Baskın parti, polis ve jandarma – Fikrikadim

Baskın parti, polis ve jandarma

ahmet-insel_81612Ahmet İnsel / Radikal

İktidarın otoriterlik dozu giderek artan girişimlerini teşhir edip, eleştirmek, demokrasi ve özgürlükler bayrağını taşıyanlar için bir yükümlülüktür. Ancak bu eleştirileri dile getirirken, hükümetin değişiklik projesinin yıllardır demokratikleşme mücadelesi verenlerin dile getirdikleri, talep ettikleriyle örtüşebileceğini de dikkate almak gerekir.

Hükümetin jandarma teşkilatını İçişleri Bakanlığı’na bağlama projesini “AK Jandarma” kurma girişimi olarak niteleyip, karşı çıkmak mı gerekiyor? Polis Akademisi’nin kapatılması veya polis teşkilatı içindeki merkezi gücünün büyük oranda budanması hazırlığını “AK Polis” yaratma projesi olarak sadece görüp, bunu şiddetle eleştirmeli miyiz?İktidarın “iç güvenlik reformu” adı altında, hükümetin bütünüyle polis ve jandarmayı kontrolü altına alınması amacıyla hareket ettiğinden şüphe etmemek safdillik olur. Ancak yıllardır demokratikleşme mücadelesi verenlerin dile getirdiği, jandarmanın yürütmeye bağlanması talebini ve Polis Akademisi ve polis meslek okullarında yakın tarihe kadar aşırı doza varmış cemaatçi yapılanmanın eleştirisini şimdi unutmak zorunda mıyız? Zamanlama manidar deyip, eski durumu mu savunmalıyız?

İktidarın otoriterlik dozu giderek artan girişimlerini teşhir edip, eleştirmek, demokrasi ve özgürlükler bayrağını taşıyanlar için bir yükümlülüktür. Ancak bu eleştirileri dile getirirken, hükümetin değişiklik projesinin yıllardır demokratikleşme mücadelesi verenlerin dile getirdikleri, talep ettikleriyle örtüşebileceğini de dikkate almak gerekir. Aksi takdirde, örneğin demokratikleşme ve sivilleşme için jandarma teşkilatının ordu hiyerarşisine değil, sivil yönetime bağlanması gereğini yıllarca savunmuş olanlar, birdenbire kendilerini bunun tam tersini savunur halde bulurlar. Keza Polis Akademisi gibi bir yapının, doktora programı bile açabilen, bütünüyle özerk ve üniversitelere paralel bir yüksek öğretim kurumuna dönüşmesini eleştirenler, Polis Akademisi’ni bu haliyle savunur konuma düşerler. Demokratik rejimde jandarma ve polis özerk kurumlar olamazlar. Üstelik sadece hükümetin yönetmesi değil, toplumun da bu kurumları denetleme olanağına sahip olması gerekir.

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin devletin bütün kurumlarını kendi denetimine alma arzusunu sorgulamak bile abes. Parti kurmayları bu durumu hakim parti veya baskın parti rejiminin Türkiye’nin haldeki ve gelecek on yıldaki doğal durumu olarak tarif ediyorlar. Devletle parti bütünleşmesinin bu durumun siyasal olduğu kadar, sosyolojik bir yansıması da olduğunu iddia ediyorlar. Dolayısıyla silahlı kuvvetler dahil olmak üzere, tüm güvenlik kurumlarının, adalet teşkilatının, üniversite yönetimlerinin, “özerk düzenleyici kurumlar”ın, vs… baskın partiyle uyumlu olmasını doğal bir süreç olarak görmemizi istiyorlar. Başka bir ifadeyle, iktidar çevrelerine göre, iktidar partisinin baskısıyla değil, “siyasal çoğunlukla sosyolojik çoğunluğun buluşması”ndan ortaya çıkan bir durum bu. Bu nedenle de “demokratik” olarak niteliyorlar. Ama bu durumun anlamının, çoğulcu demokratik rejimin fiilen yürürlükte olmadığı bir baskın parti rejiminden daha öteye giden, bir parti devleti rejimi olduğunu elbette inkâr ediyor veya bu tür eleştirileri duymamazlıktan geliyorlar.

