Ağacı kesip yerine Cami dikelim(?) – Fikrikadim

Ağacı kesip yerine Cami dikelim(?)

Çevre sorunu; doğaya sahip çıkma çabası, doğa sevgisi gibi yaklaşımlar, sanayi devrimiyle; modern hayatla başlar… Batıda bugünkü anlamıyla doğa sevgisi, doğaya sahip çıkma isteği ise 18-19 yüzyıllarda romantiklerle/romantizmle başlamıştır. Romantizm malumunuz geniş kapsamlı bir terim; sezgi ve muhayyileye önem verme, sanat, yaşantı özgürlüğü, kurulan düzene karşı olmak ve en önemlisi, doğayla uyumlu bir ilişki kurmak romantiklerin başta gelen özelliklerinden.

Bu romantizm denen şeyin nerede ve nasıl başladığı taştırmalı olmakla birlikte İngiliz sanat tarihçisi Kenneth Clark’ın tespitlerine göre 18. yüzyılda Hıristiyanlığın zayıflaması, doğa aşkının dinin yerini almasıyla başlayan bir süreç. Bunu ilk başlatanların şimdi adını dahi hatırlamadığımız Willim Collins gibi şairler olduğunu anlatır. Fransız düşünür Rousse’nun bu şairlerden etkilenerek romantizmi belirli bir felsefi ekol haline getirdiğini izah eder.

Ama genel kabul romantizmin batıda “Aydınlık çağı” diye bilinen ve o sıralarda Avrupa’da çok yaygın olan felsefi akıma karşı başlamış olmasıdır.  Aydınlık Çağı, Isac Newton’un kullandığı yöntemlerden çok etkilenen John Lock gibi filozofların başlattığı, her türlü sorunun mantık ile çözülebileceğine inanan, sezgi ve içgüdüye hiç önem vermeyen ekoldür diye özetleye biliriz. Elbette romantikler bilime karşı değillerdir ama estetik güzelliğin, sezginin bilimsel gerçekler kadar gerekli ve önemli olduğunu ileri sürmüşlerdir.  Ve bu akımın kuşkusuz lideri Rousse’dur. Onun doğaya dönün çağrısı Avrupa’da büyük yankılar uyandırmıştır o kadar ki Fransa’da bazı asilzadeler köylü kızlar gibi giyinip kırlarda çobanlarla arkadaşlık etmişlerdir.  Rousse’ya göre en mükemmel insan, yıpranmış, sahtekârlıklar dolu Avrupa ülkelerinde yaşayanlar değil, tabiatta, doğayla uyumlu yaşayan Kızılderililerdir. Kısaca romantizm insanın doğayla ve çevreyle barışık yaşama çabasıdır. Ve merkeze insanın çıkarlarını, ihtiraslarını, endüstriyel gelişmeleri öne almaktan çok onu, tabiatla, doğayla uyumlu olarak yaşamaya davet eder…

Goethe ile birlikte romantizmin en ünlü şairlerinden biri olan William Wordsworth, Nergisler adlı şiirinde bu daveti çok güzel anlatır;

Vadiler ve tepeler üzerinde,

Dolaşıyorken tek başıma

Dalgalanan bir bulut gibi

Gölün kıyısında, ağaçlar arasında

Gördüm birden küme küme,

Rüzgârla sallanıp dans eden

Bir sürü yaban nergisini

Manş denizinin diğer yakasında yaşayan Alman şair Goethe ise doğa gezilerini Wordsworth’e yakın duygularla bize aktarır;

Yalnız yürüdüm

Ağaçlar arasında

Hiçbir şeyi aramıyordu.

Bir çiçek buldum

Gölgede büyüyordu

Bir yıldız gibi parlıyordu

Küçük bir göz gibi güzeldi…

Bu şiirlerin yüzlercesini okuyarak büyüyen bir çocuğun doğa sevgisi ve doğayı nasıl algılayacağı önemli bir sorudur.

İnsanın doğayı, ekolojiyi anlaması dış dünyayla buluşması anlamında romantizm önemli bir çaba göstermiştir. Sanayi devriminin, kapitalist üretim biçiminin, hayatımızı kuşatmasına karşın batıda önemli işlevler görmüştür..

Batı denince alışkanlık gereği bir de bize yani İslam toplumuna dönmemiz gereklidir. Tabiata nasıl baktığımız önemli bir meseledir zira şehirlerimizi, çevremizi, hayatımızı, canlılarla olan ilişkilerimizi buna göre şekillendiririz.

Mesneviden bir bölümle giriş yapalım.

“Sofinin biri, bir bağda neşelenip açılmak için soficesine yüzünü dizine dayamış, varlığının derinlerine dalmış gitmişti. Herzevekilin biri onun bu uykusundan usandı. Dedi ki: Ne uyuyorsun yahu? Bir başını kaldır da üzüm çubuğuna, şu ağaçlara, “Allah’ın rahmet eserlerine bakın” dedi… Yüzünü şu rahmet eserlerine çevir, seyret!

