Sığınmacılar: Hayalet ile Zombi̇ Arasında / Servet Kızılay

Sığınmacılar: Hayalet ile Zombi̇ Arasında

Servet Kızılay

Doğal gelişim ve nedenlerden değil, baskın siyasal nedenlerden dolayı “milyonlarca” insan sığınmacı oldu. Onların sığındıkları yer, siyasal sınırlarla çizilmiş bir mekandan (ülke(ler)den) fazlaydı aslında. Bu mekan, varoluş sınırlarında onca insanın sığabileceği kadar geniş de sayılmaz üstelik. Hatta o kadar dardır ki, bir mezara benzer. Ne de olsa insanlar canlarını ve geride neleri kaldıysa kaçırabildiklerinde, çok uzağa da gidemezler: Ya onları kendi içlerine kapanmayla yüz yüze bırakırız ya da onları kendi içlerine kapatmayla cezalandırırız. Kısacası; bir hayalete dönmek ile bir hayalete çevirmek arasında amansız kovalamacanın sürmesidir söz konusu olan.

Evet! Her gün önümüzden geçen fakat hiçbirine dokunamadığımız sayıları milyonlara varan hayalet var. Onları nicelik olarak sayabildiğimiz ölçüde görünür olmaktalar. İstatistik verilerine göre sıraladığımızda “hepsi oradalar”. Onları anlatırken “bin, milyon…vb” gibi niceliğin keskin ayrımlarıyla böleriz ve tanımlarız. Orman yerlileri hakkında çalışan bir Antropolog, yerlilerin Avrupalı gibi olmayan bir sayı sistemini kullandıklarını, bu sayı sisteminin de ilkel ve kaba olduğunu keşfeder. Buna göre; yerlilerde sayılar, bir (1) ya da Çok’tur. Bir(1)in dışındakilerin hepsi fazla yani çoktur. Bizim kullandığımız niceliksel kategoriler, bu sayı sistemine göre iflas etmiştir ya da onlar sayı saymayı bilmeyen ilkel ve kaba, insanımsı varlıklardır. Kimse bu modern hayatta (paradigmada) niceliksel kategorileri tartışma durumunda değil. Bu yüzden sığınmacılar, bir türlü adet olmaktan kurtulamıyor, insani çok(luk) olamıyor. Onlar sadece sayıları kadar sorun demek; barınma, yeme-içme, eğitim, istihdam, entegrasyon, güvenlik…ve benzeri bir sürü can sıkıcı sorunlar.

Bir yunan filozofu “zorunluluktan doğan her eylem, tabii olarak üzücüdür” demiş. Belki yine bu yüzden onların yerlerinden-yurtlarından edilmesi, derin bir üzüntü taşır. Öte yandan sığınmacıları sorun olarak görenler, onları zorlama bir biçimde soruna çevirdiklerini kabul etmemekte. İktidar merkezli büyük kocaman laf edenler, iktidar olma arzusuyla büyük şehvetle strateji yapanlar, sığınmacıların durumunu hesap dışı tutar yahut küçük bir hata olarak değerlendirir. Genelde işler tersine gittiğinde verilir bu refleks.  Ne de olsa büyük devlet, büyük bir oyuncu olmak, sürü diye gördükleri üzerine rahatlıkla zar atmayı gerektirir.

Zombiler -Yürüyen ölüler (the walking dead):

Hayalet ile Zombi arasında fark vardır. Bizler uzun süreden beri, insanın sadece ekonomik bir varlık olarak konumlandığı ve tanımlandığı bir hayat ve dünya içinde her şeyi dişleyerek ilerlemekteyiz. İnsanı tüketerek ya da daha doğru ifadeyle Beşerleştirerek yani insanın hayvani tarafları varlığın esası kabul ederek yola devam ediyoruz. Zombileşmemiş insana tahammül etmek de olası değil. K. Marks’ın dediği gibi; O yani “öteki” (henüz zombileşmemiş insan) ya yol boyunca kullanıp eskitilecek bir hizmet nesnesidir ya da her türlü oyuna, düzenbazlığa, dolaba başvurarak ortadan kaldırılmasa bile atılacak bir rakip yahut ayak bağıdır. Üretim-tüketim çarkları arasında ruhunu da aklını da makinalara kaptıran, hırsları, bencilliğiyle gözü dönmüş zombiler, hislerini vicdanlarını kolaylıkla menfaat ve iktidar adına terk edebilmeyi rasyonel bir eylem sayar. Adımlarını ona göre atar, yürürler. Dünyada kalmak ve dünya için kalmak kokmuş cesede dönen biyo-politik söylemlerinin meşru aracıdır. Yine belki bu sebeple modern paradigmanın bütün kültürleri ve insanları ısırarak kendine benzetmesi, yok etmesi, yani zombileştirmesi haklı eleştirilere uğrar.

Sığınmacılar bazan peşlerine düşülen ve entegrasyon adı altında onların istekleri, talepleri, acıları, göz ardı edilerek zombileştirilmeye çalışılan insanlardır. Bilhassa Avrupa’da sonu gelmeyen entegrasyon programları ve uygulamaları bunlardandır. Sığınmacılara karşı gösterilen tepkiler (“onlar ekonomimizi bozdu”, “ne işi var arabın burda”, “onları kovalım” vb nefret içerikli söylemler, onlara karşı olumsuz davranışlar…) zombilikten gelen dışa vurumlar olarak, onları ısırmak ister.

Zombi kendisinden kaçılandır, hastalık taşıyandır. Oysa hayalet, kendisinden korkulan ama kendisine asla dokunmanın mümkün olmadığı bir nitelik taşır. Sığınmacılar; hergün yanlarından geçerken duraksamadığımız, yanımızda sessizce akan, çok az da olsa dilenirken vicdanlarımıza hafifçe dokunan fakat ne olursa olsun içlerinden geçebilinen varlıklar olarak aramızda dolaşmakta. Öte yandan hayalet olmak ile hayalete çevrilmek arasındaki fark, arasından geçilebilecek bir yol ya da köprüye asla izin vermemekte.

BUNLARDA VAR

YAZAR HAKKINDA

  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun
Bloga e-posta ile abone ol

Sitemize abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.