Bu soru bağlamında, inadına “tasavvuf düşmanı” görüldüğümüzü söylüyorsun. Bunda Merhum Abdülhamit’in katkısı var mı bilmiyorum ama sanırım benim var. İslam’a o kapıdan girmeyecektim…

Murat Kapkıner’in kırk yıllık yazarlık serüveni var. Şiirleri, denemeleri ve özellikle de son dönemde yazdığı romanları… Bence asıl çığırı, Murat Kapkıner romanda açtı. “Seni Öldüğüm Gün” den bahsediyorum. Bu romanı neden İslami yayınevleri basmadı? Neticede dindar çevrenin fikir öncüleri arasında sayılan bir ismin romanıydı bu.

Bunlar eşşek! Üstad Rasim Özdenören ve onun ilgisiyle yazan Kürşat Bumin, arkadaşlarım Ahmet Altan, Alper Görmüş de şifahen çok beğendiklerini söylemişlerdi. Elbet başka kimler okudu, beğendi bilemem. Demem o ki roman okuyucusunu buldu. Yüzyılındır…

( Söyleşinin budan sonraki bölümü daha sonra yayınlanacaktır.)

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

10 adet yorum var.

  1. Mustafa Everdi dedi ki:

    Murat Kapkıner İyi has da megalomani olmasa… Tevazu riya imiş gerekçesi de peşin. Bu megalomani olmasa belki söyledikleri ondan sadır olmazdı gerçi. Farklı düşünceler çıkmazdı elbette. İlginç birisi, cerbezeli konuşma yazma üstadı. Aykırı söyledikleri ile müceddid olduğu iddiasını “deliliğine” veriyorum. Yoksa güzel insan olabilirdi; solculara, Ahmet Altan’a mürit olmasaydı. Onlara rahmetle müslümanlara şiddetle yaklaşması önemli bir sorunu. Ayrıca hakediyor da olabilir bu camia. Murat Kapkıner’e hakettiği desteği vermeyen bir camiadan ne beklenebilir ki? Müceddid’in mutmain olduğu iktidara getirdiği yorumu görünce ne kadar az şeye razı olduğunu da görüyoruz. Niçe gibi söyleyeyim; Ne kadar az şeye razı oluyorsunuz!
    Dua ediyoruz; düzelir inşallah. Sırat-ı müstakime girer. Benim gibi gönlü de inşirah bulur inşallah.

  2. kaya dedi ki:

    Murat Kapkıner doğru birşeyden bahsetmiş.Bizi yönetenler müslüman…Eleştiririz.kızarız ama bu yönetimde kendimizi yakın ve rahat hissederiz.Bununla yetinmek az şey mi?Hayatın akışı içinde aykırılıklları dile getiren bir müceddid olamaz mı?Aykırılıklar da hayatımızın parçası…Hatta şunu diyebiliriz;aykırılıklar hayatımızı normalleştirir.

  3. Tahsin dedi ki:

    Evet, ilk defa bir Adam, bir bilgin cesurca, mertçe ortaya çıkıp “ben mehdi değil müceddidim” demektedir. Şimdi bu iki kavramın farkları tartışılıp konuşulacaktır Allahü-‘a’lem. Elbette bu şecaat için biraz “delilik” lazım. Yakından tanıyan biri olarak şunu söyleyebilirim: “üstün zeka ile delilik arasında sadece bir çizgi farkı vardır.” Ben Sayın Everdi gibi “deli” tarafını değil, “üstün zekalı” tarafını vurgulamak istiyorum. Bir insanın zekasını anlamak için alim olmaya gerek yoktur. İlkokul öğretmenleri bile bilirler: Çocuklarınıza resim yaptırın, ne kadar çok ayrıntı çiziyorlarsa zekaları o derece üstündür.” Ve Murad Kapkıner, ressamlığı Almanya yıllarında, üstelik bir ecnebi memlekette “geçinmek amaçlı” yapmıştır. Tıpkı diğer ürünlerinde olduğu gibi resimlerindeki ayrıntıya şahidim. Bir çok din bezirganı gibi başına sarık takıp, eline tesbih alıp “din sömürücülüğü” de yapmamaktadır. Öyle ki, dergilerde, gazetelerde yayınladığı dini içerikli yazılarının hiç birini kitaplaştırmamış, onları kitaplaştırarak din sömürüsü yapmak istememiştir. Araştırın bakın, kitapları şiir, roman ve deneme türündendir. Yiğidi öldürelim ama hakkını yemeyelim, vesselam.

