Ahmet Güneştekin’in sorumluluğu – Fikrikadim

Ahmet Güneştekin’in sorumluluğu

Ömer Lekesiz / YeniŞafak

Ömer Lekesiz / YeniŞafak

Sözümüzü dikili taş üzerinden sürdürelim:
Sezer Tansuğ, Şenlikname Düzeni’nde Nakkaş Osman’ın III. Murat Surnamesi’ndeki minyatürlerinde, eğlencelerin yapıldığı alanda yer alan obeliks kaidesinin dört cephesinde çeşitlenerek tekrarlanan tasvir sistemini ele aldığını ve bunu yazma minyatürlerinde, karşılıklı iki sayfada tamamlanan, yüzlerce defa tekrarlanan benzer bir düzen çevresinde uyguladığını söyleyerek, bununla aynı zamanda obeliksteki tekdüzeliliği bozduğunu, diğer bir söyleyişle obeliskteki hareketsizliği hareket sayesinde aştığını belirtir.

Ahmet Güneştekin’in Milyon Taşı’nda ise orjinaline göre kendi cinsinden yine durağan bir tekrar söz konusu iken, iletilmek istenilen mana (ya da mesaj) yedi katmanla sağlanmak istenilen ima’nın insafına bırakılmıştır ki, bu durum Güneştekin’in sadece Milyon Taşı heykeli için değil, harf merkezli resimleri ve enstalasyonları için de geçerlidir.
İma etme ise Osman Hamdi’den beri yerli sanatın aşamadığı, hatta aşmak ne kelime onu farklı form ve içeriklerle tekrarlamayı çözümsüzlüğün kendisine dönüştürdüğü bir hastalığın adıdır.

Bu hastalığın biri sanatsal anlam arayışı, diğeri uygulama olmak üzere iki boyutu bulunmaktadır.
Şöyle ki, tarikat kültürüne mahsus bir sembol olan Simurg’un manevi bir yükselişi ya da daha açık bir söyleyişle insan-ı kamil’i temsil etmesi, asıl karşılığını idrak noktasında ya da sözel olarak ancak kendi hikayesi içinde bulabilmekte, dolayısıyla bu manada fenomenal düzeye aktarılması mümkün bulunmamaktadır. Aktarılmaya çalışıldığında ise kendi bağlamından kopartıldığı için, manayı imalar eşliğinde idealize etme sorunun bir parçasına ya da doğrudan taşıyıcısına dönüşmektedir. Oysa ki, (modern) sanat idealize etmez, gösterir.

Öte yandan, özellikle son on beş yıldır, ima yoluyla idealize etmede veya idealize ederken zorunlu olarak imada bulunmada harf merkezli uygulamalara sıkça yaslanılmaktadır.
“Harf” derken elbette onu mızrağın, kılcın keskin ucu anlamıyla esas alan Arap, İbrani, Arami, Süryani elifbalarındaki harfleri kastediyorum. Bu elifbalardaki harfler (örneğin elif, vav gibi) tek başlarına bir şeyin adı olabildikleri ve metafizik bir durumu ifade edebildikleri gibi, yara-lamak anlamıyla bir kelimeyi oluştururken de büyülü bir hissiyatı, tanımlamayı ifade ederler ki, ancak bu vasıtayla bir hikmetin, irfanın kapları hükmündeki cümlelere dönüşürler. Bunun aksi de sabittir: Osman Hamdi’de çokça görüldüğü üzere, o harfler bir eskimişliğin, gericiliğin ve hatta dine yöneltilmiş hakaretin kaplarına da dönüştürülebilirler.
Bunların sanatsal bir sorun (çözümsüzlük) olmaktan çıkartılması ise asliyetlerine uygun düzeylerde kullanılmalarıyla, örneğin hat’ın hat olarak yapılmasıyla (ki, hat ima etmez, bilakis imayı iptal eder) mümkündür. Diğer bir söyleyişle Nakkaş Osman’ın obeliks merkezli niyet ve çabasını iyi okumakla, yani tekrar yoluyla tekrarlanmaz olana ulaşmayı hedeflemekle ancak sanatsal bir dönüşüm mümkün olabilir ki, bu da yine ilk özü korumakla, sentez yaparken bile onun biricikliğini sabit, ayrı ve farkedilir tutmakla mümkün olabilir.

“Ahmet Güneştekin’in sorumluluğu” derken kastettiğim de budur. Yoksa onu tek başına sanatta elzem olan yeni kurumlaşmanın zorunlu muhatabı saydığımdan değildir ve bu manada sorumluluk en geniş anlamıyla milli bir duyarlılığa sahip olanların ortak derdidir.

Güneştekin’in buradaki önceliği, son on beş yıldır yanlışıyla, doğrusuyla ima etme sorununun göbeğinde yer almasıdır.
Ben kendi adıma bu yer alışı olumsuzlamıyorum bilakis bunda bir umut ışığı görüyorum.
Şöyle ki, sanat planındaki yanlışlar, doğruluk alemine götüren bilete dönüşebilir ve Güneştekin’in mevcut sanat samimiyetindeki samimiyetini de belgeleyen ağır işçiliği, felsefi bir arkaplana sahip oluşu ve Doğu kültürüne mahsus bir zeminde kompleksiz duruşu da söz konusu umut ışığının münadisi olarak nitlenebilir.

Ancak, Güneştekin(ler), Nakkaş Osman’ın torunları olma bilinciyle, arz üzerinde dünden bugüne sanat konusunda gerçekleştirilmiş olandan (Doğu-Batı ayrımına düşmeksizin) bizzat yararlanarak, kültürel aidiyetlerini işlerinde ima ederek değil açıkça göstererek, kendilerine (ve kendi zamanlarına) mahsus olanı keşfetmek suretiyle görünürlüğe doğru sunabilirler ve böylece Batı sanatının hegemonyasını da kolayca aşabilirler.
Bu şimdi (el-an) Ahmet Güneştekin’in sorumluluğunda değilse kimin sorumluluğunda olabilir ki?

YAZAR HAKKINDA

fikrikadim.com sitesinin görüllü editörü
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.

Bir yorum bırak