Bugün jandarma teşkilatının daha fazla İçişleri Bakanlığı’na bağlanmasını eleştirmek, hükümetin karşısında silahlı kuvvetlerin bilkuvve veya bilfiil karşı güç olarak yer almasını savunmak anlamına gelir. Demokratikleşme ve sivilleşme bir bütündür. Otoritarizm ve baskın parti rejimi yürürlükte olsa da, serbest seçimlerle oluşmuş iktidarın karşısında, kırsal bölge kolluk gücünün yürütmeye değil esas olarak orduya bağlı olmasını savunmak, demokratik ilkelere uygun bir karşı çıkış değildir.

Polis Akademileri için durum çok farklı değil. 1933’de Polis Enstitüsü adı altında kurulan kurum, Türk-İslam sentezi fikriyatının egemen olduğu dönemde, 1984’de Polis Akademisi adı altında lisans eğitimi veren bir yüksek öğrenim kurumuna dönüştürüldü. Hızla güvenlik devletinin önemli bir kurumu haline geldi. 1991’de bünyesinde fakülte ve yüksek okullar açıldı. 2001’de Güvenlik Bilimleri Fakültesi kuruldu ve 2006’da doktora programı açma hakkı kazandı. Polisin içinde aykırı unsurların (sol sempatizanları, Aleviler ve Kürtler) ayıklanıp, “iyi yetişmiş” milliyetçi-mukaddesatçı kadroların teşkilata bütünüyle hakim olması için polis teşkilatında bir “iç devlet” oluşmasına göz yumuldu. Öyle bir güç yoğunlaşması oluşmuştu ki, bunu teşhir edenlerin “terör örgütü” üyeliğinden tutuklanıp, hapsedilmelerine kadar iş vardı 2000’lerin sonunda. Şimdi “paralel yapı”nın tasfiye edilmesini en önemli mesele olarak sunanlar, o zamanlar bu davaları alkışlıyorlardı.

Görünen o ki, şimdi kendisine yönelik en büyük tehdit olarak gördüğü için, hükümet yıllardır bilgisi dahilinde olan Polis Akademisi’ndeki Gülen cemaatine yakın öğretim kadrosunu dağıtmakla yetinmek istemiyor. Bu kurumu bir meslek içi eğitim kurumuna dönüştürüp, öğretim üyelerini üniversitelere dağıtmak ve üst düzey polis kadrosunun oluşumundaki tayin edici rolü ortadan kaldırmak amacıyla hareket ediyor. Kendine yakın kadroları daha hızlı devreye sokabilmek için çeşitli önlemler alıyor.

Parti yandaşlığının öne çıkacağı bu önlemleri eleştirirken, Polis Akademisi’nin yakın bir tarihe kadar gördüğü işlevi aklamak, bunu hasır altı etmek gerekmiyor. Üstelik eğer ortada suç varsa, çok yakın bir tarihe kadar AKP yönetiminin açık ve net biçimde ortağı olduğu suçlar bunlar.

Jandarmanın İçişleri’ne bağlanması, Polis Akademisi’nin bir meslek içi eğitim enstitüsüne dönüştürülmesi, polis istihdamında çeşitliliğin artması, polisin kendi içine kapalı bir zümre olmaktan çıkarılması demokratikleşme açısından yanlış adımlar değildir. Bunlara kategorik olarak karşı çıkmak değil, bu değişimlerin neden haldeki durumda bir demokratikleşme etkisi yaratamayacaklarını göstermek gerekir. Sorun jandarmanın İçişleri Bakanı’na bağlanacak olmasında değildir. AKP ideologlarının zafer sesleri arasında varlığını savundukları baskın parti sistemi yürürlükte olduğu için demokratikleşmeye katkıları olamaz.

*BU MAKALEDE YER ALAN FİKİRLER YAZARA AİTTİR VE FİKRİKADİM?COM'un EDİTORYAL POLİTİKASINI YANSITMAYABİLİR.

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Yorumlara kapalıdır.

Bir yorum bırak