  4. Tahsin Varol Tahsin dedi ki:

    Ayrıca Sayın Everdi’nin “Yoksa güzel insan olabilirdi” derken “di’li geçmiş zaman kullanmasına içerlemiş durumdayım. Ne yani, şu anda “güzel insan” değil mi? Tamam, Varide.net’in ilk zamanlarında biraz Taraf gazetesi yazarlığı etkisi vardı ama Allah bir mümini ilahir aynı durumda bırakır mı? Nitekim bakınız, şimdi Varide.net tam da Mustafa Everdi’nin istediği konuma gelmedi mi? Ben o zaman kendisine telefonda da söylemiştim: Murat Abi’den için ben “o bize Allah’ın bir emanetidir ben bu şekilde bakıyorum” demiştim. Giderayak yazdığı son “Rüya” öyküsüyle o değilden tokat atıp gitmek yerine biraz daha sabredebilseydi, bu günkü “güzel” durumunu görebilirdi. Demem odur ki, insanları bu kadar basit ölçülerle değerlendirmemeli, bu kadar kolay harcamamalı, hata yapmasına olanak tanımalı, hatasından vazgeçtiğini görmeli v.s. Rahmetli Ali dayımın bir deyişi vardı: “Dostlarına hata yapma şansı ver ki dostluklar uzasın” şeklinde. Dostuna hata şansı vermeyeceksen neden dostsun ki? “Ayrıca hakediyor olabilir bu camia” diyerek toparlamış Sayın Everdi. Ne de olsa dostumuz ve her dostun dostlarına karşı hata yapma şansları vardır. Değerlendirmesi için yine de eline sağlık.

  5. Mustafa Everdi dedi ki:

    Meramımı tam anlatamamışım. Tekrar okuyunca yazdıklarımı. Ahmet Altan’ın yedi sülalesini savunsa da yine de güzel insan demekti muradım. Ben 30 senedir inişli/çıkışlı bir bağ içindeyim Murad Kapkıner’le. Şahsıma yapılanların hiç bir önemi yok. Murad Kapkıner bizim camianın içinde ve içimizden çıkan bir cevher. Bizim Ahmet Altan’a yazdıklarımızı celallenip sildirirken hukuk abidesi gibiydi. Kırk yıllık arkadaşının Ermeni olduğunu yazması kendi kendisini tekzip eden bir üsluptaydı. Ben hiç bir zaman Murad Kapkıner’in zaaflarını dikkate almadım. Sadece adaletten ayrılmamasını istedim. Kim olursa olsun adalet talebi herkes için her zaman geçerlidir. Yoksa Kapkıner’in cevher olduğu kesin de. Müceddid olarak neyi yenilemiş? Ne kadar yenilemiş? İnsan ve sanatçı olarak büyük bir ruh! Her zaman asaletini korumuyor (M.Önal Mengüşoğlu’nda, Ahmet Altan’da olduğu gibi) Bütün hayatında mümin kalmıştır bunalımlarında bile. Sevdiklerimizi eleştirmek de dostluğun hakkıdır.

