"AKP'nin savaşacağı gerçek kendisi ve kendisi olduğunu sandığı imajı"

“AKP’nin savaşacağı gerçek kendisi ve kendisi olduğunu sandığı imajı”

Nilgün Çelebi Hoca ile “Yeni” kavramından hareketle Türkiye siyaseti üzerine bir söyleşi yaptık. Osmanlıdan günümüze kadar “Cedid/Yeni”nin neden bu kadar cazip olduğunu. Yeni Türkiye kavramının sahiciliğini, oradan Kürt siyasal hareketinin ve elbette HDP’nin siyasal arenada neye karışılık geldiğini de konuştuk.  Umudum en kısa zamanda Nilgün Hoca ile söyleşimizi devam ettirmek. Umarım kendileri de kabul ederler.

Prof. Dr. Nilgün Çelebi: 13. 9. 1950’de Konya’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde yüksek lisans yaptı, ardından aynı bölümde 1980’de doktorasını verdi. Susex Üniversitesi’nde Sosyoloji Bölümü’nde post doktora yaptı. 1987’de Selçuk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde Genel Sosyoloji ve Metodoloji doçenti oldu. 1993’te Ankara Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde aynı dalda profesörlüğe yükseltildi.

Osmanlı İmparatorluğu’nun gerileme süreci” olarak tanımlanan bir dönem var malumunuz. Veya tarihçiler 17. yüzyılın sonlarından itibaren başlayan dönemi öyle tanımlıyorlar. O dönemden günümüze bir “yeni/cedid” kavramı kullanıla gelir. Son dönemde de bu, “Yeni Türkiye” tartışmalarıyla karşımıza çıkıyor. Neden mütefekkirlerimiz, devlet adamlarımız, siyasetçilerimiz bir “Yeni”nin peşindedir?

-Bizatihi yeni kelimesi insanları heyecanlandırır. Baharın gelişi,nevruz veya yeni yıl  hemen her kültürde neşeyle karşılanır. Çocukların doğumu da yeninin yenileşmenin gelişidir ve mutlulukla karşılanır. Yani “yeni“nin kendinde özel bir durum yok. Siyasette toplum yönetiminde de yeni’nin vurgulanması her zaman heyecan uyandırır. Yeni’nin ve değişimi vurgulayan sloganların peşinden giden kitleler her çağda ve toplumda mebzul miktardadır. Bizdeki yeni merakının ardındaki itici güç, ganimete dayalı ekonominin, savaş başarısızlığına çare üretme isteğidir. Ekonominin temel girdisi ganimet. Savaş başarısı bu sebeple çok önemli. Cedit girişimlerinin askeriyede başlamasının sebebi de bu. Ama daha sonra o yeni (modern) okullardan yetişenler daha iyi asker olmaktansa politik alanın egemeni olmayı yeğlediler. Osmanlıda merkez saraydır ve saray kamu kaynaklarının sahibidir. Yenileşmiş olanın kendini merkezin aktörü olma hevesinden uzak tutması mümkün olamazdı. Askeri ve sivil  bürokrasinin ulema ile çatışmasının ardında bunlar da etkilidir. Osmanlıyı bırakıp günümüze gelelim. Yeni Türkiye bir toplumsal ihtiyaç değil. Öyle olsaydı bu slogan etkili olurdu. Olamadı. Neden? Çünkü insanlar hayatlarından memnun. Yeni Türkiye Sn.Cumhurbaşkanı’nın sloganı. Halkın ihtiyacına değil Sn.Cumhurbaşkanı’nın yetkilerini artırma isteğine işaret ediyor. Bu “yeni” “cedit” değil.

Peki, bu “yeni” “cedit” değilse tam olarak nedir? Yani mesele sadece cumhurbaşkanının yetkilerini artırmak mı? Osmanlı’dan günümüze ne zaman halkın ihtiyacına yönelik bir “yeni” ye ihtiyaç duyuldu?

-Yeni’yi iktidar değil muhalefet ister. Muhalefet, halka yeni ilhamlar yeni bir gelecek tasavvuru sunar. Bunu sunmak iktidarın değil muhalefetin görevidir. AKPnin göremediği bu. AKP yeni deyince bu yeni ideali olmayan bir yeni oluyor.

