Beka meselesi nasıl çözülür – Fikrikadim -SİYASET

Beka meselesi nasıl çözülür

Servet Kızılay

Devletlerin çok ender yaşadıkları ya da yaşaması beklenilen ‘Bekâ Meselesi’ her duruma uyarlandığı yani sıradanlaştığında, çözülemez bir durumla karşı karşıya kalınır. Şüphesiz devlet politikası olarak ‘Bekâ Meselesini” sürekli canlı tutan ve halka dayatan devletlerden bahsedilebilir. Bu konuda yalnız değiliz, çok şükür.  En başta; İsrail olmak üzere, özellikle kapalı toplumlarda sürekli bir Strateji haline geldiği gözlemlenebilir.

Bekâ Meselesi sürekli bir Strateji olarak kullanıldığında, her türlü akıl almaz olaylar meşrulaşır. “Ne de olsa kavgada yumruk sayılmaz”dır. Tüm anti-demokratik uygulamalar normalleşir ve yaygınlaşır.

Bekâ Meselesi, bütün gücünü ve motivasyonunu “Düşman” kavramından, teorik zemin olarak da  ‘Çatışma Teorilerinden’ alır. Buna göre; öldürüp yok etmesi gerektiği bir düşmanı ya da düşmanları vardır fakat nedense o düşman hiçbir şekilde tükenmez. Hep yenilenir ve hep devletin varlığını aynı şekilde tehdit eder. Cumhuriyet’ten bu yana en çok iç düşmanlar üretildi. Dış düşmanlar da az değildi fakat onlar hem içerdekiler kadar tehlikeli değildi hem de süreklilik göstermiyordu. İş böyle olunca; Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar, devleti yıkmaya çalışan, sayıları milyonlarca ifade edilen düşmanların olduğundan ve onların “bertaraf” edildiğinden bahsedilebilir fakat her nedense, bertaraf edildiği söylenen (iç) düşmanlar (sorunlar) hâlen ortada duruyor

Bekâyı bir söylem olarak sıkça kullanan ve dolaşıma sokan Türkiye’deki yapılar (sivil-asker gladyo, istihbarat, mafya vb) siyasi alanı her defasında çıkmaz bir yola sokarak siyasal hükümeti-iktidarı bununla terbiye etmek daha doğrusu esir almaya çalışmışlardır. Bekâ Meselesi, siyasal alanda bir rot-balans ayarı olmaktan kurtulamamıştır. Bu şekilde işlevselliğini de sürdürür. Halkta bu rot-balans ayarından payını yeterince alır. AK Parti’nin içine düştüğü açmaz, bu nokta üzerinden okunabilir.

Şark siyaset tarzının genelinde olduğu gibi Bekâ Meselesinde de (özellikle dış düşmanda) büyük bir şizofreni bizleri bekler: Bir taraftan devletin varlığına kast eden düşman(lar) olduğu söylenmekte diğer tarafta ise devleti yöneten elit zümre başta olmak üzere hem kendileri hem çocukları hem efratları, O “düşmanlardan” (Avrupa ve ABD) eğitim almayı onur ve kariyer  sayarlar, oraya koşarlar, onlara benzemek için elinden geleni ardına koymazlar, hayat tarzlarını onların standardına çıkarırlar. Bu liste, uzatabilir. İkinci şizofrenik durum, o sözü edilen düşmanla yürütülen şiddet –savaş yöntemi ile ilgilidir: devlet, kendi varlığına kast eden düşmandan bahsetmekte fakat O düşmanla “maşası-piyonu” olduğu söylenen, tanımlanan kişiler gruplar ya da oluşumlar üzerinden hesaplaşır. Bu maşaları yendikçe düşmanın yenildiği varsayılır. Lakin asıl düşman denilen ile asla direkt olarak hesaplaşılmaz, varlık mücadelesi verilmez. Bu noktada devreye hemen Rasyonalite-Realizm (siyasal gerçekçilik) girer. Oysa bu durum, ortada bir varlık mücadelesi varsa, onun doğasına tamamen aykırı-çelişkilidir. Ontolojik olarak Varlığın mücadelesi; büyük/küçük ayırd etmez, güçlü/zayıf seçmez. Varlığını kurtarmaya çalışan devletten can havliyle hareket eden bir hayvan gibi hareket etmesi beklenir. Öteyandan Bekâ Meselesi, içeriye yöneldiğinde bitip tükenmez düşmanlar üretir. Üretmesi de son derece kolay olur. Öldürmesi gerektiğini düşündüğü milyonlarca “Maşa ve piyon” vardır(?!).

En tehlikeli şeylerden biri ise; Bekâ Meselesinin dar anlamada siyaset alanında kalmayıp genişlemesi sivil olması beklenilen kurum-kuruluş ve kişileri, görevli yapması. Adeta asker üniforması giydirmesidir. Bugün Türkiye’de yaşanılan en geniş siyasal sendrom budur. Üniversiteler, Akademiler, Cemaatler, Vakıflar, Dernekler, Odalar, STK lar hem sağ hem de sol, Bekâ Meselesinde devlete rahmet okutacak kadar ileri gitmiştir. Öyle ki; devleti bu konuda yetersiz görmeye başlamışlardır.

Bekâ Meselesi, çok yönlü sorunlar ve tartışmalar içerir. Yani bu hamur çok su kaldırır. Lakin en basit bir kural ortada öylece durur: Toplumsal barışı,  huzuru, temin ve tesis etmedikçe Bekâ Meselesi hiç eksilmeden, gücünü de kaybetmeden hatta daha da artırarak bir girdap gibi dönecek hem ülkeyi hem de siyaseti yutmaya devam edecektir.

*BU MAKALEDE YER ALAN FİKİRLER YAZARA AİTTİR VE FİKRİKADİM?COM'un EDİTORYAL POLİTİKASINI YANSITMAYABİLİR.

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.

Bir yorum bırak