Ak Parti Kazanabilir mi? / Servet Kızılay

Ak Parti Kazanabilir mi? / Servet Kızılay

         Servet Kızılay

AK Parti giderek artan büyük sorunlarla karşı karşıya. Kimilerine göre 16 yıllık bir iktidarın doğal sonucu. Hatta bunca uzun iktidarda kalmaya göre; bu sorunlar, yine de önemsiz ya da halledilebilir bir çerçevede. Uzun süreli iktidarın yıpranacağına dayanan bu tür yaygın görüşler, doğruluk taşısa da; meseleyi berrak hale getirmeye yetmez. Ayrıca iktidarın ömrünün ve akibetinin ne olacağını da tam olarak söylemez. Bundan dolayı tatmin edici bir açıklama sayılmaz.

AK Parti hem teorik hem de pratik alanı kapsayan iki düzeyde karışıklık yaşıyor. Bu iki düzeyde göstermiş olduğu siyasal tepkiler ona kan kaybettiriyor, hızlıca yıpranmasını sağlıyor, kontrolü kaybettiriyor. Bu iki düzeyi şöyle formüle edebiliriz:

Birinci Düzey; Söylemde yaşadığı karışıklıktır. Bu düzey, aynı zamanda en kritik düzeydir. Söylem düzeyi derken şu içeriğe göndermede bulunuyoruz: AK Parti, kendisini Türkiye’nin siyasal hayatında en başarılı ve uzun ömürlü iktidar kılanın; etkili bir propaganda, logo, tanıtım, reklam gücü…vb olduğunu zannetmeye başladı. Böylelikle kendini ne kadar iyi ifade ederse o kadar etki yapacağını, insanları ikna edeceğini düşüncesine vardı. Bu anlayış, algı yönetiminin modern siyasette olduğu gibi modern düşüncede de en etkili yol hatta biricik yol olduğunu varsayıyor. Yani insanlar artık siyasi olgular, olaylarla değil onları yorumlayan söylem biçimlerine bakıyor, diyen anlayışın pespektifini yansıtıyor. Bir şeyin bizzat kendisini değil onun kurgulanmasını, anlatılmasını esas kabul ediyor. Belki bu yüzden medyaya sahip olmayı çok önemsedi ve onu ele geçirerek siyasi hedeflerinde kullanmayı denedi.

Hâl bu ki; AK Partiyi iktidara getiren ve iktidarda tutan şey, kendini iyi ve başarılı anlatabilmesi değildi. Bilakis, Türk siyasetinde merkez tarafından dışarıya atılanları, bırakılanları, çok iyi ve başarılı anlatabilmesiydi. Yani çevre denilen ezilmişlerin-dışlanmışların taleplerinin sözcüsü, kısık seslerin güçlü sesi olmasıydı. Baskıya, aşağılanmaya, değerlerin yok sayılmasına karşı koyduğu iradeydi. Bugün Demokratikleşme adı altında işlenen; İnsan hakları, Adalet, Özgürlük, Hak-Hukuk gibi kavramların altını kalın bir şekilde çizmesiydi. Bu unsurların giderek Güvenlik Politikalarına yerini bırakması, Devlet Aklı’nın ya da Derin Devletin talebi olan Başkanlık Sisteminin üstlenilmesi, onu iddialarından oldukça uzaklaştırdı. Öte yandan “Partili Cumhurbaşkanı” ile temsili en üst düzeye çıkarmaya gayret ederken; Cumhurbaşkanı ile Parti ve Milletvekilleri arasında temsilin tek taraflı olarak bozulması, başka bir çelişkiyi ortaya çıkarmıştır. Yani temsil, genişletilmek istenirken daha fazla daralmıştır.

İkinci düzey ise; gösterim düzeyidir. Bu düzey daha partik şeyleri kapsar. Lakin siyasetin pratik alanda kendini ifade etmesinden dolayı oldukça önemlidir. AK Parti, sosyal planda kendisinden çıktığı tabana yabancılaşarak ya da arayı giderek açarak farklı bir karışıklık içine girmiştir. Kendisiyle başlayan, AK Gençlik denilen sosyolojik bir tip üretmiştir. Bu tipoloji; metroseksüel (bakımlı), pahalı ve yelekli takım elbise giyen, yaka mendili, fular taşıyan, statüyü, ilşkileri önemseyen, lüks otolara düşkün, bazen babaları akrabaları üst düzey partili kısacası seçkin yeni yetmelerden oluşan fakat entelektüel seviyeleri düşük, siyaseti mevki makam, yükselme aracı olarak kodlamış tuhaf bir sınıf. Şayet dinlerlerse bir öneri olarak, yelekli takım elbiselerin ivedilikle yasaklanması konusunda verilebilir. Bu türlü pratiklerin dışında; Partililerin ahlaki tutumlarındaki çeşitli sapmalar, lüks iftar sofraları, otolar, gereksiz harcamalar…vb gibi pratikler, olumsuz sayılacak durumları ortaya çıkarır. Kısacası; bu düzeyde siyasal gösterim yerini göstermeye (teşhire) bırakmıştır. Tutum ve davranışların dolayımsız, uç biçimlerde dışarıya aktarılması, modern bir hastalıktır fakat bunun siyasal alan üzerinden yapılması başka yıkıcı sonuçlar doğurur.

AK Partinin kazanabilmesi ve başarabilmesi, toplumsal uzlaşının (adalet), ekonomik dağılımın (kalkınma) ve benzeri şeylerin yeterliliğine bağlıdır. Yani onu sadece iktidar yapan değil aynı zamanda iktidarda tutan (meşruluğunu sağlayan) çevrenin taleplerini merkeze dayatmasına bağlıdır. Tersini yapmasına bağlı değildir.

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.

Bir yorum bırak