19505_505349076286764_4149069356951798578_n

Nilgün Çelebi

Halkın ihtiyacına yönelik yeni‘ler birçok kez sunuldu. DP: “Yeter söz milletin” dedi. Adalet Partisi: “Nurlu ufuklar” dedi. Karaoğlan, “Toprak işleyenin su kullananın” dedi. Anavatan, askeri vesayetten kurtulmayı dünyaya entegre olmayı sundu. AKP, önce demokrasiyi ve dünyayla entegrasyonu sundu. Her ne kadar sonra demokrasiyi seçim başarısına indirgedi ise de. AKP ikinci döneminde ise çözüm sürecini sundu.Tüm bunlar halkın ihtiyacı olan yeniler idi ve bunu görenler kazandı.

Cevabınızdan anladığım AKP’nin bir dönem “merkezi güçlere” yahut şöyle ifa edeyim devletçi oligarşiye karşı halkın yanında duran bir muhalif parti olduğu. Bugün ise ‘AKP devlet erkine karşı, halkın yanında olma pozisyonunu, siyasal söylemini terk etmiş durumda’ mı demiş oluyorsunuz?

-Siz daha katı ifadeler kullanıyorsunuz.  Devletçi oligarşi gibi. Bence Türkiye de her kesim bir yanıyla devletçidir. (Kürtler de bu hastalığı yaşayacaklar hem de önemli iç çatışmalarla ama daha vakti var.) Devletle ilişkimiz biraz Oedipus kompleksi gibi. AKP’ye dönersek: Evet devlet olduğunu sanıyor. O’na “Sen devlet oldun.” diyorlar, O da inanıyor.

Birilerinin AKP’yi kandırdığını mı anlamalıyız. Kimler “Sen artık devlet oldun.” diyor? Oysa baktığınızda AKP bunun tam tersi bir söylem içinde.

-Estağfurullah. Kandırma çok ağır bir ifade. AKP kesin mağdur değil. O da bunu biliyor. Ben tarihin akışına bakmaya çalışıyorum. Komplo teorileri ile işim olmaz. Aynanın bir yüzü “Sen artık devlet oldun.” diyor. Ama tarihin aynaları çok yüzlüdür. Aynen lunaparktakiler gibi. Diğer yöndeki görüntülerimizin de bulunduğunu bilmemiz gerekir. Ve öteki görüntülerle savaşmamak gerekir. Gerçeklerle savaşmamalı. Gerçekler sakinlikle sindirilmeli ki tarih ileride bizi saygıyla ansın.

“Gerçekle savaşmamak”tan kastettiğinizi tam olarak anlayamadım. Gerçekle savaşmamalı diyince AKP’nin savaştığı gerçek ne? Yahut savaştığını söylediği şeyin gerçeği?

-AKP’nin savaşacağı gerçek kendisi ve kendisi olduğunu sandığı imajı arası dramatik gerilimdir.

Kürtlerle ilgili olarak verdiğiniz “Oedipus kompleksi” örneği… HDP’ ile devlete entegre olacaklarını hatta belki bir gün iktidar

-MHP akıllıdır. Konjonktürel durumlar (seçim dönemi gibi) ile devletin bekasını birbirine karıştırmaz.TBMM çatısı altındaki tokalaşmayı unutmayalım. MHP, CHP den çok daha fazla devletin sahibidir. CHP kendini Cumhuriyetin, MHP kadim devletin sözcüsü gibi görür. AKP konjonktürel parti oldu maalesef.
olacaklarını mı ifade etmeye çalışıyorsunuz. Bu birileri için korkutucu değil mi?

-Oedipus kompleksi simetrisi kesinlikle sadece Kürtlerle ilgili degil. Türk, Kürt herkesle ilgili. Bu ve benzeri sebeplerle  de aralarındaki benzerlikler ayrılıklardan daha çok. HDP’nin iktidar olması durumunu herhalde HDP bile hayal etmiyordur. İfademden nasıl böyle bir mana çıkartabilirsiniz? Oedipus kompleksi, ergenin babasını hem çok sevmesini ama hem de onu çok kıskandığı için ona kızgın olmasını ifade eder.