  6. Tahsin Varol Tahsin dedi ki:

    Sayın Everdi kardeşimin tavzihine sevindim. Yanlış anlamaları berhava etti. Lakin bu tavzihte de haklı olarak şöyle bir cümlesi var, benim katkıda bulunmam gereken: “Müceddid olarak neyi yenilemiş? Ne kadar yenilemiş?” Bu cümleyi benim yerimde olsa bu kadar rahat söyleyemezdi. Müceddid olduğuna âcizane ben şahidim, bir tek bu bile yeter! Nasıl derseniz, mealciliğin etkisiyle kendimizi Kur’an’ı anlamaya verdiğimiz gençlik yıllarımızda (80’li, 90’lı yıllar) neşrettiği Varide dergisinde Fatiha’dan başlayarak birçok surenin müfessirlerce tam açıklanamamış pek çok ayetini pratik hayattan yola çıkarak açıklamaları vardı. Su gibi içiyordum ben onları. O yayınları Varide. net’teki “TIPKIBASIM” nüshalara bakarak okuyabilir, görebilirsiniz. Ayrıca tasavvuf hakkında saplantılı görüşlerimiz vardı. Aramızda Allah’ın oluşturduğu bir sevgi bağı ile saplantılı olduğumuz ne varsa hepsini teker teker temizledi, hamdolsun. Bu konuda belki de salt benim için yazdığı “Nefs” risalesi mevcut. Kur’an’dan başka din kaynağı kabul etmeyen benim gibi birine salt Kur’an ayetleriyle tasavvufun özünü anlatmaktadır. Merak eden ister TIPKIBASIM’dan isterse baskısı tükenmediyse piyasadan bulabilir. Ayrıca aramızda yaşanan kişisel olağanüstülükleri tek tek ifşa edip “şeyh uçmaz, mürid uçurur” dedirtmek istemem ama kerametler hep toplu olmaz, bazen de bireysel olur; yaşadığım kerametleri anlatmam da uygun düşmez. Özetle: Özellikle şahsımın Kur’an’ı ve İslam’ı anlamamdaki saplantılarımı, takıntılarımı sağaltma ikramına nail oldum. Hiç kimse etmese dahi şahsım olarak “mücedditliğine şehadet ederim.” Saygılarımla.

  7. abbas tevfik dedi ki:

    Yazıyı dün okudum,hala daha düşünüyorum. bazı peygamberlerin hanımlarının kusurları ile dinde mücedditlik arasında nasıl oluyorda ilişki kurulabiliyor,emin olun halen daha çözebilmiş değilim.

  8. Tahsin Varol Tahsin dedi ki:

    Sayın Abbas Tevfik kardeşin Murat Kapkıner’i tanımadığı anlaşılıyor. Sadece bir röportajda verdiği tek bir örnekle değerlendirmek çok eksikliktir. Üstelik daha röportajın da ilk kısmı. Belki bir kaç bölüm daha yayınlanacak. Ben şahsen kendisini 1978’den beri tanıyorum. Bu süre zarfında bir çok dergide yazdı, söyledi. Yakın tanığıyım. Murat Kapkıner’i tanımaya http://www.varide.net‘teki yazılarını okuyarak başlanabilir. Acizane tavsiyem. Saygılar.

  9. abbas tevfik dedi ki:

    Teşekkürler Tahsin bey. İlk fırsatta okuyacağım. Benim Sayın Kapkıner ile hiç bir sorunum yok. Tanımadığım da doğru. Lakin bildiğimiz müceddit kavramı ile müceddit olduğuna dair ileri sürdügü deliller alakasız. Sadece bunu dile getirmek istedim. Allaha emanet olunuz.

  10. ibrahim halil dedi ki:

    Murat Kapkıner abimiz deli-meli değildir. Gayet aklı başında bir insandır. Düşünülmemiş, tahlil edilmemiş bir fikri kolay kolay söylemez. “bugün bilinen anlamıyla, tevazu riyadır” cümlesini biraz açar mısınız diye sorsaydı Hayati Esen, Murat Kapkıner de bunun altını doldururdu. Megalomanları sevmem, onlara pirim de vermem ancak Kapkıner müstesna; O’na yakışıyor.

Bir yorum bırak