Alternatif bir siyaset için – Fikrikadim Alternatif bir siyaset için

Alternatif bir siyaset için

Servet Kızılay

Avrupa’da özellikle Rönesans’tan sonra sistematik olarak 17. Yüzyıldan beri siyasetin ve dolayısıyla devletin nasıl konumlanacağı ile ilgili ciddi çatışmalar ortaya çıktı. Tabii ki, birçok alanda görülen değişimler-dönüşümler vardı. Siyaset bu değişimlerden bağımsız değildi fakat toplumsal hayatta en görünür olanıydı. Bu durum, siyaset alanında olan değişimin direkt yansımasını beraberinde getirdi. Hem Dinin (kurumsal olarak kilisenin) hem Metafiziğin, hem ahlaki değerlerin bir üst değer olarak siyaseti denetlemesi, ona yol göstermesi, çerçeve kurması..vb şeyler, tartışmanın ötesinde kalacak şekilde  siyasetin dışında kalması lehinde bir sürece bağlandı. Yani kısacası siyaset; kendi kural ve ilkeleriyle ilerleyen, işleyen, kendi denetim mekanizmasını bu söz konusu alanlara bırakmayan, bir alan olarak tasarlandı ve kabul edildi. Siyaset, kendi kaderini Tanrının ya da Metafiziğin ellerine bırakmayı red etti. Kendi göbek bağını kendi keseceğini ilan etti.

Siyasetin- devletin bir üst yapı olarak yeniden kurgulandı. Dinin, Metafiziğin, Ahlakın, Sanatın ona etkileri, kesişim alanları, karşılıklı etkileşimleri ne olursa olsun yok edilemez fakat asıl sorun siyasetin-devletin kime karşı sorumlu olduğu ya da kime hesap vermesi gerektiğiydi. Bugünkü modern siyasal kurgu, siyasetin hele hele devletin “müstakil bir ağababa” olarak, egemenliğinin doğal ve meşru olduğunu varsayma üzerine kurulmuştur. Aslı esasında bu konum, çok uzun tartışmayı yeniden ele almayı gerektirse de bu tartışma alanına girmeden, onu –kaçınılmaz- bir veri olarak sayarak yola devam edelim.

Siyaset-devlet kendi başına kaldığı, bağlı bulunduğu iplerden kurtulduğu için ve bugün de böyle olduğu için sadece kendine sorumlu sayıldığı, kendi kusur ve hatalarını sadece kendisi düzeltebileceği için denetim mekanizmaları kurmak zorundaydı. İşte bu yüzden büyük çatışmaların ardından “hukuk devleti, yasalar, haklar, temsiller, sivil kurum ve kuruluşlar…vb” mekanizmalar, oluşumlar, yapılar kuruldu. Bütün her şey “siyaseti-devleti ancak siyaset-devlet denetler” şiarı etrafında biçimlendi. Şimdi bizlerin sorması gereken, bu olgunun etrafında ne kadar gidebileceğimiz.

Özellikle Suriye meselesinden yola çıkarak ve ondan büyük dersler alarak, ortaya alternatif bir denetim mekanizması önerisi getirmek ve bunun çok yönlü tartışılmasını sağlamak istiyoruz: Bölgedeki “Müslüman” devletlerin Esad gitsin diye harcadıkları paraların toplamda 110 Milyar Dolar olduğu, sonuçta; 1.2 Milyon insanın katledildiği, 5 Milyondan fazla insanın mülteci durumuna düştüğü, 6 Milyon çocuğun yetim kaldığı ve yine sayıları korkunç rakamlarla ifade edilen insanların sakatlandığı…bir savaşta bütün bölge devletlerin ve oluşumların “haklı” gerekçelerine karşı temel siyasal önerimiz getirmemiz gerekir.