“Devleti sevme”nin bir gün onları iktidara taşıyacağı kanaatine işaret ettiğinizi düşünerek sordum. Evet bir yandan devlete karşı muhalif duruyorlar ama aynı zamanda devlete talipler. Seçim sürecinde “Türkiye partisi olma” iddiaları/söylemleri bunu göstermiyor mu? Getirdiğiniz tanım bana onu çağrıştırdı. Yani devlete hem kızgınlar aynı zamanda kızgın oldukları devleti yönetmeye talipler.

-Evet ama bu korkunç değil. AKP’de devlete kızgındı değil mi? Ama onu ölesiye de istedi. Anadolu halkı devleti ölesiye sever. Çünkü sosyal hayat,  kamu kaynaklarıyla kaim olur. O kaynaklara sahip olmayı hepsi ister. (Şaka olarak: Hazıra konmayı seven bir yanımız var.)

“Birileri için” korkunç demiştim. Yani devletin sahibi olduğuna inan bir kitle. Öyle değil mi? Bu ülkenin egemenleri olduğuna inanan bir kesim yok mu?

-Evet var. Ve onlar hala ülkenin egemenleri…

Egemenler AKP’ye izin verdikleri gibi HDP’ye de mi izin verecekler? Veya vermeyecekler mi?

-HDP’nin Kürtler’in Kürt kimliği ile bağlantılı kültürel ve sosyo-hukuki haklarını elde etmelerinden sonra misyonunu tamamlama olasılığı çok yüksek. Yeter ki mevcut siyasi partilerin ve egemenlerin tasavvur dünyaları  yeterince gelişkin olabilsin. Olabilir mi? Zor. Ama olabilir. Olmasını dilerim. Sürdürülebilirlik, çevre ve  dünya koşullarıyla uyum içinde yaşama becerisini işaret eder. Ben Türkiye’nin sürmesini istiyorum.


Bu gerçekleşmezse Türkiye’nin bir beka sorunu yaşayacağını mı anlamalıyız kurduğunuz cümleden. Oysa MHP söylem olarak tam bunun tersini iddia ediyor. HDP’nin varlığını bir tehlike olarak görüyor?

-MHP akıllıdır. Konjonktürel durumlar (seçim dönemi gibi) ile devletin bekasını birbirine karıştırmaz.TBMM çatısı altındaki tokalaşmayı unutmayalım. MHP, CHP’den çok daha fazla  devletin sahibidir. CHP kendini Cumhuriyetin, MHP kadim devletin sözcüsü gibi görür. AKP konjonktürel parti oldu maalesef.

YAZAR HAKKINDA

Fikr-i Kadim Yayın Yönetmeni (Yazarın diğer yazılarını okumak için lütfen isme tıklayın.)
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

5 adet yorum var.

  1. kemal dedi ki:

    Medyada her gün gördüğümüz insanların değil sakince bir köşede memleketi izleyen aydınlarımıza AKP kulak vermeli. Sonuçta bu insanlar vicdani temsil ediyorlar. Tv’dekiler maaşlı amigo veya maaşlı muhalifler.

  2. Ömür Çelikdönmez dedi ki:

    Türkiyeyi başka türlü anlamanın nasıl olacağına dair derdi olanların bir solukta okuyabilecekleri muhteşem bir söyleşi. Ben kendi adıma Nilgün hanıma ve Hayati Esen’e teşekkürlerimi sunuyorum

  3. Abdurrahim Zararsız dedi ki:

    Kemal ve Ömür Bey’in yorumlarına katılıyorum. Emeği geçenlere teşekkürler…

  4. Yasemin dedi ki:

    Şehitlerimiz içinde güzel bir köşe yazısı bekliyoruz Türk milleti olarak ..

  5. Osman G dedi ki:

    Şu an ki durumu bizlerin algılayabilmesi için anlamlı bir söyleşi olmuş. Birçok farklı boyuttan durumumuzu idrak etmemizi olanaklı kıldığınız için teşekkür ederim. Umarım ilgililer, “asıl okuması gerekenler” bu söyleyişiyi okurlar ve hayatımızı daha istendik düzeye getirmek için çabalarlar, çok ihtiyacımız var…

Bir yorum bırak

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.

Bir yorum bırak