Sofi dedi ki: A heveskâr kişi, Allah eserleri gönüldür… Dışarıdakilerse ancak ve ancak Allah eserlerinin eserleridir. Bağlar, bahçeler, yeşillikler, gönüldedir… Dışarıdakiyse akarsuya vuran akislere benzer. O görünen bağ, suya akseden hayali bir bağdır… Suyun letafeti yüzünden oynar durur!

Bağlar, bahçeler, meyveler, gönüldedir. Onların letafetinin aksi, şu suya toprağa vurmuştur!”

Fark etmişsinidir bizim sufilerimiz, şairlerimiz de tabiattan bahsederler… Mevlana’da bunun en önde şahsiyetlerinden biridir. Ha keza Yunus’un meşhur sarıçiçeğini unutmamak gerekir. Ama arada önemli bir fark vardır. O da insanın tabiatla ilişkisi… Sadece Tanrı üzerinden anlamlıdır ve tabiat tamamen iç dünyamıza yolculuğumuzla değerlidir. Yani hep içimize, enfüsumuza dönmeye çağırır, tabiatı tabiat olarak anlamaya onu öyle var kılmaya davet etmez…

“Pastoral şiir bizim edebiyatımızda en az işlenen şiir türüdür. Bir şiir düşünün ki, bütün sözle çizilen şey, tabiattan, tabiat içindeki hayattan, kırdaki yaşayıştan bahsetsin; arada bir andığı sevgiler, bilgiler falan hep ikinci planda kalsın; bütün mısralarını okuyup bitirince içimizde bir kır gezintisinden kalan izlenimler birikmiş olsun; konu tabiat, sevgili tabiat, benzetme unsurları tabiat olsun… Divan edebiyatında böyle tek bir şiire rastlamanın imkânı yoktur. (Behçet Kemal Çağlar-Ekrem Yirmibeş 1967 Türk edebiyatı II. Kanat Yayınları s.12-13)

Halk ozanları, dervişler, sufiler her zaman tabiatın içindedirler, ama şiirlerin tamamında tabiat sevgiliye, tanrıya ulaşmanın bir aracıdır.

Yukarıda anlattıklarımız için “Bunlar neyin nesi? Sözün uzadı, sadede gel.” diyenler olabilir. Ben de uzatmadan konumuz: Müslüman düşüncenin tabiata, çevreye bakışı, diyeyim

Günümüz Müslümanları, ağaçta tabiatta taptıkları tanrıyı bulamayınca kesip, yerine betondan taştan camiler dikmeye başladılar. Tanrıya tapındıkları camilerin yanına da AVM’ler, yüksek katlı binalar dikiyorlar. Tabi haklılar… Tabiatı içinde tanrıyı bulmak üzerine okursanız sonrada arayıp bulamaz/göremezseniz. Yakar yıkar, taştan camiler yapar, tanrınıza tapınırsınız.

Peki, Peygamberin “Kıyamette kopsa elinizdeki fidanı dikiniz.” anlamına gelen hadisi mealini nasıl anlamalıyız?

Nasıl olacak (?)

Ağacı dikin çünkü ağaçtan iyi odun çıkar!

 

-Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve fikrikadim’in editöryel politikasını yansıtmayabilir-

YAZAR HAKKINDA

Fikr-i Kadim Yayın Yönetmeni (Yazarın diğer yazılarını okumak için lütfen isme tıklayın.)
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

5 adet yorum var.

  1. hasan dedi ki:

    Yazarın ufuk açan fikirleri ve yazı uslubu güzel ama sanırım ortada bir sorun var ülkeyi yöneten milli görüş geleneğinden gelenlerin dini anlayışlarıyla halkın dini anlayışını aynı kefeye koymuş. Oysa halk ağaca, bahçeye çok önem verir. Ama diğer taraftan haklın bu kadar rant oluşan inşaat sektörüne, yeşilin katlline kimsede ses çıkarmıyor.

  2. Ömür Çelikdönmez dedi ki:

    “Ağacı dikin çünkü ağaçtan iyi odun çıkar!” bu sonuç cümleniz herşeyi anlatmaya yeter

  3. kaya dedi ki:

    Hayati Esen konuya bir başlangıç yapmış sanırım.Daha detaylı irdelenirse o zaman daha anlaşılır olur diye düşünüyorum.Ayrıca Hasan isimli yorumcuya artık şu edebiyatı bırakalım diyorum.Yok politikacılar farklı,halk farklı…Halktan yetişiyor bunlar.Tutupta başka yerden gelmiyor.Bütün bu yanlışlar bir avuç politikacının pragmatis duygularından mı kaynaklanıyor?Hadi kaynaklanıyor al değiştir halk olarak.Değiştiriyorsun yerine gelen yine aynı…Eee halk olarak iç hesaplaşmamızı yapmamız lazım

  4. Doktor dedi ki:

    Biz herşeyi batının bakış açısında mı tatışacağız. Bizim medeniyetimizin bakışı hep referansımızda olmalı

  5. musluman dedi ki:

    Sen bati kulturune ve sairlerine bakarsan Kıyamette kopsa elinizdeki fidanı dikin hadisinden sen sadece bunu çıkarirsin…

Bir yorum bırak