Bu siyasal önerimiz şu dur:  İslâm Ülkeleri Savaş Suçları Mahkemesi” kurulması. Dünyadaki hali hazırdaki ‘savaş suçları mahkemeleri’, kendi içindeki büyük çelişkiler (mesela; Almanya’nın ürettiği silahlar, silah endüstrisi yüzünden dünyada her 14 dakikada bir insan ölmektedir) ve yaptırım kararlarının olmaması ve taşıdığı diğer problemler nedeniyle bilhassa bölgemizde barışın ve huzurun gelmesi için yeterli koşullar taşımamaktadır. Bu öneri ve tartışma ile kast edilenler; öncelikle kanın, şiddetin durdurulması ve ciddi sınırlanması için denetim mekanizmasını harekete geçirmektir. “Müslüman” devletler kendi yapısal sorunlarını çözemez haldedir. Bu sorunlar çok karmaşık bir düzen gösterir ve sadece Müslüman ülke-devletlere ait de değildir fakat sorunların çözümünü beklemekten ziyade acil olarak bazı tedbirler gerekmektedir. Kanın oluk oluk aktığı, savaşın normalleştiği, şiddetin ayyuka çıktığı bir zeminde; devletlerin haklı gerekçelerini, iktidar adına operasyonların düzeneklerini ellerinden almamız artık bir zorunluluk haline gelmiştir. Buna modern dönemin manipülasyon araç-gereçlerini eklersek, sonu bitmez tükenmez bir ölüm oyunu içinde katledilmenin sıradanlaştığı, bunun da önlenemez olduğunu, iyice hesaba katmamız gerekmektedir. Yani katliamlar ve felaketler için bütün şartların oluştuğu, buna karşılık huzurun ve barışın bir o kadar sınırlandığı bir yerde yeni alternatif alanların açılması, bu tür önerilerle –kesin olmasa da- sağlanabilir.

“İslâm Ülkeleri Savaş Suçları Mahkemesi” vb gibi önerilerin nasıl mümkün olacağı, yaptırımı olup olamayacağı, işlevinin nasıl gerçekleşebileceği, güvenlik politikalarına karşı neler gösterebileceği. Ortak bir akıl çıkarıp çıkaramayacağı, vb gibi sayısız sorular, belirsizdir; sınanmamış, denenmemiş, tartışılmamıştır. Bu öneri küçücük bir taslak hükmündedir fakat böyle şeylerin gündem olması, tartışılması için belirli bir bilinç oluşturmak istemektedir.

Dinden, Metafizik değerlerden hatta ahlaktan kendini denetleyecek ya da baskı altına alacak bir akıl almayacağını iddia eden siyaset-devlet; şayet akıl lazımsa bu görevi Üniversitelerden, Akademilerden, Entelektüellerden, Medyadan, Sivil kurum ve kuruluşlardan –görüntü itibariyle- beklemektedir. Lakin pratikte Müslüman ülkelerde tam tersi durumlar ortaya çıkmıştır. Siyasetin-devletin altında kalmak bir yana ona en iyi hizmeti vermek için, onun ideolojik aygıtı olmak için büyük bir yarış verilmektedir. Ortaya çıkan bütün olgular, felaketler karşısında; ne denli hikmetli gerekçelerle yapıldığı söylenmekte, bizleri buna ikna etmeye bütün gayretlerle çalışılmaktadır.

Osmanlı’nın son döneminde ortaya çıkan büyük sorunlar, yıkımlar karşısında fikir-düşünce adamları da aynı ortak kanaat etrafında formül arıyordu: Devleti daha güçlü yaparak sorunların üstesinden geleceği düşünülüyordu. Biz ise bu sorunların devletlerin gücünün sınırlanması, denetim altına alınması ve hesap vermesiyle (liberal anlamda olmasa da) çözülebilme imkanın olduğunu savunuyoruz. Böylelikle Suud gibi 380 Milyar Dolarlık silah alıp kişi –aile başına aylık gelir 10 dolardan az olan, açlık, sefalet ve ilaçsızlıktan ölen insanların olduğu Yemen’de kullanmasını önleyebiliriz belki. Bölgede devletlerin (Türkiye dahil) silahlandırmaya ayırdığı bütçenin yalnızca % 3-5 ile bütün fakir yoksul ülkelerin altyapısının halledileceğini bilmek ise, büyük bir azap olarak karşımızda öylece durmaktadır.

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.

Bir yorum bırak